Gıdaların içine ne ünlü markaların neler koyduğunu ne yalanlarla halka yutturulduğunu biliyoruz, ancak kendine güvenen kuruluşlar, rakipler ve ahlaklı, cesur insanlar düşünmeli. Ahlaksız üreticiyi yola ketirmek için kurumlar ve kendi ürününün farkını göstermek için üreticiler çeşitli uygulamalara gitmeliler, reklamdan daha iyisi olan uygulamalara.
Bunun en iyi yolu medya televizyonun içine bilim adamını, araştırma görevlisini, kimyagerini koyacaksın herkesin gözü önünde büyüklü küçüklü firmaların ürünlerini test edeceksin çok basit, özellikle yabancı ürünleri, içeceklerini, tatlılarını, besin takviyelerini, herşeylerini milletin gözü önünde teşhir edeceksin. en iyi yöntem budur.
Ayrıca iyi bir kalite onay birimi kurulmalı ülkemizde, çünkü ülkemizdeki bilmem ne sertifikalı bilmem ne onaylı yazan şeylerin yaptığı sadece, içinde şu zehirli madde var mı yok içinde gerçekten dometes mi var yoksa turşu mu, bu kadar yani, sen zehirli dometes satsan içine bakacak gerçekten dürüst satıcı mı zehirli domates aynen kutuda yazdığı gibi tamam okey zehirli domates artık tarım bakanlığı onaylı..
Onayı kimlerden alıyorlar, onları kim onaylıycak..
27 Eylül 2011
15 Eylül 2011
laiklik nedir sorusu ve cevabı
Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil, din ve devlet işlerinin ayrı şeyler olduğunun belirtilmesi ilkesidir.
Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş olan "laik" sözcüğü, "din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk" anlamına gelen Latince "laicus" sözcüğünden gelmektedir. Roma döneminde din adamlarına "Clerici" din adamı olmayanlara da "Laici" adı veriliyordu.
Neyin ne olduğuna karar vermek için nasıl bir tabiattan nasıl bir kimyadan oluştuğuna bakmak lazım. Çokları laiklik tanımını kısır ifadelerde ve alışıldık sloganlarda aramaktadır. Bu sebeple bunun daha az cümleyle etkili ama öz ifadelerle gerçeğini vurgulayalım. Yazımızda bu şekilde başlıyor zaten..
Laik kelimesi Yunanca laos, laikos sıfatlarından gelir, Latincesi laicus’tur. Laos: halk, kalabalık, kitle demektir ve zıddı kleros’tur. Laikos: halka ait, ruhban olmayan demektir. Laicus: dinsel olmayan, demektir . Türkçeye Fransızca laik kelimesinden girmiştir.
Orta çağda ve eski çağlarda devletin dini bir tarzda ülke yönetimi dini dinden çıkarmış 3 tutam siyaset 5 tutam gelenek, 20 tutam hurafeyle karıştırmıştır. Böylece halk bir dini yaşamaktadır, ancak yaşadıklarını sandıkları dinin başkalaşım geçirmiş halini yaşamaktan ibaretti yaşamları. Bu akıl düzeyi olarak basit ve bayağ yozlaşmış yol herkese cazip gelmiş, cahilliği ve arzularını din diyor diye iftira atarak yapmaya başlamışlardır, böylece yobazlık artmış, bu durum tağutun şeytanın değişmez taraftarlarını celbetmiştir.
okuyun!
.................
Laiklik devlet işlerinin akıllıca, şuurluca yürütülmesi demektir, şuursal akıl insana özgüdür, bu bakımdan laiklik adam gibi ülkeyi yönetmektir.
İlk Melis’te bir gün laiklik söz konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün Meclis’e başkanlık ediyordu. Meclis’in tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Kızgın bir tavırla:
- Arkadaşlar, bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz, ben bu laikliğin manasını anlamıyorum.
Diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden eline kürsüye vurarak:
- Adam olmak demektir hocam, adam olmak! Diye hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.
(Ali KILIÇ, Atatürk’ü Anmak, S.253)
Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş olan "laik" sözcüğü, "din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk" anlamına gelen Latince "laicus" sözcüğünden gelmektedir. Roma döneminde din adamlarına "Clerici" din adamı olmayanlara da "Laici" adı veriliyordu.
Neyin ne olduğuna karar vermek için nasıl bir tabiattan nasıl bir kimyadan oluştuğuna bakmak lazım. Çokları laiklik tanımını kısır ifadelerde ve alışıldık sloganlarda aramaktadır. Bu sebeple bunun daha az cümleyle etkili ama öz ifadelerle gerçeğini vurgulayalım. Yazımızda bu şekilde başlıyor zaten..
Laik kelimesi Yunanca laos, laikos sıfatlarından gelir, Latincesi laicus’tur. Laos: halk, kalabalık, kitle demektir ve zıddı kleros’tur. Laikos: halka ait, ruhban olmayan demektir. Laicus: dinsel olmayan, demektir . Türkçeye Fransızca laik kelimesinden girmiştir.
***
Orta çağda ve eski çağlarda devletin dini bir tarzda ülke yönetimi dini dinden çıkarmış 3 tutam siyaset 5 tutam gelenek, 20 tutam hurafeyle karıştırmıştır. Böylece halk bir dini yaşamaktadır, ancak yaşadıklarını sandıkları dinin başkalaşım geçirmiş halini yaşamaktan ibaretti yaşamları. Bu akıl düzeyi olarak basit ve bayağ yozlaşmış yol herkese cazip gelmiş, cahilliği ve arzularını din diyor diye iftira atarak yapmaya başlamışlardır, böylece yobazlık artmış, bu durum tağutun şeytanın değişmez taraftarlarını celbetmiştir.
***
Milletin duygusal ve akılsız tutumu herşeyin dinle ilgisi olmadığı gerçeğini anlayamaması, herşey Allah tandır, ama herşey dini değildir bunu anlayamazlar. Örnek, kitap dini bir kelime değil, ağaç, kuşlar, toprak, altın, üzüm, ampul, devlet.. bütün sözlüğü yazmayalım şimdi buraya.. Bunun dışında İnsanın dini olur, demirin, çeliğin kimyasının dini yoktur, dünyanın eksenin, tabiatın dini yoktur, ancak hepsi Allah ın yarattığı kurallara göre şekillenir ve böyle sürer gider. Din şuursal anlayışa hitap ettiğinden bireysel insan içindir. Tüm bireylerin hayatına etki edincede kitlesel bir anlayış hüküm sürerek aslında Allah ın istediği toplumsal yaşayışa kavuşulmaktadır, ancak dediğimiz gibi bireysel anlayışa hitap ederek bunu yapmaktadır din. Din ülke yönetim şekli değildir, Kuran da ki tanımda bunu söyler ama hurafelerle tağut tam aksini kabul ettirmiştir, Kuran da der ki, ülkeyi bununla yönet, bu ise göründüğü gibi sisteme, devlete hitap edilmiyor, insana hitap ediyor, bu kadar.. başka bişey demez ve zaten bunu derken ayetin öncesi sonrası vardır, her zaman ayetlerin öncesinde, sonrasında şöyle der diyip, hemde yine hurafeleriyle çorba yaparak sunan güruh bunu görmezden gelmekte, silip geçmektedir, Allah ın Ayetlerini hepinizin ruhu bir araya gelse silemezsiniz, buna çalışanların ülkeleri kendileriyle beraber insanlığın en aşağı yönetimlerinde yaşamaktadır. Bu ayet zaten Peygambere hitap etmekte, öncesinde sonrasında da ahlak ve adaletten söz etmektedir, yani laiklikten!.. ahmaklar.. okuyun!
.................
Laiklik devlet işlerinin akıllıca, şuurluca yürütülmesi demektir, şuursal akıl insana özgüdür, bu bakımdan laiklik adam gibi ülkeyi yönetmektir.
İlk Melis’te bir gün laiklik söz konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün Meclis’e başkanlık ediyordu. Meclis’in tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Kızgın bir tavırla:
- Arkadaşlar, bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz, ben bu laikliğin manasını anlamıyorum.
Diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden eline kürsüye vurarak:
- Adam olmak demektir hocam, adam olmak! Diye hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.
(Ali KILIÇ, Atatürk’ü Anmak, S.253)
09 Eylül 2011
hurafelere tepkiye devam
Hurafeler asırlardır insanlığı meşgul etmiş ve yanlış yollara sürüklemiş bir sözdür, herhalde hurafelerin şeytanın sözleri olduğunu söylemeye gerek yok..
Müşterilerinin isteği üzerine sipariş olarak hadis üretenler de vardır. Birçok tüccar sattıkları mallara karşı halkın ilgisini artırabilmek için ilgili malların yararlarını anlatan hadisleri, para karşılığında hadis simsarlarına uydurtmuşlardır. Örneğin koku satıcılarının güzel koku kullanmanın faziletleri hakkında uydurttukları hadisler buna örnektir. Şube bin Haccac’ın ifade ettiği gibi 1 kuruş karşılığında 70 hadis uyduran Ebul Muhezzem gibiler, hadis uydurucularına birer örnektirler.
Görüldüğü gibi hadis dedikleri cikletten çıkan maniler gibi satıcıya para kazandıran boş ve aldatıcı sözlerden ibaret olmuş. Peygamberimizin isyan ettiği kişilerde, Hz.İbrahim in isyan ettiği kişilerde dindardı ancak kendi dinlerinin ve uydurdukları dinin dindarıydılar. Allah dinleri yollamaya devam etmiş ki sorumluluğun kendine ait olan kısmını tamamlamış olsun, belli ki insanlardaki çoğu yola gelmez yaratışlar baki kalmış. Elinde sonunda şeytan bu karakterleri kafaya takmış bir yolunu bulup götürüyor, herkesin gözü önünde dini aşağılatmaya devam ettiriyor korku filmi gibi..
Kimileri itibarlarını artırmak, insanlar karşısında saygınlık kazanmak adına günümüzde de olduğu gibi dini tekellerine almışlar, farklılıkları olarakta hurafeleri ve yobazlıklarını nişan edinmişlerdir. Ancak bunların çokları normalde itibar edilmeyecek vasıftaki çokta kaypak insanlarda olabilmektedir. Zaten bu gibi sebeplerledir ki bu yolu seçmişlerdir. Bu gibi dinsel kandırmacaları, bir dünyayı kazanma biçimi ve en tehlikelisi ahireti garantileme olarakta benimsemişlerdir. Dini meslek edinmişler oraya ezberi bilgi ile geldikçe ve sonunda para oldukça, karakter ve gerçek imana göre gökten atanmayacaklarına göre kıt imanlıların bir kısmını kandıracaklar. Kutsal konularda para veya ekmek parası oldukça bu durumlar düzelmez. Gerçi buda olmasa itibar kazanma yarışına girilecek, bunlar için çözüm, bu yolların meşakatli olması , son nefese kadar yorucu ve sadece imanlı bir kişinin çekeceği yanlızlığın hüküm süreceği sadece Allah ı anarak geçecek bi hayata razı olan kişilerdir.
Peygamberimiz’in vefatından ve dört halife devrinden sonra hikayeci-kıssacı denilen bazı kimseler, cami ve mescitlerde oturmayı ve çevrelerinde halka oluşturan cemaate vaaz ve öğütte bulunmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Aslında bu kimseleri vaaz ve öğütten ziyade, halkın nazarında kazanacakları yüksek mertebe ve şöhret ilgilendiriyordu. Vaazlarını, kendilerini bu amaca götürecek bir şekilde hazırlıyorlardı. Bunlar şöhrete giden yolun, halkın nazarında önemli bir müessese olan dinin, dini duyguların tahrik edilmesinden geçtiğini bildikleri için, onları coşturacak şekilde vaaz ediyorlar, dramatik konuşmalarla halkı ağlatmaya gayret ediyorlardı. Bunun için Peygamber’imizin adına düzenledikleri garip hikayelerle konuşmalarını süsleyerek, halkı etkileme ve inandırma uğraşı içindeydiler. Halkı en çok etki altında bırakan konuşmaların başında cennet, cehennem tasvirleri geliyordu. Cennet ve cehennem hakkında gerekli olan her şey Kuran’da anlatılmasına rağmen bu hikayeci-kıssacı kesim halkı daha çok hüzünlendirmek, Şaşırtmak ve coşturmak için uydurma hadislerde buldukları zengin hazineyi özellikle bu konuda çok kullandılar. Bu kesimin mesleki başarısı bol hadis uydurmaktan geçiyordu. Ortaya çıkan iç sızlatıcı tabloda belki de insanı en çok güldürebilecek olaylardan biri; bu kıssacılardan Şair Külsüm’ün dilini burnunun ucuna dokundurabilen herkesin cehenneme girmeyeceğinin garanti olmasını söylemesi üzerine, vaaz ettiği cemaatin bunu denemeye başlamasıdır.
- Günümüzde çok islam araştırmacısı vardır, kaynakta boldur, özgür düşünme ortamını sağlamış avrupalı araştırmacılarda vardır, bunların çoğuda müslümandır, ancak islam dininin ilmi ve medeni bir şekilde avrupaya ve başka ülkelere yayılmasını istemeyen belirgin iki gurup vardır, birincisi kendi gibi cahilce iman edip diğer yandan kültürünü benimsetmek maksadıyla başka ülkelerdeki müslümanlara etki etmek maksadında olanlar, ikincisi başka dinde olup islamiyetin yayılmasını istemeyenler. Bunlar birbirleriye anlaşıpta hareket edebilmektedir müslümanın yobaz olanı diğerine bunlar senin dinini ezecek gel zorlaştıralım hem zoru bizim yaptığımız bize uyar bizim itibarımızda sizin dininizin itabarıda korunur, böylece birlikte bu ülkelerde müslümanlığı katılaştırmakta ve aşağıya çekmektedirler.
Gelenekçi İslamcılar sırf Kuran’dan dinini anlayan Müslümanlar’a çok kızdıkları gibi, yabancı İslam araştırmacılarının da hadislerin güvenilmezliğini ortaya koymalarına çok kızmaktadırlar. Bu araştırmacıların niyeti ne olursa olsun bizi ilgilendiren onların ortaya koyduklarının bilimsel değeridir. Müslüman toplumlarda mevcut olmayan özgür ortama sahip olan bu kişilerin hem ciddi, hem de düşünülmesi gereken hususları ortaya koydukları bir gerçektir. Onların çalışmalarına objektif bir şekilde yaklaşmalı, hatalarını göstermeli ve ortaya koydukları doğru hususlardan yararlanmalıyız. Bu araştırmacılardan özellikle Goldziher’in, Schacht’ın Van Kremer’in, Sprenger’in ve Dozi’nin kitaplarında herkesin yararlanabileceği birçok nokta olduğu kanaatindeyiz. Bunların en ünlüsü Goldziher şöyle der: “Rabbanilerin (Musevi, Hıristiyan din adamları) sözleri, uydurma İncil’lerden alıntılar, Yunan felsefesinin öğretileri, Fars ve Hind kökenli deyişler ve daha niceleri hadis kanalıyla İslam’a girmiştir. Tüm bunlar doğrudan veya dolaylı olarak İslam kültürünün malı haline gelmiştir. Yine dini kıssalardan büyük bir bölümü İslam’a sızmıştır. Eğer hadislerde kullanılan materyali ve Yahudi din kültürünü incelersek bu ikinciden büyük bölümünün, İslam din kültürüne sızmış olduğunu görürüz.” (Goldziher, El Aqide veş şeria, sayfa 42-43)
ZORLAMA ALTINDA UYDURANLAR
Hadis toplama hareketinin ilk başlamasında özellikle Emevi halifelerinin zorlama, tehdit ve işkenceleri önemli yer tutar. İlk hadis toplayan kişi olduğu iddia edilen Ez Zuhri’nin şu sözü bunun delilidir: “Biz hadisi yazmaktan hoşlanmıyorduk. Ne var ki o yöneticiler (Emevi halifeleri ve adamları) bizi buna zorladılar.” Zorlama altında yapılan toplamalarda hadislerin mevcut yönetimin hoşuna gidenleri, mevcut yönetimin iktidar, kültür, gelenek, tarih anlayışını destekleyenleri toplanmış, buna aykırı olanlar elenmiştir. Mevcut hadisler zaten mana ile nakledildiğinden, birçok hadis kelime oyunlarıyla geleneği hükümleştirme yolunda kullanılmıştır. Örneğin Peygamber’in kendi şahsi tercihi olarak yaptığı bir fiil anlatılırken; “Peygamber buyurdu ki”, “Peygamber emretti ki” tarzında, Peygamber’in muradı olmayacak bir tarzda kullanılmıştır. Tüm bu uydurma ve anlam kaydırmaları ise hiç şüphesiz hakim olan sınıfın, hadis toplama için zorlama yapan sınıfın görüşleri doğrultusunda olmuştur. Zorlama altında dine sokulan uydurmalar, sırf Emevi ve daha sonra Abbasi dönemleriyle sınırlı değildir. Bu dönemde çoğunlukla hadis uydurma yoluyla dine sokulan ilaveler, daha sonra halifelerin, valilerin zorlamasıyla fetva, içtihad adı altında kendini gösterir. Osmanlı döneminde halifeliğin, padişahlık gibi babadan oğula geçebileceği, devletin yararı için padişahların günahsız öz kardeşlerini bile öldürtebileceği şeklindeki görüş, içtihad ve fetvalar hep zorlama altında gerçekleşmiştir ve bunlar, mevcut iktidarların güçlerini devam ettirmek için dini yozlaştırmayı bile umursamadıklarını gösterir. Unutmayın ki, tüm bu fetvalar şeyhülislam etiketini görenin önemli birisi sanacağı, mevcut yönetimin atadığı ve maaşa bağladığı kişiler tarafından verilmiştir. Müşterilerinin isteği üzerine sipariş olarak hadis üretenler de vardır. Birçok tüccar sattıkları mallara karşı halkın ilgisini artırabilmek için ilgili malların yararlarını anlatan hadisleri, para karşılığında hadis simsarlarına uydurtmuşlardır. Örneğin koku satıcılarının güzel koku kullanmanın faziletleri hakkında uydurttukları hadisler buna örnektir. Şube bin Haccac’ın ifade ettiği gibi 1 kuruş karşılığında 70 hadis uyduran Ebul Muhezzem gibiler, hadis uydurucularına birer örnektirler.
Görüldüğü gibi hadis dedikleri cikletten çıkan maniler gibi satıcıya para kazandıran boş ve aldatıcı sözlerden ibaret olmuş. Peygamberimizin isyan ettiği kişilerde, Hz.İbrahim in isyan ettiği kişilerde dindardı ancak kendi dinlerinin ve uydurdukları dinin dindarıydılar. Allah dinleri yollamaya devam etmiş ki sorumluluğun kendine ait olan kısmını tamamlamış olsun, belli ki insanlardaki çoğu yola gelmez yaratışlar baki kalmış. Elinde sonunda şeytan bu karakterleri kafaya takmış bir yolunu bulup götürüyor, herkesin gözü önünde dini aşağılatmaya devam ettiriyor korku filmi gibi..
Kimileri itibarlarını artırmak, insanlar karşısında saygınlık kazanmak adına günümüzde de olduğu gibi dini tekellerine almışlar, farklılıkları olarakta hurafeleri ve yobazlıklarını nişan edinmişlerdir. Ancak bunların çokları normalde itibar edilmeyecek vasıftaki çokta kaypak insanlarda olabilmektedir. Zaten bu gibi sebeplerledir ki bu yolu seçmişlerdir. Bu gibi dinsel kandırmacaları, bir dünyayı kazanma biçimi ve en tehlikelisi ahireti garantileme olarakta benimsemişlerdir. Dini meslek edinmişler oraya ezberi bilgi ile geldikçe ve sonunda para oldukça, karakter ve gerçek imana göre gökten atanmayacaklarına göre kıt imanlıların bir kısmını kandıracaklar. Kutsal konularda para veya ekmek parası oldukça bu durumlar düzelmez. Gerçi buda olmasa itibar kazanma yarışına girilecek, bunlar için çözüm, bu yolların meşakatli olması , son nefese kadar yorucu ve sadece imanlı bir kişinin çekeceği yanlızlığın hüküm süreceği sadece Allah ı anarak geçecek bi hayata razı olan kişilerdir.
Peygamberimiz’in vefatından ve dört halife devrinden sonra hikayeci-kıssacı denilen bazı kimseler, cami ve mescitlerde oturmayı ve çevrelerinde halka oluşturan cemaate vaaz ve öğütte bulunmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Aslında bu kimseleri vaaz ve öğütten ziyade, halkın nazarında kazanacakları yüksek mertebe ve şöhret ilgilendiriyordu. Vaazlarını, kendilerini bu amaca götürecek bir şekilde hazırlıyorlardı. Bunlar şöhrete giden yolun, halkın nazarında önemli bir müessese olan dinin, dini duyguların tahrik edilmesinden geçtiğini bildikleri için, onları coşturacak şekilde vaaz ediyorlar, dramatik konuşmalarla halkı ağlatmaya gayret ediyorlardı. Bunun için Peygamber’imizin adına düzenledikleri garip hikayelerle konuşmalarını süsleyerek, halkı etkileme ve inandırma uğraşı içindeydiler. Halkı en çok etki altında bırakan konuşmaların başında cennet, cehennem tasvirleri geliyordu. Cennet ve cehennem hakkında gerekli olan her şey Kuran’da anlatılmasına rağmen bu hikayeci-kıssacı kesim halkı daha çok hüzünlendirmek, Şaşırtmak ve coşturmak için uydurma hadislerde buldukları zengin hazineyi özellikle bu konuda çok kullandılar. Bu kesimin mesleki başarısı bol hadis uydurmaktan geçiyordu. Ortaya çıkan iç sızlatıcı tabloda belki de insanı en çok güldürebilecek olaylardan biri; bu kıssacılardan Şair Külsüm’ün dilini burnunun ucuna dokundurabilen herkesin cehenneme girmeyeceğinin garanti olmasını söylemesi üzerine, vaaz ettiği cemaatin bunu denemeye başlamasıdır.
GELENEK, GÖRENEKLERİ DİNSELLEŞTİRMEK İÇİN UYDURMALAR
Kuran, insan hayatındaki belli davranışlara yön vermiş, açıklamadığı birçok konuyu ise insanların reyine, seçimine bırakmıştır. İnsanlar, serbest oldukları bu konularda, kendi gelenek, görenek ve dünya anlayışları çerçevesinde davranırlar. Örneğin Kuran yemeği elle mi, çatalla mı, çubuklarla mı yememiz gerektiği konusunda bir açıklama yapmaz. Erkek ve kadın kıyafetinin sarık, cübbe mi olacağı, kravat, gömlek mi olacağı, yoksa kimono mu olması gerektiği konusunda Kuran’da bir izah yoktur. Açıklanmayan konularda tercihimizde serbest olduğumuza göre, Kuran’a göre biz yemekte veya kıyafette bu şıklardan herhangi birini seçebiliriz demektir. Herhangi bir seçimde fazladan günah veya sevap olacağını söylemek ise Kuran’la çelişir. Emevi ve Abbasi döneminde Kuran’ın İslamı'na eklemelerin önemli bir bölümü, gelenek ve göreneklerin kutsal damgası altında Kuran’ın İslamı'na karıştırılmasıyla oldu. Kuran’ın başı sonu belliydi ve Kuran’da bu gelenek ve görenekleri tavsiye eden hiçbir izah yoktu. Öyleyse tek yol, uydurma hadislerle ve Kuran’da geçmeyen bir sünnet anlayışıyla; Kuran’ın özgür bıraktığı bu konuları da dinselleştirip, kutsallaştırmaktı. Arapların-Emevilerin ırkçı, kavmiyetçi anlayışıyla, Arap dilinden, o dönemin kıyafetlerine, yemek menüsünden, tuvaleti yapış biçimine kadar birçok hareket sünnet adı altında böylece dine sokuldu. - Günümüzde çok islam araştırmacısı vardır, kaynakta boldur, özgür düşünme ortamını sağlamış avrupalı araştırmacılarda vardır, bunların çoğuda müslümandır, ancak islam dininin ilmi ve medeni bir şekilde avrupaya ve başka ülkelere yayılmasını istemeyen belirgin iki gurup vardır, birincisi kendi gibi cahilce iman edip diğer yandan kültürünü benimsetmek maksadıyla başka ülkelerdeki müslümanlara etki etmek maksadında olanlar, ikincisi başka dinde olup islamiyetin yayılmasını istemeyenler. Bunlar birbirleriye anlaşıpta hareket edebilmektedir müslümanın yobaz olanı diğerine bunlar senin dinini ezecek gel zorlaştıralım hem zoru bizim yaptığımız bize uyar bizim itibarımızda sizin dininizin itabarıda korunur, böylece birlikte bu ülkelerde müslümanlığı katılaştırmakta ve aşağıya çekmektedirler.
Gelenekçi İslamcılar sırf Kuran’dan dinini anlayan Müslümanlar’a çok kızdıkları gibi, yabancı İslam araştırmacılarının da hadislerin güvenilmezliğini ortaya koymalarına çok kızmaktadırlar. Bu araştırmacıların niyeti ne olursa olsun bizi ilgilendiren onların ortaya koyduklarının bilimsel değeridir. Müslüman toplumlarda mevcut olmayan özgür ortama sahip olan bu kişilerin hem ciddi, hem de düşünülmesi gereken hususları ortaya koydukları bir gerçektir. Onların çalışmalarına objektif bir şekilde yaklaşmalı, hatalarını göstermeli ve ortaya koydukları doğru hususlardan yararlanmalıyız. Bu araştırmacılardan özellikle Goldziher’in, Schacht’ın Van Kremer’in, Sprenger’in ve Dozi’nin kitaplarında herkesin yararlanabileceği birçok nokta olduğu kanaatindeyiz. Bunların en ünlüsü Goldziher şöyle der: “Rabbanilerin (Musevi, Hıristiyan din adamları) sözleri, uydurma İncil’lerden alıntılar, Yunan felsefesinin öğretileri, Fars ve Hind kökenli deyişler ve daha niceleri hadis kanalıyla İslam’a girmiştir. Tüm bunlar doğrudan veya dolaylı olarak İslam kültürünün malı haline gelmiştir. Yine dini kıssalardan büyük bir bölümü İslam’a sızmıştır. Eğer hadislerde kullanılan materyali ve Yahudi din kültürünü incelersek bu ikinciden büyük bölümünün, İslam din kültürüne sızmış olduğunu görürüz.” (Goldziher, El Aqide veş şeria, sayfa 42-43)
08 Eylül 2011
hurafeler ve uydurulan hadisler
hurafeler
Tarih boyunca dine sokulan hurafeler göklerin yüceler yücesi katlarından inen dinleri bozmuş, insanları birbirine düşürmüştür. Üstelik bunlar ne kadar saçma ve boş olursa insanın çabası o kadar artmış, üstüne üstlük zor, anlaşılmayan,akıl almaz biçimdeyse o kadar yayılmış ve gerçek kutsal metinlerin önüne geçerek yüzlerce misliyle kitaplarda ve toplum yaşamında hüküm sürmüştür. Bu saçma sapan şeyleri dinselleştiren toplumlar, inançları gereği saçma yaşamların, sistemlerin esiri olmuşlardır.
***
Kuran, kendisinin her şeyi açıklayan, yeterli ve dinin tek kaynağı olduğunu söylemektedir.
Sana her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, doğruya ileten, rahmet olan ve Müslümanlara müjde olan kitabı indirdik.
16- Nahl Suresi 89
Durum bu iken insanlara ne oluyor?
Ve gerçekten O (Kuran) iman edenler için bir doğruluk rehberi ve bir rahmettir.
27- Neml Suresi 77
Eğer bir hadis, Kuran, başka bir hadis ve mantıkla çelişmiyor ve dini anlayışa ilave yapmıyorsa doğru mudur? Bu sorunun cevabı: “Bilemeyiz”dir. Üstelik Kuran yeterli iken şüpheli kaynak olan hadislerle niye uğraşalım ki? Kuran’da Allah zanna tabi olmamamızı söylerken, niye Allah’ın bu emrini çiğneyip zan olan hadislerden medet umalım.
Ayrıca Peygamberimiz kendi sözlerinin kitaplaştırılmasını yasaklamıştı. Tabiki tüm bu yalan hadisler, hurafelerde bir sınama bir imtihandır, insanlar imanlarına göre günün birinde ayrılacaklar.
DİNİ EKSİK ZANNEDİP, KENDİNCE DİNİ KURTARANLARIN UYDURMALARI
Dindar olarak tanınan birçok gözde(!) Müslümanın durumu Yahya bin Said’in: “Salih kişileri hadiste olduğu kadar hiçbir şeyde yalancı görmedik.” sözünde en güzel ifadesini bulmuştur. Bu gerçeği itiraf edenlerden biri de en güvenilir olduğu iddia edilen iki hadis kitabından birinin yazarı olan Müslim’dir. Müslim, Ebu Zennat’dan şunu nakleder: “Medine’de yüz kişiyle karşılaştım, hepsi de güvenilirdi, ama hadisleri alınmazdı” (Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 13).
Görüldüğü gibi birçok sözde dindarın hadis uydurduğu hadisçilerin bile malumudur. Kendi görüşlerini çok değerli bulan bu tipler, dine kendi görüşlerini kattıklarında çok yerinde bir hareketle dine büyük hizmet ettiklerini sanıyorlardı. Örneğin Kuran’da olmayan haremlik selamlığı dine sokanlar belki de kadınla erkeği ayırarak zinayı, yozlaşmayı kendilerince önlemek istediler. Oysa Allah’ın kendilerinden daha iyi düşündüğünü, Allah’ın unutkan olmadığını ve gerekseydi Kuran’da gerekli konularda açıklama yapılacağını bilmeleri gerekirdi. Allah’ın açıklamadığı bir şeyi dine sokarak dine fayda getireceğini sanmak, ilkel bir düşünme tarzıdır ve acı son da ortadadır.
Bu tipler de dini kurtaracağını zannedenlerden, Allah’ın dini kurtardığından habersiz olanlardan oluşur. Bu tiplerdeki esas kaygı dini sevdirmek, ibadetleri sevimli göstermek gibi kaygılardır. Bu popülist kaygı Allah’ın indirilmiş dininin, uydurulmuş hadislerle ve izahlarla karışmasına yol açmıştır. Bu tipler arasında Ebu İsmet Nuh gibi Kuran’ın her suresinin faziletleri hakkında hadis uyduranlar da vardır. Peygamberimiz’i yüceltmek için Peygamber’in üstünlüklerine dair hadisler üretenler mevcuttur. Bu uydurucuların kendilerini savunmak için şöyle söyledikleri aktarılır: “Biz Hz. Peygamber adına yalan uydurmadık, bilakis bunu Peygamber’in getirdiği dini güçlendirmek için yaptık.” [İbni Hacer, Fethul Bari]. Bu alıntıda gördüğümüz gibi bunlar, bu tarzda hadis uydurmayı yalan olarak bile görmemişler, hatta bu korkunç fiillerinde belki de sevap ummuşlardır. “Biz Peygamber lehinde yalan söylüyor ve şeriatını takviye ediyoruz” (İbnul Cevzi, K. Mevzuat). Görüldüğü gibi bu uydurucular Allah’ın Kuran’ını eksik görmekle, bir de üstüne hadis uydurmakla kalmamış, üstüne üstlük dindarlık şampiyonluğunu da kimseye bırakmamışlardır.
İslam siyasallaşınca, siyasi gücü elinde bulunduranlar dini, halkı isteklerine göre şekillendirmek için kullandılar. Bu kullanımlarında dini de kendi görüşleri ve menfaatleri doğrultusunda şekillendirerek, dine eklemeler ve çıkarmalar yaptılar.
Aşırı dindar tanınan kimseler bu özellikleriyle din namına en tehlikeli sınıflardan biri haline gelmişlerdir. Zira onlar halkın sevip güvendiği, sözlerine önem verip, hareketlerini örnek kabul ettiği kimselerdi. Onların hadis olarak tanıttığı söz, daha rahat kabul görüyor ve itiraza uğramıyordu. Böylece saf İslam, Kuran’ın ruhundan daha çok uzaklaştı ve oluşan yeni yapı tüm katkılarıyla katıksız İslam sanıldı.
........................................................................
Günümüzde hadis diye tarih boyunca gelmiş uydurma sözleri ayıklamaya başladılar, böylece uydurukçu bilmem ne efendinin dine yakışmayan sözlerini atarak, bir zararı yok gibi görünen sözleri bırakılmaktadır. Sonuçta yine aynı kişilerin hurafelerini okumaktalar, ee aynı yalancının diğer sözüne inanmış olunuyor böylece. İnsanların bu davranışı belki roman okumak, kitap okumak, araştırmak gibi özde güzel olan alışkanlıklarından geliyor olabilir, ancak belli ki şeytanda bu özellikleri kullanıyor. Bunlara din demek yerine din kültürü, bu uydurma hikayeleri din ahlakı gibi kavramlarda görmemiz lazım.
Saçmalık aklı başında imanlı bilen biri için o kadar fazla ki mesela, hastalıktan kurtulmak için dua edip Allah ın kudretini düşünüp inanacağın yerde, hastalıkla hiç ilgisi olmayan sureleri ya da daha kötüsü uydurma büyü tipi dinselleştirilmiş uygulamaları yapmanın dayatmasını yapmaktalar.
Kuran a göre gerçeği olduğu gibi söylemek , araştırmak, aklı kullanmak, çalışmak öğütlenir. Bu durumda bu niteliklerle Kuran ın aslını işaret edip ondaki sözü söyleyen mi imanlı yoksa cahilce koydukları zanlarla hurefeciler mi. Onlar sadece saçmalıyorlar.
Yer yüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece tahminde bulunup saçmalıyorlar.
6- En’am Suresi 116
.....................................................................................
Uydurma ve yalanlara örnekler (küfürler):
Hadisler kendi içindede çelişmektedir, nasıl çelişmesin ki, Allah sözü değil ki.. Bu hurafeler ve yüz çevirmeler Peygamberler hayattayken yapılan işlerdir ve tohumları o zamandan ekilmiştir ve dikkat edilirse hepsi din kisvesi altında ortaya çıkmışlardır. Hayatı dinle dolu bir topluma bir şeyi kabul ettirmek istiyorsan, ne yapmak gerektiğini bulmak kolaydır, işi dinsel biçime sokmak basit bir anlayışın çabuk farkedilen bir ürünüdür, ancak bunun teorideki basitliği uygulamadaki başarısını engellemiyor. Tarih boyunca farkedilmiştir sanırım..
Birçok hurafe ve hadise inananlar o halde bunların diğer sayfalarınada inanmak zorundadır, aksi mantıksızlık olur, onlara görede imansızlık olur. Ya da bu saçmalıkların gerçekten küfür olduğunu anlayan varsa diğerlerinede inanmaması mantıklı olur. Akıllarını işletmezlerse pislik yağacağına iman etmeleri gerekmektedir. Hurafelerin diğer tehlikeside, dini mantıktan, insanli şuursal niteliklerden uzaklaştıran uygulamalar, bunlar bu uydurmalara inananların çokları tarafından bile yapılmamakta zaten bunları islamın bir parçası olarak gören bu topluluklar bu sonradan türemiş dine inanıpta haklı olarak yapmadıkça, saçma yararsız buldukça, imanlarına, bilinçaltına kadar zarar vermekteler, çünkü gerçek kutsal metinleride bilinçaltı sıradanlaştırıp diğeriyle etkisiz hale getirmekte, gerçek dinle karıştırılmış olan imanlarında can çekişmekteler. Bu aynen şeker ve limon katılmış suya limonata denilmesi gibidir. Hiçbir zaman suyun tadını bilemeyecekler ki, bunların içtikleri limonata gibi güzel bir karışım bile değil, sanki dünyayla karıştırılmış cehennem gibi.. burada doya doya içtikleri pislenmiş ateşten su öbür dünyada onlara eşlik edecektir...
.................................
Çelişik Hadis: “Peygamber ayakta su içilmesini yasakladı.”
Ebu Davud 4/No:3717
Çelişik Hadis: “Peygamber’i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm.”
Ebu Davud 4/No:3718
Bu örnek hadislerde de birinci hadis, kendisiyle çelişen ikinci hadis de olmasına rağmen daha çok itibar görmüştür. Günümüzde de geleneksel İslam’ı yaşayanların suyu oturarak ve üç yudumda içtiklerini ve bundan da sevap beklediklerini gözlemleyebiliriz.
...........
1. Çelişik Hadis: “Baldırları açık olan bir sahabeye Peygamber’imiz rastlamış ve ‘Baldırlarını ört. Baldırlar da avret yerlerindendir.’ demiştir.”
Tehzibut Tezhip 2/69
2. Çelişik Hadis: “Peygamber’imiz evde baldırları açık yan üstü yatıyorlardı. Ebu Bekir izin istedi Peygamber hiç istifini bozmadan izin verdi. Ömer istedi aynı şekilde ona da verdi.”
Hanbel 1/71
Hadislerden birine göre baldırları örtmek lazımdır. Diğer hadiste ise Peygamber’in yanına birileri gelmesine rağmen baldırlarını örtmediği gözükür. Nitekim bazı mezhepler birinci hadisi alıp erkeklerin dizle göbek arasını örtmelerinin farz olduğu şeklindeki bir zorluğu dine sokmuşlardır.
..........
Saf vahiy olan Kuran’a dayalı bir İslam modelinden uzaklaşılıp, insan sözlerinin Allah’ın hükmü olarak takdim edildiği, hadise dayalı gelenekçi bir modelin kuvvetlendiği ortamda, insanlar dini farklı farklı anlamaya başlamışlardı. Bu tablo İslam’ı anlama ve yaşamada birbirleriyle uzlaşmayan, dini konularda ayrılığa düşen farklı düşüncelerin, kamplaşmaların, mezheplerin doğmasına sebep oldu. İnsanlar Kuran savunuculuğundan uzaklaşıp mezhep savunuculuğuna başladılar. Bunu yaparken de kendi düşüncelerinin haklılığını ispat edip halkı etkileyebilmek, kendi mezheplerine çekebilmek için Hz. Peygamber’in dilinden kendi mezheplerini öven, öteki mezhepleri aşağılayan uydurma hadislere dayanma ihtiyacı hissettiler. Hanefi mensuplarının bu şekildeki uydurmasını görebiliriz: “Ümmetimde imam Şafii adında bir kimse ortaya çıkacaktır. O ümmetime şeytandan daha zararlı olacaktır. Ve yine ümmetim arasından adına Ebu Hanife denecek bir kimse gelecektir ki, o ümmetimin ışığıdır” (İbnu Arrak, Tenzihus Şeria, 2. cilt, sayfa 14). Bu arada Şafii taraftarları da boş durmaz ve kendi imamlarını kurtaracak hadis uydururlar: “Kureyş alimi (İmamı Şafii) yeryüzünün her yerini ilimle dolduracaktır.” Maliki mezhebi taraftarları hiç durur mu, onlar da kendi hadislerini açıklarlar: “ İlim talebi için bir gün gelecek develerin boyunları vurulacak (yani uzun seyahatlere girişilecek) da Medine aliminden (İmamı Malik) daha alim birisi olmayacak.”
Sunni mezheplerde durum böyleyken Kaderiyecilerin de nasıl hadis uydurduğu eski bir Kaderiye mezhebi üyesi Ebu Reca Muhriz’e dayandırılarak anlatılır: “Kaderiyecilerden kesinlikle bir şey rivayet etmeyiniz, vallahi biz insanları mezhebimize çekebilmek için hadisler uydurur ve bu hareketimizle de sevap kazanacağımızı umardık. Ben bu suretle Kaderiye mezhebine dört bin kişi kattım.” (Er Cerhu Ve’l Tadi’l, 1. cilt, sf. 32)
Belkide genelde civarda yaşayan başıboş köpeklerin siyah olması ve hırsızlara havlaması, ya da tehlike saçması nedeniyle uydurulan,
Hadis: “Tüm kara köpekleri öldürünüz. Çünkü onlar Şeytandır.”
Hanbeli 4/85,5/54
Kuran’daki Kehf suresinde gençler ve köpekleri anlatılır. Bu gençler övülmekte ve köpeklerin aleyhinde hiçbir şey söylenilmemektedir. Bu ayetleri eğer hatırlamazsanız, Peygamber döneminde köpeklerin mescidde dolaştığına dair hadisi de bilmiyorsanız, bu hadis size mantıksız da gelmiyorsa, sırf Kuran’da geçmeyen bir şeyi dine ilave ettiğine bakarak bu hadisi ve köpekler aleyhine diğer hadisleri reddedebilirsiniz. Bu tarz hadisler yüzünden köpeğin abdesti bozduğu gibi uydurmalar üretilmiş ve insanlar hayvanlar alemindeki en yakın dostlarından uzaklaştırılmışlardır.
Aslında hayvanlar alemiyle ilgili uydurma hadisler çok fazladır. Örneğin bir hadiste horozun melek gördüğü için öttüğü, eşeğin şeytan gördüğü için anırdığı söylenir. (Bakınız Sahihi Müslim) Farenin aslında Yahudi olduğu, bu yüzden deve sütü içmediği başka bir hadistir.(Bakınız Sahihi Müslim Zühd)
Hadis: “Peygamber deve eti yemekten soruldu, Peygamber ‘Onu yediyseniz hemen abdest alın’ dedi.”
Ebu Davud 1/185
Kuran’da deve etinin abdesti bozduğu geçmez. Bu yüzden Kuran’a ilave olan bu dini zorlaştırıcı hüküm de dine ilavedir. Kimi mezhepler bu hadise göre deve eti yiyenin yeniden abdest alması gerektiğini söylemişlerdir.
Dinde ve dini işlerde zorlamanın olmadığı Kuranda besbelli iken çokları birbirlerine zulmetmektedir. Bu zorlama ibadetlerini destekleyecek hurafeler okutmaktadırlar.
Halbuki Kuran der ki:
“Dinde zorlama yoktur.”
2-Bakara Suresi 256
..................................................................................................................................................
Gerçek olansa Kuran ı çoklarının o günden terkettiğidir.
Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kuran ı terketti. 25- Furkan Suresi 30
Yanlız unutmayın Allah mutlaka intikamını alır!
Hem bu dünyada hem de,
27. O gün, zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!
28. Yazık bana! Keşke falancayı (bâtıl yolcusunu) dost edinmeseydim!
29. Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder.
Furkan Suresi
Bunlar vasat bir aklı olan için bile saçma şeylerdir, ancak imanı akılsızlık olarak yorumladıkça insanlar bunlara iman etmek zorunda kalmışlardır. Dahası bunlardan daha dine yakın olanları üstelik ayetlerden yararlanılarak farklı biçimlere sinsice sokulmuş olanları vardır. Bunlarda şeytanın işçiliği daha fazla olduğu için her koşula uyum sağlamış ve bugünlere gelmiştir. Tabiki insan hayatında pahalıya mal olmaktadır.
Kendi imansızlıklarını bilmeden ayetlerdeki işaret edilen yoldan çıkmışın kendi olduğunu düşünemez, o yüce kitabın kendine seslendiğini duymaz, sanki başka birine söyleniyordurda kendide buna tanıktır.
33. Onların sana getirdikleri hiçbir temsil yoktur ki, (onun karşılığında) sana doğrusunu ve daha açığını getirmeyelim.
--- Kuranda işin gerçeği dinin aslı yazdığı halde yoldan çıkıp duranlara bakın, hemde kaç kuruşluk kelimelere..
34. Yüzükoyun cehenneme (sürülüp) toplanacak olanlar; işte onlar, yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır.
...
72. (gerçekten iman edenler), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.
73. Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar;
furkan suresi
01 Eylül 2011
askerlik meslektir
askerlik ...
Ülkemizde ve tarihimizde büyük savaşlar kazanmış olmamız bizleri kandırmasın, nasıl ki Osmanlıyı yüreklendirip te savaşları kaybettirdiyse bugünde durum böyle, üretimde, bilimde, teknolojide ve eğitimde gerideyiz bütün bunlar böyleyken askerliğin ileri düzeyde olduğu düşünülebilir mi? Sen zaten bunu anlayacak düzeye gelmemişsin ki. Çolukla çocukla zounlu ve çaylakça askerlik mesleğini saçmalatan zihniyet yanlış ve geri bir zihniyetin ürünü olur ancak ve geri zihniyetler her zaman, ardından diğer bir geri düşüncenin esiri olur.
Askerlik en başta ulusal güvenliğimizle ilgili bir eğitim sistemidir. Ülkenin silahlı düşmanlarını ve kaba kuvvetle caydırıcı gücü zorunlu kılan tehlikeli oluşumları etkisiz hale getirmek için devletçe silahlı birlikler kurulmasıdır. Bunun çağımızda, ülkemizde daha fazla geliştirilmesi lazım. Yani hem günümüzde aklımıza ilk gelen askerlik uygulaması hem de tüm ulusal güvenlik teşkilatları güçlendirilmeli ve yeni yeni birimler kurulmalıdır.
Askerlik yan gelip yatma yeri değil, boş işler yapıp üç kere ateş edip hizmetçilikten sonra terhis edilme topluma sürü olduğunu anlamış, aklın ve duyguların, hayalgücünün işe yaramadığı güdülenmiş insan formu olarak salıverildiği bir devlet zulmüdür.
Ayrıca yan gelip yatma yeri olmayan askerlik, saçma sapan işlerle, başka mesleklere yönelik askerlikle alakası olmayan gündelik işlerle oyalanıp teskere sayma yeri. Tüm askerlik yapmış olanlar, gelişmiş ülkelerde bile olan gerekli askerlik durumlarını değil, mesela ast üst gerçeğini değil, sistemi sorgulamalılar, hakaret edecez iftira atacaz diye konudan kopanlar var. Kimiside sistemin aptallığını görmeyip ülke için iki tane cümle kurmuyor internette. Hakkını savunamayan malların hakkınıda ülke adına savunmuş oluyoruz böylece.
Türk askerini ilk tarihten öğrenip gururlandık, sonra askerlik yaptık gördük ki çaycılar ve paspasçılar kadrosuymuş, lan Türk askerine yapılır mı bu, Ayıp bee.. Eski Türkler niye iyi savaşçılar çünkü küçüklüklerinden beri yetişiyorlar, eğitime küçük yaşta başlyolar ve hayatlarını buradan kazanıyorlar, savaşmak için gerekli şeyleri öğrenmiş oluyorlar, avcılıkla okçuluğu, ata binmekle suvariliği, farklı oyunlar ve hikayelerle yetiştirilip güç ve iman kazanıyor. O zaman komutan laubali değil, aşağılayıcı değil ve uyduruk adamlardan oluşmuyor. Zaten onlarda aynı şekilde eğitim almış oluyor, bugünkü en çokta çavuş kadrosunda görülen eğitimsiz, görgüsüz, milliyetçilikten yoksun ve şehirlerde komandoculuk oynayan komutanlardan değiller, gerçekten askerler.
Ülkemizde şehitten fazla sayıda askerlik yaparken intihar edenler vardır, bu gerçeği görmedikçe o şehitlerin intihar edenlerden daha fazla anlamı yoktur. Bu çocuklar komutanların ve diğer askerlerin zulmünden, aşağılık tavırlarından, zorbalıktan ötürü intihar ediyor. Mustafa Kemal sistemi sorguladı, önce düşmanı sonra içimizdeki kuş beyinlileri yendi. Bugün birçok vatan evladının rezil rüsva halde askerlik yapması kendine Atatürkçüyüm , Vatanseverim diyen yok dindarım diyenler için doğal bir olgu gibi, halbuki bunların hiçbirinde zulüm, aşağılama, zorbaca uygulamalar yoktur, tüm bu değerlerimiz haksızlığın karşısında durmuştur ve ilk önce kendi içimizdeki zulmün karşısında duran değerlerdir.
Elbette askerlikte bir eğitim ya da üretmek gibi kutsal görülen değerlerimizdendir. Vatani görev olarak lanse edilip zulme alt yapı oluşturan slogana dönüştürülmesi ise tamamen kutsallık dışı bir olgudur. Her meslek gibi askerlikte meslektir, herkese dayatılamaz, mesela komutanların çoğu askere beceriksiz bi diğerine aptal derken, kendilerine zorunlu ekonomi zorunlu bilim adamı zorunlu sanatçılık eğitimi verilseydi acaba kaç tanesi akıl fukarası olduğunu, beyninin yerlerde süründüğünü görürdü. Yani komutan sen o mesleği seçmekle karnını doyuruyorsun, ölümüde göze almışsın eşkiyanın üstüne atılacak kılını kıpırdatmadan o uğurda öleceksin. Sizler öleceksiniz ki bizler, yani ülkenin beyinleri, yaşayacak, böylece, ülkenin ilimle sanatla üretimle yükselmiş asaleti yükselecek taçlanacak, çok şehit olmak istiyorsanız olun, kimse tutmuyor. Halbuki çevredende biliyoruz ki, kaç türlü tanıdıkla torpille tehlikenin olduğu yörelerden kaçan, başka yere tayin olan, yok orayı istemeyen komutanlar var, pabucunuzun komutanı böyleleri.. En başta çavuştur, astsubaydır, subaydır, generaldir bunlar kaçıyor düşmandan. Koymuş koluna rütbeyi, yanında silah adamım diye dolaşan, milliyetçilikten, akıldan, bilgiden yoksun bön suratlar. Ha bir komutan vatanseverse, bilgili, eğitimli, kültürlü ve ahlaklıysa kimsenin lafı olamaz. Peki bu kimin zulmüdür!? Şimdiii içimizde o kadar askerliğe hakaret eden var ama boş bunların çoğu , çünkü kimse koluna rütbeyi takıp komutan olmuyor, silahlar gökten yağmıyor, demek ki asıl zulmü yapan devlet, hükümetler ve kurdukları işe yaramaz zalim düzen.
Orada ağzını açan genelde askere düşmanlıkta birleşip onun en iyi hakkından gelen otoriteleri över. Sistemin bozukluğu, eğitimsizliği, zulmü, akıl almazlığı, esneklikten ve özgürlükten uzaklığı varsa durum bu gibi isyanlarda birleşir. Politika yapan akp yandaşlarıyla yobaz yandaşları ağırlıktadır ve bunların çoğunluğunu çavuş ve astsubay kadrosu oluşturur. İşte sistemin bozukluğu bunlara fırsat vermektedir. Tabiki bilgisiz ya da özellikle getirilmiş ajan üst rütbelerimizde var, terörün bitmeyişinin nedeni oldukları gibi, nişancılıkta tüm ülkelerin çok gerisinde olmamızın nedenidirler, aynı zamanda savaş silahları üretimine ket vurabilen fikirler yaymaktadırlar belli ki.
Asker dediğin ne ki sanki sokaktan iti kopuğu alıp, yine piç çavuşların emri altına veriyorsun sonra piçliği , bağırıp çağırmayı hayvanlığı, hakaret etmeyi öğretiyorsun, ömrü boyunca adam olamamışların çoğu orada iyice azıyorlar. Hele bu uzun dönemlerin eğitimli, okulunu bitirmiş, işinde gücünde adamlara saygısızlığı hayvanlığı hat safada.. Aileden gelme adilik var çoğunun damarında.. Eğitimliside yıllarca edindiği terbiyesinden, ahlakından tavrından oluyor, amerikan hapishanesi gibi rezalet. İyi benzetme oldu..
Düşünceler, hayata bakışlar tekdüzeleşiyor, bu büyük baskıyla aralıksız sürdüğü için önemli etki yapıyor, insanlar mankurtlaştırılıyor..
Ahlak, erdem, saygı ve eğitim heryerde olmalıdır, rütbe bunun üstüne kurulmuş bir sistemse buna uygun bi yapılanma gerekir. Daha bilgili olan eğitimli olan üst rütbe olmuştur, o halde mantık olarak bilgiden, zekadan, erdemden, vatanseverlikten yoksun olan ya da derecesi düşük olanların iyice gerilediği bi yapısı olmalıdır.
Ahlakı olmayan toplumlar yükselemez ve ahlakı insan çeşitli metotlarla öğrenir, eğitsel, kültürel,dini,kişisel.. ahlak din demek değildir, dinde ahlak öğretir ama imamı, yok dindarı bile bakıyosun dekkal gibi.. Bir ahlak dersi olmalı ki içinde en iyi romanlar okutulmalı, dinden ayetler hikayeler olmalı, derslerde adamlığın, insanlığın, karakterin nerede olduğu işlenmelidir, yoksa adam çıkar her türlü pisliği yapar hala gururuyla dolaşır, gurur var çoğunda şeref yok. Öyleleri var ki normal hayatında görmedikleri saygıyı ve önemi belki askerlikte görüyorlar, yakınmadıkları şey yoktur, çok iyi bir işi bile olsa askerde, en iyi yemekler yapılsada bu şerefsiz evlatlar yakınıp dururlar, baksan iri yarı oraya buraya nağara atan tipler iş gerçek cesarete adamlığa gelince pısırıktırlar, zaten insanlık yok içlerinde, ancak bu salaklar bile komutanları kandırmaya yetiyorlar, saf ve erdemli bir surat ifadesini öğrenmişler bu şekilde konuşup onlarıda kandırıyorlar, arkasından binbir türlü laf ve her türlü söverler komutanları, askeriyeyi.. Çavuşlar yobazca propagandalar yapıp Türklüğe ve Atatürkçülere söverken bu piçlerin bir özelliğini gördüm ki onaylayarak dinlerler, bu tipler genelde terbiyesiz, alçak, yalaka, görgüsüz, cahil, hin oğlu hin tiplerdir ve mutlaka küçük rütbeli komutan bunların dalgacı tavırlarına tanık olmuştur. Bu heryerde böyledir, sadece askerlikte değil bu sebeple çok belirgin ve homojendir. Bu sahtekar insanlar toplumda, sivil hayatlarında ülke adına büyük bir zarardır.
Eski Türkler iyi savaşçılardır, çünkü hayatlarını buradan kazanıyorlar, bunun dışındada hayatlarını sürdürmek için en önemli olarak avcılık yapıyorlar. Baştan aşağı savaşçılar yani, bu sebeple önlerinde hiçbir ordu duramıyor. Üst rütbeli asker, subay maaş alıyor, astsubay ve çavuşlar maaş alıyor aşağı doğru indikçe eğitimsizlik, cehalet, çıkarcılık ve aptallık artıyor, bu dengesizliği destekleyen önemli unsurda erlerin maaş almaması ve askerliğin zorunlu olmasıdır. Uzman ve yıllarca eğitilmiş, maaşlı askerler çavuşların kötü amaçlarda olanları için bir denetim mekanizması olur. Yıllarca askerlik görevini sürdürenler birbirini iyi tanıdığı için orduya zarar verecek oluşumlar eritilir, ancak bütün bu saydıklarımız olmadığı için ordunun saçmalıkları ve kendini içten parçalaması gibi durumlar oluşmakta. Kafa yıkayan askerlik vatan vazifesidir gibi felsefeler, dogmalar onun aslında bir meslek olduğu gerçeğinin üstünü örtmektedir. Herkes yapabilir mi bir düşünün bakalım, dünya kupasına toplayın sokaktan adamları ve gidin halinize bakın sonra.. Günün birinde savaş çıkar herkes eline alır silah savaşır, yine aynı durum değişen bişey yok, sadece silah altındaki er durumu farklı, buda zaten birkaç senede gönüllü ve maaşlı askerlik durumunda şimdikinden daha fazla asker demektir.
Gerçi şimdilerde kötü ve salakça uygulama olan, askerlik imajlı hizmet erliği saçmalığı son bulmaktadır, diğer yandan askerlikte yapılan eğitim adam gibi eğitim süreciyle tüfektir, sıpordur bir ayda bitirilebilir. Şimdiye kadar askerlik adını taktıkları tuaf insan toplama kamplarında işçi ve amele yetiştirilmekte, bağlığa çağlığa, emre, güçlüye ve zalime boyun eğme öğretilmektedir, bu büyük psikolojik baskıyla genç yaştakilerin içlerine işlemekte hakkı adaleti burada görmektedirler. Ahlakı saf dışı bırakan bir millet adam olamaz, ahlak saf dışıysa onur, şeref, haysiyet, erdem saf dışıdır, onu koruyan bir ordu ve millet ayakta kalamaz. Ahlakta yasaklarla değil, kaliteli eğitim, iyi bir kültür, ilim en son olarakta insana zarar verenlere ceza vermekle olur.
Askerlik demek bir koğuşa tıkılmak mı demek, hizmetçilik mi yapmak demek, ülke olarak, askeri olarak kendini içinden yıkacak unsurları yetiştirip, kendine düşman etmek mi demek. Vatani görev olarak askerlik spor ve silah eğitimi başta olmak üzere hani bi zaman savaş çıkarda çağırırız gibilerinden kısa bir eğitimdir dahada kısaltılması gerekir. Meslek olarak askerlikse diğer yandan vatani görev olup aslında her meslek gibi, uzmanlaşma gerekir, aslında sadece bunlardan oluşmalı. Zaten silah altındaki kişilerin askerliği dışında işe yarıyor mu askerlik hayır yaramıyor. Peki sen niye halkın yüzde doksanına eziyet ediyorsun hayatının en güzel döneminde alıkoyup işinden gücünden edip, piçliği öğretiyorsun. Zaten senin yaptığın eğitim savaş çıksa bir kaç haftada sıcağı sıcağına öğrenilecek işler. Türk milleti zaten en büyük orduları elinden kalemi kağıdı bırakan öğretmendir, yok sanatçıdır, üreticidir bunlarla yenmiş, yaşlısı, emeklisi, elinin hamuruyla vatanı kurtaran kadınlarla kurtulmuştur, sen bu karakteri bu vatan sevgisini ve şuurunu yok ediyorsun, bu düzeni düzeltmeyen vatan hainidir ve Allah bu zulme izin vermez.
Toplumda ahlak kavramı sıfır, bunu ilkokuldan liseye ve üniversiteye kadar görebilirsiniz ve adamı en düzgünü üniversite çağlarında çıkmaya başlar.
Bu sebeplerden ötürü, bütün zorunlu askerlik zorunlu bilmem ne eğitimi yerine, zorunlu üniversite ve yaşam merkezleri kurulmalı burada hem büyük tahsil ve terbiye öğrenecek olan millet aynı zamanda üretim kazanım için ülkeyi ileriye götürecek, yükseltecek atılımlar başlatacaktır.
Sen istediğin kadar asker yetiştir, o elinde tuttuğun silahı onu üreten bilim adamını, kimyayı, okulunu, mezununu dışardan buluyorsan zaten hep yeniksindir neyin savaşını vereceksin ve zaten neyi koruyorsun!? koruyacak bir kimliğin, ahlakın, eğitimin, ilmin, üretimin, insanlığa dünyaya faydan olmalı.
Askerliğin teşkilat ve kuruluş alt yapısını görürsek şunu anlayabiliriz; askerlik aynen bir şirket gibi gelişen büyüyen uzmanlık ve profesyonellik isteyen bir yapıdadır. Tüm sistemi ve askerlik yaptırma uygulamalarını gözden geçirirsek düzeltirsek en büyük vatanseverliği yapmış, yaşarken şehitlik mertebesine ulaşmış yani ermiş olacağız.
Ayrıca erlerin en büyük isyanını gördüm, anadolunun kuzeyi,güneyi, batısı veya doğusu nerden gelirse gelsin askerler ben askerliği böyle düşünmezdim diyor, kendi ideolojilerine göre birçok saçma sapan şey zırvalasalar da isyanlarındaki ortak nokta abuk sabuk hizmet işlerinde çalışmaları, istedikleri şeyse silah kullanmayı öğrenmek spor eğitimi, doğada yürüyüş, savaş alanında taktikler, teknolojiye uygun eğitsel askerlik uygulamaları.
Askerlik gerekli ancak, zorunlu askerlik elbette ki gereksiz, o kadar asker ne oldu terhis oldu gitti, teröristle savaşanlar, askerlik yapanların yüzde ikisi. Tabi ki askerilerin özellikle ülkemizin konumu itibarıyla çoğu şehirde olması gerekiyor, ancak çapulcu dediğimiz teröristlerin kadrosu profesyonellikleri, bu lafı, bu gerizekalı sistemi savunanlara yedirtiyor. Günümüzde savaş sırasında işe yarayacak eğitim toplam bir ayı buluyor, diğerleri gündelik işlerle vakit geçirme, matamatiksel hesaplayınca durum çok vahim. Demek ki, bir ayda zulümden uzak eğitim verilse, tabi dolu dolu; yine herkes işin ilmini alacak; yok amaç silah altında her zaman er bulundurmaksa, uzman ve profesyonel askerliği geliştir, asker sayısı artsın hemde işin ehli askerler olacaklar bunlar, neyden çekiniyosunuz, yoksa kafanız mı yetmiyo, şimdiki kıytırık sistemi şekilden şekile sokacağına kaygıların varsa ileri olan o sistemi getir ona çekidüzen ver, hem gelişmiş sistemler daha esnek ve sağlamdır. Gelişmiş bir sistemi akla, mantığa ya da çıkarlara uydurması daha kolaydır, bu nedenle ulusal güvenliğimiz daha üst seviyede sağlama noktasına yükselecektir.
Dedik ya gerçek askerlik eğitimi tüm askerlik denilen şeyin sadece onda biri, bir ayda bu eğitim tamamlanılabilir halbuki. Hele kısa dönem ya da spor ve atıcılıktan yoksun erler, tüm hepsi bir aylık sağlam bir eğitimle daha iyisiyle değiştirilebilir. Bilimi tekniği geliştirsene, isteyeni farklı birimler kurarak askerliğe al maaş öde, askerlik öyle birkaç ayda öğrenilmiyor, bir senede alışılıp tam olgunlaşınca haydi mezun oldun artık diğer yaşamında marketçimisin, balıkçmısın git onu yap ohh ne güzel.. Meslek olmadıkça oda bedenden, zekadan, zihin ve beden koordinasyonundan, konsantre olmuş beyinden uçar gider. Bi iki senede işe yaramaz yani sadece görev başındaki sıkı eğitim almış iki senelik asker bir işe yarar. Aptallar kafasına soksun askerlik bir meslektir, herkes yapamaz. Futbolcu, basketbolcu ve şarkıcıyı yer değiştirtelim ve emir gelsin basketçi şarkı söylesin, futbolcu basketbolcu olsun.. bu ne ya soytarılık. Kendini işi bilenleriyle kanıtlamak varken uzmanlaşıp ehil ellere tüfeği teslim etmek varken bu saçma salak düzen neyin nesi..
Yoksa senin kafana değil amerika eşkiya bile çuval geçirir, kendi askerini bu vatan vazifesini saçmalatmışsın, şerefi bağlığını çalığını dinleyecek, emre itaat edecek üç kuruşluk düzende aramaktasın. İnsana sertliği, itaati, patates soymayı hakaret dinlemeyi öğretince vatan vazifesi ve şeref katmıyorsun yanlış anlamışsın, kutsal olanı, eğitimi, ahlakı, şerefi, en yüce değerleri nerenizden anladınız ki..
Askerlik vatan vazifesinden önce bir meslektir, kavramlarla kafa karıştırmaya gerek yok. Birçok şey vardır vatan vazifesi ama zorunlu değil ne yazık ki. Askerlik bir meslektir, öğrenilmesi gerekir, senelerin harcanıp ustalaşılması gerekir. Vatan vazifesi ülkeyi geliştirmek ve ilerletmektir, askerlikte bu ülkeyi silahla koruyan meslektir ve kesinlikle ustalık ister, sadece bir savaş sırasında askere yazılmak isteyeni toplarsın sayı yetmezse başka yöntemlerle tamamlamaya çalışırsın en son çare olarak zorla askere alırsın.
Biz bu ülkeyi en büyük orduların karşısında, birçok cephede aynı anda yaşları küçük veya çok yaşlı insanlarla, dayılarla, ninelerle, hem de en zayıf halimizde en güçlü orduların karşısında.. Ne ile kurtardık?! Ne ile kurtardıksa yine onunla yükseltiriz, gölge etmeyin başka ihsan istemez.. Yoksa birileri büyük askeri eğitimli değildi, sıradan insanlardı. Zaten bgünün askerlik eğitimi bir aylık bişeydir, gerisi hizmetçiliktir. Zaten askerlik yapıp terhis olan erin kendinde kalan silah kullanma becerisi, takdik verdiysen onlar işte.. yoksa ne o yılların dinç bedeni kalır ne de senin bir senelik askerin değildir o. Bir zaman sonra savaş çıkar diye yetiştiriliyor tek neden bu, diğer nedenler zaten o anda silah altındakiler tarafından sonuçlandırılıyor. Amerika bile bir sürü asker buluyor, ancak o kadar askerlikten soğutuyorlar ki bizim ülkemizde onlar kadar asker vatan için gönüllü asker çıkaracak mı bakalım.. Zorunlu askerliğin kalktığı durumda bile bugünkünden daha az maliyetle daha uzman askerler birikerek bugünkü sayıdan fazla olur.
Ülkemizde ve tarihimizde büyük savaşlar kazanmış olmamız bizleri kandırmasın, nasıl ki Osmanlıyı yüreklendirip te savaşları kaybettirdiyse bugünde durum böyle, üretimde, bilimde, teknolojide ve eğitimde gerideyiz bütün bunlar böyleyken askerliğin ileri düzeyde olduğu düşünülebilir mi? Sen zaten bunu anlayacak düzeye gelmemişsin ki. Çolukla çocukla zounlu ve çaylakça askerlik mesleğini saçmalatan zihniyet yanlış ve geri bir zihniyetin ürünü olur ancak ve geri zihniyetler her zaman, ardından diğer bir geri düşüncenin esiri olur.
Askerlik en başta ulusal güvenliğimizle ilgili bir eğitim sistemidir. Ülkenin silahlı düşmanlarını ve kaba kuvvetle caydırıcı gücü zorunlu kılan tehlikeli oluşumları etkisiz hale getirmek için devletçe silahlı birlikler kurulmasıdır. Bunun çağımızda, ülkemizde daha fazla geliştirilmesi lazım. Yani hem günümüzde aklımıza ilk gelen askerlik uygulaması hem de tüm ulusal güvenlik teşkilatları güçlendirilmeli ve yeni yeni birimler kurulmalıdır.
Askerlik yan gelip yatma yeri değil, boş işler yapıp üç kere ateş edip hizmetçilikten sonra terhis edilme topluma sürü olduğunu anlamış, aklın ve duyguların, hayalgücünün işe yaramadığı güdülenmiş insan formu olarak salıverildiği bir devlet zulmüdür.
Ayrıca yan gelip yatma yeri olmayan askerlik, saçma sapan işlerle, başka mesleklere yönelik askerlikle alakası olmayan gündelik işlerle oyalanıp teskere sayma yeri. Tüm askerlik yapmış olanlar, gelişmiş ülkelerde bile olan gerekli askerlik durumlarını değil, mesela ast üst gerçeğini değil, sistemi sorgulamalılar, hakaret edecez iftira atacaz diye konudan kopanlar var. Kimiside sistemin aptallığını görmeyip ülke için iki tane cümle kurmuyor internette. Hakkını savunamayan malların hakkınıda ülke adına savunmuş oluyoruz böylece.
Türk askerini ilk tarihten öğrenip gururlandık, sonra askerlik yaptık gördük ki çaycılar ve paspasçılar kadrosuymuş, lan Türk askerine yapılır mı bu, Ayıp bee.. Eski Türkler niye iyi savaşçılar çünkü küçüklüklerinden beri yetişiyorlar, eğitime küçük yaşta başlyolar ve hayatlarını buradan kazanıyorlar, savaşmak için gerekli şeyleri öğrenmiş oluyorlar, avcılıkla okçuluğu, ata binmekle suvariliği, farklı oyunlar ve hikayelerle yetiştirilip güç ve iman kazanıyor. O zaman komutan laubali değil, aşağılayıcı değil ve uyduruk adamlardan oluşmuyor. Zaten onlarda aynı şekilde eğitim almış oluyor, bugünkü en çokta çavuş kadrosunda görülen eğitimsiz, görgüsüz, milliyetçilikten yoksun ve şehirlerde komandoculuk oynayan komutanlardan değiller, gerçekten askerler.
Ülkemizde şehitten fazla sayıda askerlik yaparken intihar edenler vardır, bu gerçeği görmedikçe o şehitlerin intihar edenlerden daha fazla anlamı yoktur. Bu çocuklar komutanların ve diğer askerlerin zulmünden, aşağılık tavırlarından, zorbalıktan ötürü intihar ediyor. Mustafa Kemal sistemi sorguladı, önce düşmanı sonra içimizdeki kuş beyinlileri yendi. Bugün birçok vatan evladının rezil rüsva halde askerlik yapması kendine Atatürkçüyüm , Vatanseverim diyen yok dindarım diyenler için doğal bir olgu gibi, halbuki bunların hiçbirinde zulüm, aşağılama, zorbaca uygulamalar yoktur, tüm bu değerlerimiz haksızlığın karşısında durmuştur ve ilk önce kendi içimizdeki zulmün karşısında duran değerlerdir.
Elbette askerlikte bir eğitim ya da üretmek gibi kutsal görülen değerlerimizdendir. Vatani görev olarak lanse edilip zulme alt yapı oluşturan slogana dönüştürülmesi ise tamamen kutsallık dışı bir olgudur. Her meslek gibi askerlikte meslektir, herkese dayatılamaz, mesela komutanların çoğu askere beceriksiz bi diğerine aptal derken, kendilerine zorunlu ekonomi zorunlu bilim adamı zorunlu sanatçılık eğitimi verilseydi acaba kaç tanesi akıl fukarası olduğunu, beyninin yerlerde süründüğünü görürdü. Yani komutan sen o mesleği seçmekle karnını doyuruyorsun, ölümüde göze almışsın eşkiyanın üstüne atılacak kılını kıpırdatmadan o uğurda öleceksin. Sizler öleceksiniz ki bizler, yani ülkenin beyinleri, yaşayacak, böylece, ülkenin ilimle sanatla üretimle yükselmiş asaleti yükselecek taçlanacak, çok şehit olmak istiyorsanız olun, kimse tutmuyor. Halbuki çevredende biliyoruz ki, kaç türlü tanıdıkla torpille tehlikenin olduğu yörelerden kaçan, başka yere tayin olan, yok orayı istemeyen komutanlar var, pabucunuzun komutanı böyleleri.. En başta çavuştur, astsubaydır, subaydır, generaldir bunlar kaçıyor düşmandan. Koymuş koluna rütbeyi, yanında silah adamım diye dolaşan, milliyetçilikten, akıldan, bilgiden yoksun bön suratlar. Ha bir komutan vatanseverse, bilgili, eğitimli, kültürlü ve ahlaklıysa kimsenin lafı olamaz. Peki bu kimin zulmüdür!? Şimdiii içimizde o kadar askerliğe hakaret eden var ama boş bunların çoğu , çünkü kimse koluna rütbeyi takıp komutan olmuyor, silahlar gökten yağmıyor, demek ki asıl zulmü yapan devlet, hükümetler ve kurdukları işe yaramaz zalim düzen.
Orada ağzını açan genelde askere düşmanlıkta birleşip onun en iyi hakkından gelen otoriteleri över. Sistemin bozukluğu, eğitimsizliği, zulmü, akıl almazlığı, esneklikten ve özgürlükten uzaklığı varsa durum bu gibi isyanlarda birleşir. Politika yapan akp yandaşlarıyla yobaz yandaşları ağırlıktadır ve bunların çoğunluğunu çavuş ve astsubay kadrosu oluşturur. İşte sistemin bozukluğu bunlara fırsat vermektedir. Tabiki bilgisiz ya da özellikle getirilmiş ajan üst rütbelerimizde var, terörün bitmeyişinin nedeni oldukları gibi, nişancılıkta tüm ülkelerin çok gerisinde olmamızın nedenidirler, aynı zamanda savaş silahları üretimine ket vurabilen fikirler yaymaktadırlar belli ki.
Asker dediğin ne ki sanki sokaktan iti kopuğu alıp, yine piç çavuşların emri altına veriyorsun sonra piçliği , bağırıp çağırmayı hayvanlığı, hakaret etmeyi öğretiyorsun, ömrü boyunca adam olamamışların çoğu orada iyice azıyorlar. Hele bu uzun dönemlerin eğitimli, okulunu bitirmiş, işinde gücünde adamlara saygısızlığı hayvanlığı hat safada.. Aileden gelme adilik var çoğunun damarında.. Eğitimliside yıllarca edindiği terbiyesinden, ahlakından tavrından oluyor, amerikan hapishanesi gibi rezalet. İyi benzetme oldu..
Düşünceler, hayata bakışlar tekdüzeleşiyor, bu büyük baskıyla aralıksız sürdüğü için önemli etki yapıyor, insanlar mankurtlaştırılıyor..
Ahlak, erdem, saygı ve eğitim heryerde olmalıdır, rütbe bunun üstüne kurulmuş bir sistemse buna uygun bi yapılanma gerekir. Daha bilgili olan eğitimli olan üst rütbe olmuştur, o halde mantık olarak bilgiden, zekadan, erdemden, vatanseverlikten yoksun olan ya da derecesi düşük olanların iyice gerilediği bi yapısı olmalıdır.
Ahlakı olmayan toplumlar yükselemez ve ahlakı insan çeşitli metotlarla öğrenir, eğitsel, kültürel,dini,kişisel.. ahlak din demek değildir, dinde ahlak öğretir ama imamı, yok dindarı bile bakıyosun dekkal gibi.. Bir ahlak dersi olmalı ki içinde en iyi romanlar okutulmalı, dinden ayetler hikayeler olmalı, derslerde adamlığın, insanlığın, karakterin nerede olduğu işlenmelidir, yoksa adam çıkar her türlü pisliği yapar hala gururuyla dolaşır, gurur var çoğunda şeref yok. Öyleleri var ki normal hayatında görmedikleri saygıyı ve önemi belki askerlikte görüyorlar, yakınmadıkları şey yoktur, çok iyi bir işi bile olsa askerde, en iyi yemekler yapılsada bu şerefsiz evlatlar yakınıp dururlar, baksan iri yarı oraya buraya nağara atan tipler iş gerçek cesarete adamlığa gelince pısırıktırlar, zaten insanlık yok içlerinde, ancak bu salaklar bile komutanları kandırmaya yetiyorlar, saf ve erdemli bir surat ifadesini öğrenmişler bu şekilde konuşup onlarıda kandırıyorlar, arkasından binbir türlü laf ve her türlü söverler komutanları, askeriyeyi.. Çavuşlar yobazca propagandalar yapıp Türklüğe ve Atatürkçülere söverken bu piçlerin bir özelliğini gördüm ki onaylayarak dinlerler, bu tipler genelde terbiyesiz, alçak, yalaka, görgüsüz, cahil, hin oğlu hin tiplerdir ve mutlaka küçük rütbeli komutan bunların dalgacı tavırlarına tanık olmuştur. Bu heryerde böyledir, sadece askerlikte değil bu sebeple çok belirgin ve homojendir. Bu sahtekar insanlar toplumda, sivil hayatlarında ülke adına büyük bir zarardır.
Eski Türkler iyi savaşçılardır, çünkü hayatlarını buradan kazanıyorlar, bunun dışındada hayatlarını sürdürmek için en önemli olarak avcılık yapıyorlar. Baştan aşağı savaşçılar yani, bu sebeple önlerinde hiçbir ordu duramıyor. Üst rütbeli asker, subay maaş alıyor, astsubay ve çavuşlar maaş alıyor aşağı doğru indikçe eğitimsizlik, cehalet, çıkarcılık ve aptallık artıyor, bu dengesizliği destekleyen önemli unsurda erlerin maaş almaması ve askerliğin zorunlu olmasıdır. Uzman ve yıllarca eğitilmiş, maaşlı askerler çavuşların kötü amaçlarda olanları için bir denetim mekanizması olur. Yıllarca askerlik görevini sürdürenler birbirini iyi tanıdığı için orduya zarar verecek oluşumlar eritilir, ancak bütün bu saydıklarımız olmadığı için ordunun saçmalıkları ve kendini içten parçalaması gibi durumlar oluşmakta. Kafa yıkayan askerlik vatan vazifesidir gibi felsefeler, dogmalar onun aslında bir meslek olduğu gerçeğinin üstünü örtmektedir. Herkes yapabilir mi bir düşünün bakalım, dünya kupasına toplayın sokaktan adamları ve gidin halinize bakın sonra.. Günün birinde savaş çıkar herkes eline alır silah savaşır, yine aynı durum değişen bişey yok, sadece silah altındaki er durumu farklı, buda zaten birkaç senede gönüllü ve maaşlı askerlik durumunda şimdikinden daha fazla asker demektir.
Gerçi şimdilerde kötü ve salakça uygulama olan, askerlik imajlı hizmet erliği saçmalığı son bulmaktadır, diğer yandan askerlikte yapılan eğitim adam gibi eğitim süreciyle tüfektir, sıpordur bir ayda bitirilebilir. Şimdiye kadar askerlik adını taktıkları tuaf insan toplama kamplarında işçi ve amele yetiştirilmekte, bağlığa çağlığa, emre, güçlüye ve zalime boyun eğme öğretilmektedir, bu büyük psikolojik baskıyla genç yaştakilerin içlerine işlemekte hakkı adaleti burada görmektedirler. Ahlakı saf dışı bırakan bir millet adam olamaz, ahlak saf dışıysa onur, şeref, haysiyet, erdem saf dışıdır, onu koruyan bir ordu ve millet ayakta kalamaz. Ahlakta yasaklarla değil, kaliteli eğitim, iyi bir kültür, ilim en son olarakta insana zarar verenlere ceza vermekle olur.
Askerlik demek bir koğuşa tıkılmak mı demek, hizmetçilik mi yapmak demek, ülke olarak, askeri olarak kendini içinden yıkacak unsurları yetiştirip, kendine düşman etmek mi demek. Vatani görev olarak askerlik spor ve silah eğitimi başta olmak üzere hani bi zaman savaş çıkarda çağırırız gibilerinden kısa bir eğitimdir dahada kısaltılması gerekir. Meslek olarak askerlikse diğer yandan vatani görev olup aslında her meslek gibi, uzmanlaşma gerekir, aslında sadece bunlardan oluşmalı. Zaten silah altındaki kişilerin askerliği dışında işe yarıyor mu askerlik hayır yaramıyor. Peki sen niye halkın yüzde doksanına eziyet ediyorsun hayatının en güzel döneminde alıkoyup işinden gücünden edip, piçliği öğretiyorsun. Zaten senin yaptığın eğitim savaş çıksa bir kaç haftada sıcağı sıcağına öğrenilecek işler. Türk milleti zaten en büyük orduları elinden kalemi kağıdı bırakan öğretmendir, yok sanatçıdır, üreticidir bunlarla yenmiş, yaşlısı, emeklisi, elinin hamuruyla vatanı kurtaran kadınlarla kurtulmuştur, sen bu karakteri bu vatan sevgisini ve şuurunu yok ediyorsun, bu düzeni düzeltmeyen vatan hainidir ve Allah bu zulme izin vermez.
Toplumda ahlak kavramı sıfır, bunu ilkokuldan liseye ve üniversiteye kadar görebilirsiniz ve adamı en düzgünü üniversite çağlarında çıkmaya başlar.
Bu sebeplerden ötürü, bütün zorunlu askerlik zorunlu bilmem ne eğitimi yerine, zorunlu üniversite ve yaşam merkezleri kurulmalı burada hem büyük tahsil ve terbiye öğrenecek olan millet aynı zamanda üretim kazanım için ülkeyi ileriye götürecek, yükseltecek atılımlar başlatacaktır.
Sen istediğin kadar asker yetiştir, o elinde tuttuğun silahı onu üreten bilim adamını, kimyayı, okulunu, mezununu dışardan buluyorsan zaten hep yeniksindir neyin savaşını vereceksin ve zaten neyi koruyorsun!? koruyacak bir kimliğin, ahlakın, eğitimin, ilmin, üretimin, insanlığa dünyaya faydan olmalı.
Askerliğin teşkilat ve kuruluş alt yapısını görürsek şunu anlayabiliriz; askerlik aynen bir şirket gibi gelişen büyüyen uzmanlık ve profesyonellik isteyen bir yapıdadır. Tüm sistemi ve askerlik yaptırma uygulamalarını gözden geçirirsek düzeltirsek en büyük vatanseverliği yapmış, yaşarken şehitlik mertebesine ulaşmış yani ermiş olacağız.
Ayrıca erlerin en büyük isyanını gördüm, anadolunun kuzeyi,güneyi, batısı veya doğusu nerden gelirse gelsin askerler ben askerliği böyle düşünmezdim diyor, kendi ideolojilerine göre birçok saçma sapan şey zırvalasalar da isyanlarındaki ortak nokta abuk sabuk hizmet işlerinde çalışmaları, istedikleri şeyse silah kullanmayı öğrenmek spor eğitimi, doğada yürüyüş, savaş alanında taktikler, teknolojiye uygun eğitsel askerlik uygulamaları.
Askerlik gerekli ancak, zorunlu askerlik elbette ki gereksiz, o kadar asker ne oldu terhis oldu gitti, teröristle savaşanlar, askerlik yapanların yüzde ikisi. Tabi ki askerilerin özellikle ülkemizin konumu itibarıyla çoğu şehirde olması gerekiyor, ancak çapulcu dediğimiz teröristlerin kadrosu profesyonellikleri, bu lafı, bu gerizekalı sistemi savunanlara yedirtiyor. Günümüzde savaş sırasında işe yarayacak eğitim toplam bir ayı buluyor, diğerleri gündelik işlerle vakit geçirme, matamatiksel hesaplayınca durum çok vahim. Demek ki, bir ayda zulümden uzak eğitim verilse, tabi dolu dolu; yine herkes işin ilmini alacak; yok amaç silah altında her zaman er bulundurmaksa, uzman ve profesyonel askerliği geliştir, asker sayısı artsın hemde işin ehli askerler olacaklar bunlar, neyden çekiniyosunuz, yoksa kafanız mı yetmiyo, şimdiki kıytırık sistemi şekilden şekile sokacağına kaygıların varsa ileri olan o sistemi getir ona çekidüzen ver, hem gelişmiş sistemler daha esnek ve sağlamdır. Gelişmiş bir sistemi akla, mantığa ya da çıkarlara uydurması daha kolaydır, bu nedenle ulusal güvenliğimiz daha üst seviyede sağlama noktasına yükselecektir.
Dedik ya gerçek askerlik eğitimi tüm askerlik denilen şeyin sadece onda biri, bir ayda bu eğitim tamamlanılabilir halbuki. Hele kısa dönem ya da spor ve atıcılıktan yoksun erler, tüm hepsi bir aylık sağlam bir eğitimle daha iyisiyle değiştirilebilir. Bilimi tekniği geliştirsene, isteyeni farklı birimler kurarak askerliğe al maaş öde, askerlik öyle birkaç ayda öğrenilmiyor, bir senede alışılıp tam olgunlaşınca haydi mezun oldun artık diğer yaşamında marketçimisin, balıkçmısın git onu yap ohh ne güzel.. Meslek olmadıkça oda bedenden, zekadan, zihin ve beden koordinasyonundan, konsantre olmuş beyinden uçar gider. Bi iki senede işe yaramaz yani sadece görev başındaki sıkı eğitim almış iki senelik asker bir işe yarar. Aptallar kafasına soksun askerlik bir meslektir, herkes yapamaz. Futbolcu, basketbolcu ve şarkıcıyı yer değiştirtelim ve emir gelsin basketçi şarkı söylesin, futbolcu basketbolcu olsun.. bu ne ya soytarılık. Kendini işi bilenleriyle kanıtlamak varken uzmanlaşıp ehil ellere tüfeği teslim etmek varken bu saçma salak düzen neyin nesi..
Yoksa senin kafana değil amerika eşkiya bile çuval geçirir, kendi askerini bu vatan vazifesini saçmalatmışsın, şerefi bağlığını çalığını dinleyecek, emre itaat edecek üç kuruşluk düzende aramaktasın. İnsana sertliği, itaati, patates soymayı hakaret dinlemeyi öğretince vatan vazifesi ve şeref katmıyorsun yanlış anlamışsın, kutsal olanı, eğitimi, ahlakı, şerefi, en yüce değerleri nerenizden anladınız ki..
Askerlik vatan vazifesinden önce bir meslektir, kavramlarla kafa karıştırmaya gerek yok. Birçok şey vardır vatan vazifesi ama zorunlu değil ne yazık ki. Askerlik bir meslektir, öğrenilmesi gerekir, senelerin harcanıp ustalaşılması gerekir. Vatan vazifesi ülkeyi geliştirmek ve ilerletmektir, askerlikte bu ülkeyi silahla koruyan meslektir ve kesinlikle ustalık ister, sadece bir savaş sırasında askere yazılmak isteyeni toplarsın sayı yetmezse başka yöntemlerle tamamlamaya çalışırsın en son çare olarak zorla askere alırsın.
Biz bu ülkeyi en büyük orduların karşısında, birçok cephede aynı anda yaşları küçük veya çok yaşlı insanlarla, dayılarla, ninelerle, hem de en zayıf halimizde en güçlü orduların karşısında.. Ne ile kurtardık?! Ne ile kurtardıksa yine onunla yükseltiriz, gölge etmeyin başka ihsan istemez.. Yoksa birileri büyük askeri eğitimli değildi, sıradan insanlardı. Zaten bgünün askerlik eğitimi bir aylık bişeydir, gerisi hizmetçiliktir. Zaten askerlik yapıp terhis olan erin kendinde kalan silah kullanma becerisi, takdik verdiysen onlar işte.. yoksa ne o yılların dinç bedeni kalır ne de senin bir senelik askerin değildir o. Bir zaman sonra savaş çıkar diye yetiştiriliyor tek neden bu, diğer nedenler zaten o anda silah altındakiler tarafından sonuçlandırılıyor. Amerika bile bir sürü asker buluyor, ancak o kadar askerlikten soğutuyorlar ki bizim ülkemizde onlar kadar asker vatan için gönüllü asker çıkaracak mı bakalım.. Zorunlu askerliğin kalktığı durumda bile bugünkünden daha az maliyetle daha uzman askerler birikerek bugünkü sayıdan fazla olur.
10 Ağustos 2011
KURAN daki din
Hurafeler ve Uydurulan Hadisler
Kimileri Kuran’la, diğer hadislerle ve mantıkla çelişmeyen hadisleri kullanalım diyebilir. Fakat bu diğer hadisleri nakil edenler de aynı hadisçilerdir. Bu gördüğümüz hadisleri nakledenlerin sözüne nasıl güvenebiliriz?
Zaten, Kuran, kendisinin her şeyi açıklayan, yeterli ve dinin tek kaynağı olduğunu söylemektedir.
Sana her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, doğruya ileten, rahmet olan ve Müslümanlara müjde olan kitabı indirdik.
16- Nahl Suresi 89
Kuran da açıklaması olmayan hadisler, Kuranla örtüşmeyen hadisler uydurmadır. Şuda düşünülebilir, Allah tarafından serbest bırakılan, seçime bağlı ibadetleri şekile indirgemek, putlaştırmaktır, ama Yaratan a iletiyor değil mi bahane bu cehiliye devrinde de putçuların bahanesi buymuş.
Namaz konusunda mesela asıl Tanrı katından inen kelimelerle namaz kelimesi hiç olmamıştır, din alimleri bilir, sadece salat kelimesiyle inmiştir bu namaz diye çevirilen ayetler, dilimizdeki karşılığı tam olmuyor diyip dini tekellerine almaya çalışanlar, arapçaya tapınanlar şimdi gevelesinler bakalım salat ın karşılığı bu mu yani, hintçeden yogilerden ataistlerden gelme japonca daki namaste ile namazkara kelimesinin anlamı Kuran ın aslında olan salat kelimesi ile aynı anlamda mı hayır. Salat Allah a yönelerek hitap edilmesidir, Yaratan ın anılmasıdır, çoğunun sandığı gibi yalnızca dua değildir sadece içinde duada vardır. İsteyen namaz diyebilir, bu sorun değil , ancak bunları bilmekte fayda var, sonra bu sefer namaz kelimesinin kökeninin anlamınıda bilmek gerekir, böylece İslamdaki namazla namaz nedir dendiği zaman kelimenin aslındaki namaz karıştırılıp sunulmamalı, namaz kelimesi eğilmek anlamındadır, yoga da sanskiritçe her ibadet duruşunun, yoga duruşunun adı vardır, eğilme yogası anlamında namaste vardır, asırlar önce onlardan geçmiştir araplara ..
Ayrıca yeri gelmişken yoga diye yaptırılan şeyler sadece esneme hareketleriyle meditasyondur, bazıları yoga nın ibadet kelimesinin karşılığı olduğunu bilmesi gerekiyor, bu sayede insanlık için gerekli uygulamalar varsa bişeylerin farklı biçimleriyle yutturulmamalıdır. Dinsiz yoga yapıyor ne ilginç, zihninde inanmadığı Tanrıyla bütünleştiğinin farkında değil, yoksa zamanında bilgeler mi bu biçimi ortaya çıkardı, neyse yoga, ibadet kelimesinin zamanla felsefi biçime sokularak aynı zamanda sosyal ve spor etkinlikleri haline getirilmesinin ürünüdür.
..................
Kuran’ın korunmuş, tutarlı, tamamlanmış, çelişkisiz ve dinin tek kaynağı olma vasıflarına sahip olduğunu; buna karşın hadislerin korunmadığını, tutarsız, çelişkili olduklarını ve sadece zan olan hadislerin dine kaynak olamayacaklarını, üstelik Kuran yeterli ve detaylı olduğu için buna gerek de olmadığını ortaya koymaktadır.
Kuran’a göre insanlar sürekli akıllarını çalıştırmalı, gerek evrende, gerek kendi yaratılışlarında, gerekse Kuran’da Allah’ın delillerini görmelidirler. Akıllarını çalıştırmadan toplumdaki kelle sayısına, törelere, geleneklere, kabullere göre din oluşturanların hatalı olduğunu Kuran’dan anlıyoruz.
Kuran’a göre Allah’ın nimeti olan akıl, evrenle ve evreni, hayatı değerlendirmede rehberlik eden Allah’ın kitabıyla, mükemmel bir uyum içindedir. Bu uyumun bir parçası olan aklın dinle çeliştiğini söylemek, aklı bir kenara atıp dini anlamaya kalkmak, aklı çalıştırmada değil, aklı kullanmamada erdem aramak, dine akılsızca uygulamaları sokanların veya din düşmanlarının tezidir. Akıl dinle nasıl çelişir? Akıl Allah’ın bize hediyesi değil mi? Kuran defalarca bize aklınızı çalıştırın demiyor mu?
Allah pisliği akıllarını kullanmayanların üzerine yağdırır.
10- Yunus Suresi 100
Bu ayetleride kendi çıkarına iş yap manasında anlayan dindar kisfeliler var, bakıyosun hocayım diye geçinenine kurnazlıkla, sinsilikle övünüyor. Bu işin içindeki para böyle yapıyor, para için din adamı oluyor ama adam olamıyor çokları.
Yobazların, cahillerin, dindar imajlı softaların beyin yapısı, onun içindeki şeytansı kıvrımları, oraya buraya şuursuzca koşuşan nöronları asırları boyu aynı karakteri göstermektedir, zamanın biçimine uymaları kimseyi kandırmasın o varlık biçimleri aşağıdaki hurafecilerin soyundan ve kişilik yapısındandır:
Hadis: “Yer yüzü balığın sırtındadır. Cennete girecekler ilk olarak bu balığın ciğerinden yiyecektir.”
Buhari 3/51
Kuran’ın dünyanın yuvarlaklığına, Dünya’nın, Güneş ve Ay’ın hareketlerine, uzayın yaratılışına dair mükemmel izahlarına karşı hadislerdeki, dünyanın öküzün ve balığın üzerinde olduğu saçmalığına Allah ın sözüne rağmen inanmışlardır, çünkü Kuranda dünya hakkında öküzün boynuzunda mı değil mi ye cevap yoktur, aynı şekilde ibadetlerde, giyim kuşamda ayrıntılar yoktur, o halde napalım diye düşünen cahiller öküzün boynuzunda yaşamaya devam etmişlerdir.
Kimileri günümüzde mezhepleri savunuyor, kimi sadece dini vasfını Müslüman dininide Kuran da ki din olarak dile getiriyor. Bir mezhep aslında Kuran da olmayan şeyleri söyleyip bizde böyle diyorsa yanlış bir mezheptir, mezhep kelime olarak takip edilen yol, görüş, manalara gelir. Ancak Kuran yol gösterici olarak Kuran yeter demektedir.
Mezhepler aslında daha müslüman olmamışları müslümanlığı kabul etmesini sağlatacak vasıflarından ötürü ortaya çıkmıştır. Bir anlaşma gibi, şart gibi ..
Kim ne yol tutturursa tuttursun Ayetlerin dışındaki din kimseden kabul edilmeyecektir, bunu bilerek, bütün bu mezheplerin din değil hoca, öğretmen, kılavuz değil kılavuzun kılavuzu olduğunu bilen, mezheplerin Kuran daki dine yakınlaştırma aracı olduğunu, başka türlü değesiz olacağını bilmek lazım.
Ancak dini anlamda ben müslümanım demekten daha güzel bir söz olmadığı ayetlerde öğütlenir. Böylece kelimeye ve söze vurgu yapılmış olur.
BAŞÖRTÜSÜ VE KAPANMA
Eski çağlarda gömlek, pantolon, ceket, tişört, şapka gibi modalar giysiler yok. Peki bunlar neyden oluşmaktadır örtüden tabiki. İslamda örtü geçiyor ve nasıl geçiyor bakalım ayıp yerlerinizi örtün diyor ayette, bu ayette abartılacak ne vardır. Örtünüzle göğsünüzüde örtün manasında, göğsünüze örtünüzü sarkıtın deniliyor, bu ayet bile aslında sıkı sıkı kapanmanın olmayışının delilidir. Şöyle bir göğsü örtmek, örtüyü hafifçe orayada sarkıtmak manasında.
Çıplak dolaşmayın tişört giyin, pantolon veya etek giyin demiyor çünkü o zaman bunlar yok arabistanda herşeye örtü deniliyor ve bu kadar modayada girecek değil Kutsal Kitap. Gerçi düşününce gökten kurtarıcı bir modacı inse günümüzde iyi olur. Kuşbeyinlilere açıklamak gerekiyor Şapka örtüden oluşur hatta bakın kumaştır kendisi, gömlek, tişört, etek, çorap, elbise, şort.. bunların hepsi örtüdür.
Herşeyin ve her kıyafetinde bir yeri vardır çoğu zaman, bu ham madde şeklinde şekilsiz çarşaf tipi örtüler arabistana aittir, yeri orasıdır zamanıda geçmiş zaman...
Ayetlerde olmayan heryerini ört yalanı Kuran a iftiradır. Sorun geleneğin dinselleşmesi olduğu için, alışmamış beyinler ürksede dalga geçecek olsalarda Peygamberler gibi katlanıp, yürekli ve inancımızdan emin olup şunlarıda söylemek gerekir, örtüyü göğüse sarkıtmak bir bininin göğsü örtmesi gibidir o da göğüse sarkıtılmıştır. Allah ın Ayetleri senden kötülük yapmamanı istiyor, senin aklına kötülük, adilik geliyorsa karşıdakinin suçu değil, dinen onun bir suçu yok.
Peygamber’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hakimiyetinden önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığı söylenir. (Kurtubi, el Cami-il Ahkamil Kuran 7/189) 33-Ahzab suresi 33. ayetten de İslam’dan önceki cahiliye döneminde kadınların süslerini açığa vurduğunu anlayabiliriz.
Görüldüğü gibi Kuran’ın tarif ettiği kapanmada, İslam adına bugün uygulanan kapanma şekillerinin, peçelerin, çarşafların, başörtülerinin tarifi yoktur. Yani bunların temeli dinimiz değil, örflerin, geleneklerin dinselleştirilmesidir. Peygamberimiz’in döneminde erkek, kadın birçok kişinin gelenek olarak başını örttüğü söylenir. Kıyafetlerin giyilişindeki temel sebeplerden birinin sıcaktan korunma olduğunu 16 Nahl suresi 81. ayette söylemektedir. Sıcak yörelerde başı örtmek, böylece güneşin etkilerinden, güneş çarpmalarından korunmak birçok sıcak iklimli bölgenin kültüründe vardır.
Ramazanda etekli kadın görmek günaha teşvik eder bu kıt imanlıları, bunların yaptığı şudur ben insanlara kötülük yapabilirim en iyisi bütün insanlık yok olsun böylece kimseye kötülük yapmamış olurum cennetlik olurum. Ey gerizekalı zaten dünya bunun için var tüm ihtişamı ve güzellikleriyle çırılçıplak karşımızda, bunu için yaratıldı zaten sen neyi örtüyorsun din diyerek. Yok edici olarak insanlığın karşısına çıkmış bu kafasızlar dinden çakmadıkları gibi süslü sözlere kanmışlardır. Bunlarda akılda yok imanda, olsa bu gibilerin ülkeleri arabistanda ortadoğuda en aydın en erdem sahibi bilgin toplumlar olurdu, tam aksine asalak gibi, tembel dışa bağımlı hristiyanların ağızlarına atacakları yeme bakıyorlar. Dinlerini rezil ettiler..
Arabistanın ya da ortadoğunun ortasından petrol yerine lavlar yanardağlar püskürse ne olacak halleri acaba, Yüce Allah o günleride gösterecektir elbette..
Ey ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik.
7- Araf Suresi 26
Çirkin yer sadece kilot giyilen kıllı bölgedir, herkes çirkin bulduğu görünmesi çirkinlik olan yerlerini örtebilir, sevaptır, ancak güzel vücutlu insanlar o kadar kapanmayabilir.
Dini yüzyıllarca sıfır noktasından eksilere çekenler olmuştur halada var onlar eksi iki yaptıysa sizde artı iki yaparsınız. İkiside aynı sevap aynı günah. Terazide aynı çeker. Ayrıca yukarda söylenilenler sıfır noktasıdır, onlarla eşitlemeye çalışırsak teraziyi şöyle demek gerekir, çıplak dolaşmayın üzerinize göğsünüzü örtecek bir bikini giyin , insanlara güzel ilhamlar vereceğinize pislik çıkardığınız, dışkı çıkardığınız yerleri açmayın.
Canavarlaştırılmış din o din satıcılarının dinden para kazananların hurafeleridir ve tüm bu yorumlarımızda sakıncalı gibi görünen saygısızlık gibi görünen tek bir nokta yoktur, açın bakın din diye, Peygamberimizin sözü diye ne iğrençlikler tarih boyu denilegelmiştir, ağıza alınmaz ancak bunlara inananlar hergün namaz kılıp hacca giden ancak kafasını işletmeyen korkak, silik ama cahil cürretine sahip insan müsfettelerinin dini olmuştur. Dinimizin güzelliğini canavarlaştıran, ucubeye sokan alçaklara göre kendileri dinli, Kuran ı Kerim i savunup sevdirenler ise dinsiz, ya bunlara lanet olsun!..
Meraklandılarsa mesela kendimi bildim bileli Kuranı sürekli okuyanlardanım. Ancak Kuran arapça demek değildir, başkasının yorumları iftiraları parantez içinde vermek değildir, anlam ve manadadır Kuran Allah ın öğütlediği gibi anlamak, akıl işletmektedir. Kendi fikirleri hurafeleri onlarla beraber cehennemin dibine.. kendi elleriyle yaptıklarına tapıyorlar, ne güzelde oyuna geliyorlar o olsun o karakterler doğru dine mensup olsalar bile aynı kaldılar, dünya hayatı sınanmaktır, imtihan hayatı Yaratıcımızla şeytanın Ayetlerde yazan bir anlaşması var kimin ne olduğunu kanıtlayacağım diyor Şeytan, izni koparıyor kıyamete kadar..
Yanlız bu yobazlar tüm bunları okuyup seni yine dinsizlik veya imansızlıkla suçlar, bunların sahip olduklarına lanet olsun onlarla beraber işe yaramaz malları batsın. Bunlar gibilerin kurduğu ülkeler rezil kepaze olsun, kendilerini değiştirinceye kadar lanet onların üzerine olsun!
Bunlar bizim değil geçmiş beddualar aslında görüyoruz bu tip ülkelere baktığımızda.
Bunları okuyup hoşlanmayan belasını bulsun..
.......
Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.
24- Nur Suresi 31
Cinsel organları korumak ne demek, temizlenmek, örtmek veya eşinden başkasına dokundurtmamak manasındadır.
Üstelik ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen ‘cuub’ kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi belirtmek için, hem Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer.) Göğüsün üstü yani..
Üstelik başörtüsünü Kuran’a maletmek isteyen zihniyet, açık bir saptırma yaparak “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmeye kalkmıştır. Böylece ayeti okuyan “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okuyacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran’da salsınlar, indirsinler manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanabilirdi. Bu örnek bize gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gereğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini göstermektedir.
KURAN’DA TESETTÜR KELİMESİ YOK
Günümüzde kadının kapanması için kullanılan “tesettür” ifadesi de Kuran’da geçmez. İslam adına etrafında bu kadar büyük fırtınalar koparılan bir kavramın, yani “tesettür” ifadesinin İslam’ın temel kaynağı olan Kuran-ı Kerim’de bulunmaması önemlidir. Demek ki “tesettür” kelimesi dîni bir kavram olarak sonradan oluşturulmuştur.
Gelenekçi İslamcıların kimisi kadının yüzü de dahil vücudunun tümünün örtülmesinin farz olduğunu, kimisi iki gözü, kimisi tek gözü dışındaki her yerini örtmesinin farz olduğunu, en ılımlıları ise yüz, eller ve ayaklar dışında her yerini örtmesinin farz olduğunu savunurlar. Oysa kadınların kapanmasıyla ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu iki ayetle sınırlıdır. Yani kadınların başını örtmesi, peçe giymesi ve diğer anlatılan sınırlar Kuran’ın değil geleneklerin ve şahsi görüşlerin dine sokulmasının sonucudur. Eğer Allah böyle katı sınırlar çizmek isteseydi, bir ayette “Cilbabla; yüzünüz ve elleriniz dışında her yerinizi örtün” şeklinde bir sınırla kapanmanın sınırlarını çizebilirdi. Örneğin abdest ile ilgili ayette Allah, yıkanacak yerleri tek tek saymış ve “Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın” gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur. Eğer Allah kapanmada da kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Geçmiş kavimlerin başına gelenleri bile detaylarıyla anlatan Kuran, her şeyi açıkladığını kendisi söyleyen Kuran, eğer kapanmada sınırları belirlenmiş bir ölçü olacaksa ve bu bir tek cümleyle bile açıklanabilecekse, niye bu cümleyi içermesin? Bu açıklamanın olmaması, haşa Allah’ın unutmuş olmasından değil, bilakis bu tarzda kesin bir sınır koymak istememesindendir. Yukarıdaki 33-Ahzab suresi 59. ayeti ele alırsak, ayette kesin hatları olmayan esnek bir ölçünün olduğunu görürüz.
Allah iyice örtünmeyin günah mı demesini bekliyorsunuz, isteyen çeşitli nedenlerle örtünürdü ama bu hiçbir zaman Allah ın dini değildir. Çarşafla dolaşmak yüzü kapatmak örtmek, tüm ülkenin bunlarla dolu olması Allah ın dini ise bela bize olsun, ülkemiz batsın, ama bunlar Yüce Allah ın emirleri değilse böyle toplumların üzerlerine bela üstüne bela yağsın acıları feryatları gerçekten Allah yolundakilerin imanlarını artırsın, kendilerini değiştirip adam oluncaya kadar, insan oluncaya kadar sömürülsünler ki başkaları yararlansın ülkelerinden, insanlık faydalansın kaynaklarından en azından, ancak bir süreye kadar olmazlarsa artık bunların ülkeleri kendileriyle beraber sulara gömülsün bir serinlik essin büyük denizler serinletsin geride kalan iyi insanları.. Nuh Tufanından esinlenerek bitti konu..
Çıplak dolaşmayın tişört giyin, pantolon veya etek giyin demiyor çünkü o zaman bunlar yok arabistanda herşeye örtü deniliyor ve bu kadar modayada girecek değil Kutsal Kitap. Gerçi düşününce gökten kurtarıcı bir modacı inse günümüzde iyi olur. Kuşbeyinlilere açıklamak gerekiyor Şapka örtüden oluşur hatta bakın kumaştır kendisi, gömlek, tişört, etek, çorap, elbise, şort.. bunların hepsi örtüdür.
Herşeyin ve her kıyafetinde bir yeri vardır çoğu zaman, bu ham madde şeklinde şekilsiz çarşaf tipi örtüler arabistana aittir, yeri orasıdır zamanıda geçmiş zaman...
***********
SORUN GELENEĞİN DİNSELLEŞMESİDİR
Daha önce değindiğimiz gibi din adına uydurulanları incelersek, toplumun belli bir dönemindeki bakış açısının ve geleneklerinin dinselleştirilmesinin bunlarda önemli bir yeri olduğunu görürüz. Bu gelenekleri dinden ayırmanın yolu Kuran’dan anlaşılan kapanmanın din olduğunu; Kuran’dan çıkmayan kapanma şekillerinin, izahların din adına uydurma, geleneklerin dine sokulması olduğunu bilmektir. Şunu bir daha belirtelim ki geleneklerin bir kıyafet oluşturmasının bir mahsuru yoktur. Yanlış olan, tarihin belli bir anının ihtiyaçlarından doğan ve o toplumu ilgilendiren kıyafetlerin, evrensel olan ve binlerce yıllık zaman dilimine inmiş olan dine maledilmesidir.Ayetlerde olmayan heryerini ört yalanı Kuran a iftiradır. Sorun geleneğin dinselleşmesi olduğu için, alışmamış beyinler ürksede dalga geçecek olsalarda Peygamberler gibi katlanıp, yürekli ve inancımızdan emin olup şunlarıda söylemek gerekir, örtüyü göğüse sarkıtmak bir bininin göğsü örtmesi gibidir o da göğüse sarkıtılmıştır. Allah ın Ayetleri senden kötülük yapmamanı istiyor, senin aklına kötülük, adilik geliyorsa karşıdakinin suçu değil, dinen onun bir suçu yok.
Peygamber’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hakimiyetinden önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığı söylenir. (Kurtubi, el Cami-il Ahkamil Kuran 7/189) 33-Ahzab suresi 33. ayetten de İslam’dan önceki cahiliye döneminde kadınların süslerini açığa vurduğunu anlayabiliriz.
Görüldüğü gibi Kuran’ın tarif ettiği kapanmada, İslam adına bugün uygulanan kapanma şekillerinin, peçelerin, çarşafların, başörtülerinin tarifi yoktur. Yani bunların temeli dinimiz değil, örflerin, geleneklerin dinselleştirilmesidir. Peygamberimiz’in döneminde erkek, kadın birçok kişinin gelenek olarak başını örttüğü söylenir. Kıyafetlerin giyilişindeki temel sebeplerden birinin sıcaktan korunma olduğunu 16 Nahl suresi 81. ayette söylemektedir. Sıcak yörelerde başı örtmek, böylece güneşin etkilerinden, güneş çarpmalarından korunmak birçok sıcak iklimli bölgenin kültüründe vardır.
Ramazanda etekli kadın görmek günaha teşvik eder bu kıt imanlıları, bunların yaptığı şudur ben insanlara kötülük yapabilirim en iyisi bütün insanlık yok olsun böylece kimseye kötülük yapmamış olurum cennetlik olurum. Ey gerizekalı zaten dünya bunun için var tüm ihtişamı ve güzellikleriyle çırılçıplak karşımızda, bunu için yaratıldı zaten sen neyi örtüyorsun din diyerek. Yok edici olarak insanlığın karşısına çıkmış bu kafasızlar dinden çakmadıkları gibi süslü sözlere kanmışlardır. Bunlarda akılda yok imanda, olsa bu gibilerin ülkeleri arabistanda ortadoğuda en aydın en erdem sahibi bilgin toplumlar olurdu, tam aksine asalak gibi, tembel dışa bağımlı hristiyanların ağızlarına atacakları yeme bakıyorlar. Dinlerini rezil ettiler..
Arabistanın ya da ortadoğunun ortasından petrol yerine lavlar yanardağlar püskürse ne olacak halleri acaba, Yüce Allah o günleride gösterecektir elbette..
Ey ademoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik.
7- Araf Suresi 26
Çirkin yer sadece kilot giyilen kıllı bölgedir, herkes çirkin bulduğu görünmesi çirkinlik olan yerlerini örtebilir, sevaptır, ancak güzel vücutlu insanlar o kadar kapanmayabilir.
Dini yüzyıllarca sıfır noktasından eksilere çekenler olmuştur halada var onlar eksi iki yaptıysa sizde artı iki yaparsınız. İkiside aynı sevap aynı günah. Terazide aynı çeker. Ayrıca yukarda söylenilenler sıfır noktasıdır, onlarla eşitlemeye çalışırsak teraziyi şöyle demek gerekir, çıplak dolaşmayın üzerinize göğsünüzü örtecek bir bikini giyin , insanlara güzel ilhamlar vereceğinize pislik çıkardığınız, dışkı çıkardığınız yerleri açmayın.
Canavarlaştırılmış din o din satıcılarının dinden para kazananların hurafeleridir ve tüm bu yorumlarımızda sakıncalı gibi görünen saygısızlık gibi görünen tek bir nokta yoktur, açın bakın din diye, Peygamberimizin sözü diye ne iğrençlikler tarih boyu denilegelmiştir, ağıza alınmaz ancak bunlara inananlar hergün namaz kılıp hacca giden ancak kafasını işletmeyen korkak, silik ama cahil cürretine sahip insan müsfettelerinin dini olmuştur. Dinimizin güzelliğini canavarlaştıran, ucubeye sokan alçaklara göre kendileri dinli, Kuran ı Kerim i savunup sevdirenler ise dinsiz, ya bunlara lanet olsun!..
Meraklandılarsa mesela kendimi bildim bileli Kuranı sürekli okuyanlardanım. Ancak Kuran arapça demek değildir, başkasının yorumları iftiraları parantez içinde vermek değildir, anlam ve manadadır Kuran Allah ın öğütlediği gibi anlamak, akıl işletmektedir. Kendi fikirleri hurafeleri onlarla beraber cehennemin dibine.. kendi elleriyle yaptıklarına tapıyorlar, ne güzelde oyuna geliyorlar o olsun o karakterler doğru dine mensup olsalar bile aynı kaldılar, dünya hayatı sınanmaktır, imtihan hayatı Yaratıcımızla şeytanın Ayetlerde yazan bir anlaşması var kimin ne olduğunu kanıtlayacağım diyor Şeytan, izni koparıyor kıyamete kadar..
Yanlız bu yobazlar tüm bunları okuyup seni yine dinsizlik veya imansızlıkla suçlar, bunların sahip olduklarına lanet olsun onlarla beraber işe yaramaz malları batsın. Bunlar gibilerin kurduğu ülkeler rezil kepaze olsun, kendilerini değiştirinceye kadar lanet onların üzerine olsun!
Bunlar bizim değil geçmiş beddualar aslında görüyoruz bu tip ülkelere baktığımızda.
Bunları okuyup hoşlanmayan belasını bulsun..
.......
Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar. Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar, yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.
24- Nur Suresi 31
Cinsel organları korumak ne demek, temizlenmek, örtmek veya eşinden başkasına dokundurtmamak manasındadır.
Üstelik ayette kapatılacak yerin yaka açığı olduğu geçer. Yani hımarın başı kapatması değil, ayette açıkça yaka dekoltesini örtmesi istenir. (Yaka açığı manasına gelen ‘cuub’ kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi belirtmek için, hem Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten ayetlerde geçer.) Göğüsün üstü yani..
Üstelik başörtüsünü Kuran’a maletmek isteyen zihniyet, açık bir saptırma yaparak “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmeye kalkmıştır. Böylece ayeti okuyan “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okuyacaktır. Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına gelmez. Bu fiille örtünün yaka açığına konulması yani kapatılması anlatılır. Kuran’da salsınlar, indirsinler manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanabilirdi. Bu örnek bize gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gereğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini göstermektedir.
KURAN’DA TESETTÜR KELİMESİ YOK
Günümüzde kadının kapanması için kullanılan “tesettür” ifadesi de Kuran’da geçmez. İslam adına etrafında bu kadar büyük fırtınalar koparılan bir kavramın, yani “tesettür” ifadesinin İslam’ın temel kaynağı olan Kuran-ı Kerim’de bulunmaması önemlidir. Demek ki “tesettür” kelimesi dîni bir kavram olarak sonradan oluşturulmuştur.
Gelenekçi İslamcıların kimisi kadının yüzü de dahil vücudunun tümünün örtülmesinin farz olduğunu, kimisi iki gözü, kimisi tek gözü dışındaki her yerini örtmesinin farz olduğunu, en ılımlıları ise yüz, eller ve ayaklar dışında her yerini örtmesinin farz olduğunu savunurlar. Oysa kadınların kapanmasıyla ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu iki ayetle sınırlıdır. Yani kadınların başını örtmesi, peçe giymesi ve diğer anlatılan sınırlar Kuran’ın değil geleneklerin ve şahsi görüşlerin dine sokulmasının sonucudur. Eğer Allah böyle katı sınırlar çizmek isteseydi, bir ayette “Cilbabla; yüzünüz ve elleriniz dışında her yerinizi örtün” şeklinde bir sınırla kapanmanın sınırlarını çizebilirdi. Örneğin abdest ile ilgili ayette Allah, yıkanacak yerleri tek tek saymış ve “Dirseklere kadar ellerinizi yıkayın” gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur. Eğer Allah kapanmada da kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Geçmiş kavimlerin başına gelenleri bile detaylarıyla anlatan Kuran, her şeyi açıkladığını kendisi söyleyen Kuran, eğer kapanmada sınırları belirlenmiş bir ölçü olacaksa ve bu bir tek cümleyle bile açıklanabilecekse, niye bu cümleyi içermesin? Bu açıklamanın olmaması, haşa Allah’ın unutmuş olmasından değil, bilakis bu tarzda kesin bir sınır koymak istememesindendir. Yukarıdaki 33-Ahzab suresi 59. ayeti ele alırsak, ayette kesin hatları olmayan esnek bir ölçünün olduğunu görürüz.
Allah iyice örtünmeyin günah mı demesini bekliyorsunuz, isteyen çeşitli nedenlerle örtünürdü ama bu hiçbir zaman Allah ın dini değildir. Çarşafla dolaşmak yüzü kapatmak örtmek, tüm ülkenin bunlarla dolu olması Allah ın dini ise bela bize olsun, ülkemiz batsın, ama bunlar Yüce Allah ın emirleri değilse böyle toplumların üzerlerine bela üstüne bela yağsın acıları feryatları gerçekten Allah yolundakilerin imanlarını artırsın, kendilerini değiştirip adam oluncaya kadar, insan oluncaya kadar sömürülsünler ki başkaları yararlansın ülkelerinden, insanlık faydalansın kaynaklarından en azından, ancak bir süreye kadar olmazlarsa artık bunların ülkeleri kendileriyle beraber sulara gömülsün bir serinlik essin büyük denizler serinletsin geride kalan iyi insanları.. Nuh Tufanından esinlenerek bitti konu..
mezheplerin zararları
Bilindiği gibi mezhepler kendi çıkarlarına ve din dışı Kuran dışı inançlarını devreye sokup otoritesini güçlendirmeye çalışanlarca oluşturulmuş, Allah sözü dışındaki görüşler, fikirler, teoriler, hurafeler ve alışkanlıklardır.
Bir kere Kuran’ın dinin tek kaynağı olduğu göz ardı edilip hadisler, içtihadlar dinin kaynağı kabul edilince, birçok mezhebin ortaya çıkması kaçınılmazdı. Nitekim öyle oldu ve yüzlerce mezhep ortaya çıktı.
Tüm bu örneklerdeki gibi farklı izahlarda doğruyu kim, nasıl bulacaktır? Kuran dışında başka kaynaklara kapıyı açarak kargaşalara yol açanlar, mezhepleri ortaya sürüp bu kargaşayı önlemeye çalışmışlardır. Böylece Kuran’ın dini, yani Allah’ın gönderdiği İslam; mezheplerin dinine, mezheplerin İslam’ına dönüşmüştür.
Bunların yorumladıkları ayetleri günümüzde bambaşka şekilde de yorumlayabiliriz, o zamanın insanı yapıyorsa şimdi gerçeklerin daha görünür hale geldiği asrımızda alası yapılır.
Mezhep imamları nasih-mensuh ile Kuran ayetlerinin hükmünü iptal ederek , farklı hadislerden kendilerine göre birini seçerek, kendilerine göre hadisleri yorumlayarak ve kendilerini içtihad yetkisiyle Allah’ın serbest bıraktığı konuları açıklayıcı konumuna getirerek , yepyeni bir dinsel yapı oluşturmuşlardır. Bu yeni yapının Allah’ın dini olduğu sanılsa da, ne yazık ki bu yeni yapı Katolik ve Ortodoks Hıristiyanlık ne kadar Allah’ın diniyse o kadar Allah’ın dinidir.
Bazıları bu mezhep imamlarının çok iyi niyetli olduğunu, din için fedakarlıklar yaptıklarını anlatarak eleştirileri görmezlikten gelmektedirler. Peki Ortodoks ve Katolik rahiplerin de iyi niyetli oldukları ve kendi mezhepleri için çalıştıkları söyleniyor, biz ne yapalım; Katolik ve Ortodoks bağnazlığı bu iyi niyet söylemlerinden ötürü Allah’ın gönderdiği Hıristiyanlıkla bir mi tutacağız?
İyi niyetli olarak güzel sözleri Peygambere yamamaya kalkışanlarda vardır, sanki koskoca Allah elçisinin sizin üç paralık yalanınıza yamanıza ihtiyacı var. İnanmadıkları için Peygamberi büyük göremedikleri için yama yapma ihtiyacı görüyorlar.
Bu mezheplerin imamları öyle bir konuma getirilmiştir ki; onlara verilen yetkiyle onlar istediğini iptal edilmiş hüküm ilan ederek, istediklerini kendilerince yorumlayarak, dilediklerini kabul ederek, uygun gördükleri durumlarda içtihad ederek Kuran’daki hükümlerden kat kat fazla hacimde sünnetler, farzlar, helaller, haramlar oluşturmuşlardır. Kuran’ın otoritesi dışında oluşturulan bu mezheplere Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli, Şii adları verilmiş, bu mezheplere uyan mukallidler(mezhep taklitçileri) ise mezheplerinin adlarıyla anılmışlardır.
Yani mezhepler helalleri, haramları ayrı birer dine dönüşmüş vaziyetteler. Mezhep imamı dilediği hadisi seçerek, nasih mensuh ile oynayarak, hadisleri keyfince yorumlayarak; Kuran’ın da, uydurmalarla dolu hadislerin de üstüne çıkmaktadır. Din, mezhep imamının bakışına göre şekillenmiş, oluşturulmuş oluyor. Ayrılığın iyilik, rahmet olduğu Kuran’a aykırı bir mantıktır ve uydurma bir hadisten gelmektedir. Oysa Kuran’da şöyle geçmektedir:
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra çekişmeye girip fırkalar (mezhepler) halinde parçalananlar gibi olmayın.
3- Ali İmran Suresi 105
MEZHEPLERDEN KURAN’IN İSLAMI İLE KURTULURUZ
Mezhep taklitçiliğinin dine verdiği zararları Yaşar Nuri Öztürk “Kuran’daki İslam” kitabında şu şekilde açıklamaktadır: “Allah adına yalan uydurmanın bir yolu da mezhepleri din haline getirmek olmuştur. Mezhepler birer din, mezhep imamları tenkit üstü birer Peygamber haline getirilince İslam adıyla ortaya konan karışımın kaçta kaçının Allah’a, kaçta kaçının şuna buna ait olduğunu belirlemek, halk kitleleri için imkan dışına çıkar ve bu durum din adı altında bir kaosu insanlığın başına musallat eder. Aradan yüzlerce yıl geçmesine, insanlık boyut değiştirmiş olmasına rağmen hiç kimse bu eskimiş ve bir kısmı komedi haline gelmiş yorumlara dokunamaz. İşte zulüm ve Allah’a iftira budur. Bu zulüm yüzündendir ki gerçek İslam bilginleri, samimi din görevlileri Allah’ın saf ve berrak Kuran dinini yüzyılımızın insanına olduğu gibi anlatmaya kalktıklarında sadece zorluklarla değil engeller, iftiralar ve suçlamalarla karşılaşabilmektedirler. Çare Kuran’a gidişimizi engelleyen bütün putları, patentlerine bakmadan devirmek ve hükmü yalnız ve yalnız Allah’a bırakmaktır. Buna karşı çıkanlar, görünüşte dini kabul ettiklerini söyleseler de inkarcıdırlar. Çünkü ak ve berrak din yalnız Allah’ın tekelindedir (39-Zümer Suresi-3). Ve bu tekelden rahatsız olup Allah’ın hüküm yetkisine şu veya bu şekilde karışanlar, Allah’a karşı gelmiş olurlar.”
Bu zihniyetlerin, kıt imanlıların kitabı birkaç tane, önderi birkaç tane, hatta ümmeti birkaç tanedir. Bir tür anonim şirket gibidir. Bunun içindir ki devşirme dinde birlik ve ahenk yerine tefrika ve kaos vardır. Devşirme dinin tüm rahatsızlığı, ondaki hüküm kaynağının tek olmayışıdır. Devşirme dinde tam bir otorite boşluğu vardır. Ona göre, buna göre, falancanın kavlince, filancanın rivayeti mucibince, üstadın beyanına göre, hazretimizin fermanı gereğince v.s. kendi elleriyle yaptıkları devşirme dini bir yamalı bohça haline getirmiştir.
Kuran çok aydınlıkken bunlar karanlık boğucu sözler söylemişlerdir, anlaşılması ve zaten bir anlamının olması imkansızdır. Akıllı birinin geçmişteki aptalların, hilekarların sözlerine iman diye kafa patlatması hatta inanması tam bir rezalettir.
Allah bazı şeyleri eksik mi bıraktı, unutmuş mu da siz düzeltiyorsunuz Reziller ülkelerinide rezil etmekle uğraşıp dururlar, üstlerinede pislik yağıp durur.
09 Ağustos 2011
yobaz, cahil karaktersizlerin marifetlerinden bazı notlar
Türk Milliyetçiliğini tarih boyunca geriletenler aynı zamanda gericileştirmişlerdirde. Toplumun çok şuurlu değer yargıları, karakteristik üstünlükleri, yobazların basmakalıp imanları ve Kurandan nasibini almamış dinsizlikleriyle ya da dedelerinin dinleriyle Türk Kültürüne uymayan alçakça ve dinimizde yeri olmayan vahşi, karaktersiz tutumlarıyla ve çoğundaki sinsilik,fitne, fesat, yavşaklık, alçaklık, ukalalık, yalakalık, hilekarlıkla bozulmuştur. Bunların bu karakterleri ve yaptıkları alçaklıklar tarih boyunca dinle harmanlanıp önümüze dini diye sunulmuştur. Ancak tüm bu yanlışları, hurafeleri görmek için insanlığa, gerçek din Kuran a saygı duyup hep doğruları ve gerçekleri çekinmeden söyleyebilen insanlar gerekir. Unutmayın ki Kuran da Peygamberimizde hiç çekinmeden doğruları açıklamak uğruna en ufak örnekten yararlanıp, hakaretleri yerli yerinde yapmıştır. Bu Ayetler doğru çıkmaktadır, 'Aklını kullanmayan toplumların üstüne pislik ve bela yağar' der Kuran. Müslüman toplumlar kadarda aklını az kullananını zor buluruz.
Tarih boyunca bilgiye, ilime direndiler. Müslüman toplumların içinden doğan dahileri, büyük düşünürleri, bilginleri, mucitleri ve bu gerçekleri ülkeye taşıyanları yok ettiler, aşağılamaya çalıştılar; ancak görüldü ki aşağılanan kendi soyları oldu bit kadar ülkelerin önünde kendileri ve soyları eyildi. Ülkeleri şerefleri mahvoldu, ancak onlar tüm bu rezaletlerine rağmen kurtuluşu, imanı, şerefi üç kuruşluk bezlerde ve Kuranda yeri olmayan lanet edilen hurafelerde aradılar. Ancak hurafeler Allah tarafından lanetlenmiştir okumadınız mı Kuran ı, anlamadınız mı ' Kim bu dinin yanına başka söz getirirse Allah ın laneti onların üstündedir'
Tarih boyunca bilgiye, ilime direndiler. Müslüman toplumların içinden doğan dahileri, büyük düşünürleri, bilginleri, mucitleri ve bu gerçekleri ülkeye taşıyanları yok ettiler, aşağılamaya çalıştılar; ancak görüldü ki aşağılanan kendi soyları oldu bit kadar ülkelerin önünde kendileri ve soyları eyildi. Ülkeleri şerefleri mahvoldu, ancak onlar tüm bu rezaletlerine rağmen kurtuluşu, imanı, şerefi üç kuruşluk bezlerde ve Kuranda yeri olmayan lanet edilen hurafelerde aradılar. Ancak hurafeler Allah tarafından lanetlenmiştir okumadınız mı Kuran ı, anlamadınız mı ' Kim bu dinin yanına başka söz getirirse Allah ın laneti onların üstündedir'
03 Mayıs 2011
kurandakidin
Kuran daki Din, bir müslüman için en önemli konudur. Bu sebeple asıl kaynak olarak sürekli okunmalıdır, yorumsuz, açıklamasız yani hurafesiz. Kuran ı Kerim i hiç okumadan ya da birkaç kere kıyısından köşesinden okumuş atıp tutan dinlisi dinsizi dindar imajlısı cahili yarım yamalak bir şekilde sığ görüş ve inançlarıyla gerçek dini karıştırır, asırlarca bu böyle olmuştur.
Hurafelerden uzak ve yanlız Allah ın sözüne din ve ona ibadette yanlız kendi kelimelerimiz ve yüreğimizden çıkan meyvalara din demeliyiz. Onun bunun ortaya attığı kimden belli olmayan müslümanlığa atılan çamurlar, hurafeler yerini hakiki islama bırakmalıdır. Aksi takdirde olanlar içler acısıdır, aşağılanan ve kendini düşmanından daha çok aşağılayan yobazlaşmış milletler ve dünyaya yararlı bişeyler katamayan güçsüz, cahil ülkeler..
***
Günümüzde Müslümanlar, kutsal görevin gereği olarak Kuran'ı akıllarıyla analiz etmek yerine, doğduklarında sahip oldukları mezhep öğretilerinin kör takipçileri olmaktadırlar. Yine çoğu Müslüman, din adamlarının dediklerini hiçbir sorgulamadan geçirmeden kesin doğru saymakta hatta bu öğretilerin Allah'ın Kitap'ı tarafından uygun görülüp görülmediğine aldırmamaktadır.
Çoğunluk tarafından benimsenen ve belli çıkarlar gereği korunan bu yanlışlar Kuran öğretileriyle gelen zindeliği pasifliğe çevirmekle kalmamış, Müslüman hayat tarzını tamamen değiştirmiştir. şu an Müslüman dünyaya egemen olan "pasif ıslam", Kuran tarafından sunulan "dinamik ıslam" ile taban tabana zıttır. ıslam toplumu, yüzyıllar öncesinin kültürel geleneklerini din sayarak, aslında her dönemde kolaylıkla yaşanabilecek olan ıslam dinini tarihin belli bir dönemine hapsetmiştir. Ayrıca yine bu "gerçek dinden kopuş" döneminde, tek ılah'a olan inanç bozulmuş, din alanında Allah'ın yanına başka hüküm koyucular getirilmiş, böylece ıslam toplumunun birlikteliği kaybolmuş, Müslüman âlemi sayısız mezhep ve gruba ayrılmıştır. Günümüzde Müslümanlar Allah'a itaat etmek yerine insan ürünü zanlara, din adamlarına ve durumdan faydalanan her türlü ekonomik ve siyasi çıkar çevrelerine itaat eder hale gelmişlerdir. Allah'ın elçisinin görevi insanlığı sırtındaki ağırlıklardan ve zincirlerden kurtarmaktır (Bakınız * 7 Araf Suresi 157. ayet 7:157*). Allah'ın elçisi olan Hz. Muhammed bu görevi Allah'ın Kitap'ında bahsettiği kutsal hükümleri uygulayarak yerine getirmiştir. Ancak ıslam'ın düşmanları kavramlar ve doktrinler uydurup bunları Müslümanlar'ın arasında yaymış, sonuç olarak elçi tarafından gelen gerçek din bozulmuş ve daha çok, insan yapımı bir din haline getirilmiştir.
İslam'ın düşmanı olanların, islam adına dine soktukları bu yanlışların bir sonucu olarak günümüzde Müslümanlar, peygamberin yok etmek üzere gönderildiği ağırlıkların ve zincirlerin baskısı altında inlemektedirler. "Firavunlar" yani politik istismarcılar, "Hamanlar" yani din ve bilgi sömürücüleri ve "Karunlar" yani ekonomi alanındaki sömürücüler, Müslüman dünyada kontrolü ele geçirmiş durumdadırlar. Tüm bunların sonucunda, ıslam âlemi sayısız parçaya bölünmüş ve kendisi dışındaki güçlere bağımlı hale getirilmiştir. Müslümanlar bu durumdan kurtulmak için gayret etmekte, ancak Kuran'ın aydınlatıcı ışığı olmadan bunu başaramamaktadırlar. Dünya barışını sağlaması ve medeniyetin, bilimin, sanatın, teknolojinin meşalesini taşıması gereken Müslümanlar, kendilerini aşağı ve çaresiz bir durumda bulmuşlardır.
Bu kötü durumdan kurtulmanın tek yolu; birbirine sıkıca bağlı, sağlam ve doğru bir Müslüman topluluğu oluşturmaktır. Bu amaca ulaşmak için Kuran'ın ıslam ile ilgili konularda kesin otorite olduğu görüşüne sahip olmak ve O'nun Allah'ın yeryüzündeki eksiksiz, değişmez ve tek mesajı olduğuna inanmak gerekmektedir.
Allah, peygamberden Kuran'da değinilmeyen işler hakkında diğer inananlara danışmasını istemektedir. Eğer peygamberin her söylediği ve yaptığı vahye dayansaydı Allah peygamberinden inananlara danışmasını ister miydi?
"Yapılacak işler hakkında bilene danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever." (3:159)
Tüm bu kanıtlar açıkça göstermektedir ki peygamberin günlük hayattaki konuşmaları vahiy değildir. Kusursuz değildir, İlah sözüymüş gibi tapılamaz. Allah tarafından peygamberimize indirilen tek mesaj Kuran'dır. Bu aynı zamanda Dini işlerde ve bir konunun dini yönünü tartmak veya dinden ilham almak için Kuran a danışılır ve Allah a yakarılır, düşünüp muhakeme yapılır demektir. Bunla birlikte aklınızı işletinde Ayettir zaten.
Allah işin uzmanına danışmamızı istiyor, değil hacı hoca Peygamberlere bile bilene danışmadan yapmak olmaz Ayet olarak emrediliyor. Danışacaksanız Peygamberin size tüm müslümanlara gönderdiği kitaba Kurana danışın, çünkü o ilim sahibi bir kitaptır, hakiki ilimdir.
Sonuç olarak Peygamberin öğüdüne uyun ayetine bakıp hurafelerle beslenilmesi, her türlü çıkar hesabını Peygambere yakıştırmak gibi bir günahı din saymak dinden çıkmak bölmek parçalamaktır. İftiradır, küfürdür. Bunlar büyük günahlardır. Öbür dünyada da büyük cezası vardır. Peygamberimizin öğüdü Kuran dır, örnek olarak Peygamberi almakta Kuran ın dışına başka sözlerle çıkmamaktır. İyi, güvenilir insan olmak, sadece Allah ın sözünü din bilip ibadet etmek, Allah yolunda çıkarsız yürümek, insanları suçsuz yere suçlamamak, ticareti dosdoğru yapmak, yanlış bulduğun ortamlarda uzaklara bile olsa kendi köşene çekilip düşünmek, kötülükten uzak durmak, saygılı olmak, insanları incitmemek, güzel konuşmak, Allah a ve sözlerine inanmak, ruhunla, şuurunla anlamaya çalışmak.. Peygamberi örnek almaktır.
"Ey Allah a iman edenler, Elçimiz size geldi. Kitap'tan saklamış olduklarınızın çoğunu size ayan beyan açıklıyor; çoğunuda yenisiyle açıklıyor, bu gerçektir, size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir. Allah, rızasına uyanları o Kitap'la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar." (5:15-16,Mâide)
Günün birinde insanlar sorguya çekilecek, Allah ın sözüne mi, hurafelere mi inandılar diye; sana kitap inmedi mi, müslümanlardanım demedin mi, kitabım Kurandır demedin mi!? Peki dünyada din diye iman ettiğin neydi öyle! Yalan söylemenin, cahaletinin, akılsızlığının, tembelliğinin, ziyan ettiğin yaşamların cezasını çekeceksin, Allah ın sözünün yanına başka söz getirmenin cezasını çekeceksin, çünkü siz kendi uydurduğunuz eklediğiniz din olmadan bunlarsız Kuran olamaz demiştiniz, ancak şimdi yanıyorsunuz!
Sizi Allah tan korkutan hurafeler mi, Kuran daki gerçek din mi? Hayatınızı bir düşünün, sonra geri dönüşü olmayacak. Asla kendinizi masum sanmayın, onlarla yaşam boyu ortaklık etmiyor musunuz, bir düşünün bakalım. Hani ortaklarınız diye sorulacak, onların gururu, gücü ve yalanları ahirette yok olmuş olacak.
"Bu Kuran'ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere götürecektir. (KASAS 85) ''
Her Peygamber, her Elçi kendi hayatında Kuran hakkında hüküm vermediği konularda kendi fikirlerine, alışkanlıklarına ve içinde bulunduğu toplumun genel öğretilerine göre davranmış olabilir. Ancak bunlar onun bireysel tercihleridir. Dinî bir anlam taşımazlar. Bu yüzden elçi insanlara bu seçimlerini aşılamaya çalışmamıştır.
Allah Kuran'da insanlardan sadece Kuran'a uymalarını istemiştir. Ayetler din adına uyulacak tek yasanın Allah'ın yasası olan Kuran olduğunu gösteriyor.
Başka bir ayette Allah şu soruyu yöneltiyor:
"Müslümanlar'a suçlular gibi mi davranalım, bazıları onlar gibi davranıyor? Neyiniz var, ne biçim hüküm veriyorsunuz? Yoksa başka kitabınız var da onu mu okuyup duruyorsunuz? Ve içinde her dilediğinizi bulabiliyorsunuz?" (kalem,68:35-38)
Bu ayette geçen "Yoksa bir kitabınız var da onu mu okuyup duruyorsunuz" ifadesi , hurafelerle beslenen kişilere yöneltilip Kuranda olmayan sözleri nereden bulduklarını soruyor, neden bunda ısrar edip saplanıp kaldıklarını ve aslında merek etmediğini işin gerçeğini bildiğini 'suçlular gibisiniz' cümlesinden anlıyoruz, yani bu kişilerin nasıl bir kıt imana sahip olduğunu bildiğini sezdirmektedir ayetler.
Dine inananların din adına okuyup ders alacakları tek Kitap Kuran dır.
Kuran demek arapça demek değil Allah ın sözü demektir, Kuran okumakta bu sebeple anladığın kelimelerle mümkündür , okumak anlamaktır. Arapça okuyorsun ama ana dilin gibi değil, o halde sen Kuran okumuyorsun demektir, Kuran yerine anlamadığın kelimeleri koyarak akılsızca imansızlık yapıyorsun demektir.
Bu yazılar gibi başka dini bilgilerde okunabilir, ancak bunlar burdakiler gibi sadece Kuran ı mı işaret ediyor, yoksa kendi uydurdukarı ibadetleri mi din diye uyguluyorlar, halbuki gerçek din sadece Kuran dır. İnsanlar o kadar gerçek dinden uzak ki bunun bile ötesine geçilip asırlardır yapılan hataları bile görüp caymaları gerekmektedir, dedelerinin dinine değil Kuran da açıklanan, Allah ın dinine uymalıdır. Bunun bu şekilde anlaşılıp gerçek dinin hüküm sürmesini isteyenler şuurlarında bunun büyük bir farkı olduğunu anladıkları için bu gerçeği korkusuzca ve en üstün kelimelerle savunmaktadırlar. Din olarak Kuranı işaret edenler elbetteki en üstün sözleri söylemektedirler.
Kuran dışında ders alacağımız başka dinî bir kaynak olmadığı şu ayetle de destekleniyor:
"Veya onlara bir kitap verdik de ondaki bir delile mi dayanıyorlar? Doğrusu, zalimler birbirlerine ancak aldatıcı sözler verirler." (35:40)
Kuran kötü ithamlarda, size seslenmiyor diye düşünmeyin, Ayetlerin amacı budur size sesini duyurmak, o yüzden zalimik yapanlardan mısınız, iyi düşünün!
Saffat Suresi'nde Allah, inanmayanları Kuran ı yeterli görmeyenleri başka bir kitaba uymamaları konusunda uyarıyor:
"Ne oluyor size, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var? Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!" (37:154-157)
Kuran a inanmamak ya da başka dine inanmak, yeni sözler ekleyip, hurafeler ekleyip ona inanmak aynı şeydir, hiçbiri Kuran değildir.
Kuran okuyumayan, Kuranı anlayarak okuyup uzunca düşünmeyenler, bununla birlikte Allah ı sürekli anmayanlar bu sözleride anlamayacaktır. Doğru yolda olup olmadıklarını anlamayacaklardır.
*******
Allah'a ve elçisine itaat iki ayrı kavram değildir. Allah a itaat, Allah ın sözüne itaattir. Allah ın sözü Kurandır. Allah Peygamberi örnek alın diyorsa alın ve Kuran dışına çıkmayın, Peygamber Kuran ın dışına çıkmazdı, o halde onu örnek alın, Peygamber için din Kuran dakidir, onun eklenti bir kitabı yoktur. Peygamberimizin dediği, sadece bu kitaba uyun bu dediğime itaat edindir.
Bu yüzden "Allah'a uymak için Kuran'a, elçiye uymak için ise Kuran dışında başka kitaplara uymalı" görüşü hatalıdır. Kuran ayetlerinin gösterdiği gibi, "Allah a uymak ve elçisine uymak" tek bir hukuk ve itaat kaynağına karşılık gelir.
Peygamberlerin büyüklüğü budur, onu tahrif etmeden insanlara ulaştırmak, bunu yapacak kadar güvenilir olmak onların özelliğidir. Bu gibi erdemlerin herşeyden üstün olduğunu anlayan ve bunu yaşayanlar gerçek, en büyük saltanata kavuşmuşlardır, cennetin sahipleri, yani cennet ehlilin bile bu gibi erdemler neticesinde orda olduklarına akıl erdiremeyenler Peygamberleri başka büyüklüklerde aramışlardır, onların büyüklük sandıkları, uydurma inanışları Peygamberlerin ayakları altındadır. Ayetler, Kuranda açıklandığı üzere zaten varolan Allah a ileten gerçeklerdir, Kuranda bunların bazılarının yazılı açıklamasıdır; Allah ın elçileride değiştirmeden bunları iletmiştir. Peygamberlerin yaptığının kaçta kaçını yapabilirler ki, onun karakterinin kaçta kaçına sahipler ki bu cahiller, birde onu hurafelerle büyütmeye, İlahlaştırmaya çalışırlar. Peygamberi küçülten, yani Peygamberin anısını küçülten, başka bir manaya sokan, Peygamberlerin yaptığının büyüklüğünü anlamayan kıt beyinlilerdir, bu sebeple anlayacakları tarzda onu kendilerince büyütmeye çalışmaktadırlar, ancak büyük sandıkları uydurma nitelikler erdemli, zeki, ilim sahibi bir insan için değersiz saçma şeylerdir, tabiki Peygamberler içinde öyle. Peygamberlerin yaptığı küçük bir iş değildir ki, onları büyütmek için Peygamberlerin hayatını daha etkili kılmak üzerine uydurma inanışlar, anlayışlar geliştirilsin. Bu yanlış anlayışlar ve uygulamalar dini batırmaktadır. Büyüklüğün erdemde, iyilikte, onurda, doğrulukta, şuurda, ilimde olduğunu anlamayanlar ve bu özellik içlerinde yer etmeyenler, büyüklüğü kendi bildikleri gibi Peygambere yakıştırarak ona böyle inanmakta ve dini tahrif etmektedirler. Bunlar aslında kendi kıt imanlarınca aşırılığa kaçıp daha fazla hissetmek daha fazla zevk adına inanmak istediklerini yapabilmek için Peygamberide farklı kılıklara sokmaya çalışmakta, bu sayede rahatça asırlardır yapılagelmiş taa başından bozmaya başladıkları, bölük pörçük ettikleri dinler, mezhepler çıkmıştır, ancak Kuran nettir, apaçık karşımızda kendinden sonrakileri bile açıklamaktadır. Cahiller dinin gözle görülmedikçe dinden uzaklaşıldığını sanmaktadır, dinin etkisizleştiğini sanmaktadırlar, halbuki din mana, gönülgözü, idrak, şuur, zeka işidir. Bu sebeple çokları bilmeden, bu hatalarını kabul etmeyecek olsalar bile göze görünür tarzda biçimlendirdikleri, onlarca hoş görünen putlara tapmaktadır ve bunların adını müslümanlık koyarak tamda müslümanlığın mücadele edip parçaladığı tağutu birleştirip, canlandırmaktadırlar. Dini anlayışı geliştirip, insanın ilmini gerçek olan dinle yükseltmek şuurları açmak varken, bunlar Kutsal olan Ayetlerin üzerine yanına ve başka eklenti kitaplarla tahrif etmişlerdir. Halbuki dinimiz Kurandaki haliyle çok güçlü, yenilmez yıkılmaz vaziyette. Bunların yaptığı Kuranı geliştirmeye çalışmaktır, olması gerekense anlayışı geliştirmektir, hemde bu gibi cahillerin sözleriyle dahada açıklandığını düşünebilmek , Kuran zaten gelişmiş tam olan bir Kutsal kitaptır, bunlar Ayettir: Ayetler hem kendi bir gerçektir, hem açıklamadır. İnsan kendini geliştirmelidir. Felsefenin zararları gibi felsefenin saçma halleri gibi bu cahil dediklerimizin çoğu Ayetleri açıklama adına felsefe yapıp dini saçmalatmışlardır. Felsefe insanların çoğunu aptal durumuna düşürdüyse, kafasını bozduysa, hatta bazılarınıda rezil etmişse bu dindede olmuştur. Tarih boyunca bu böyle olurken sadece cahil olarak değil, çıkarcılar, müslüman olan ancak çıkarcı olanlar, başka dinden olup toplumun kafasını karıştırarak tamda merkezinden, en önemli noktasını yani inancını, dinini hedef alan imparatorluklar ya da milletler olmuştur. Bunlar hurafeler yaymış iktidarlarını kuvvetlendirmişlerdir. Toplumun değer yargılarının önemini kavrayıp dinden faydalanarak kendini yüceltmeye çalışan ego düşgünü insanlarda hiçbir devirde eksik olmamıştır.
Dinimiz Kurandaki haliyle çok güçlü, yenilmez yıkılmaz vaziyette. Elbette bunu bu şekilde koruyan toplumlar olmuştur, bunların gücünü gören düşmanlarda araştırmaları sonucu tehlikeyi fark etmişlerdir tabiki. Ancak bu düşmanlar başka dindeki düşmanlardan farklıdır, çünkü Kurandaki din hiçbir zaman diğer ulusların canavarı değil tam aksine dostudur, ona inanmayanlar için dostluğu daha serttir o kadar. Sadece Kuran a iman etmiş insanlar çıkarcıların oyununu bozacak türde oldukları için, onların karşısındaki düşmanlar asırlarca daha fazla hurafe üretmişlerdir. Günümüzde bunların çokları saçmalıkları nedeniyle küfür oldukları ayan beyan ortada olduğu için toplum hayatından silinmiştir. Ancak zararsız gibi görülen hurafeler hayatta kalacak direnci göstermişlerdir, bunlar zararlı bakteriler gibi insandan beslenip ibadetin yararını ve insan hayatını çalmaktadırlar.
Enfal Suresi,
"Ey inananlar! Allah'a ve elçisine itaat edin. işitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin." (8:20)
Yukarıdaki ayeti bilenlerde kelime kelime tartıp bakarlarsa, işitip durduğunuz halde yüzünüzü çevirmeyin buyuruluyor. Kelimeleri iyice sindirelim: İşitip durduğunuz biçimde, o halde, işittiğiniz hali neyse o halinde, işte bu gerçek olan halini terk etmemek manası aslında karşımızdakidir. Peygambere itaat böyle olmalıdır demektir.
Elçi kendi fikirlerini değil, kutsal mesajı insanlara iletir. Elçinin dinî anlamda Kuran dışında getirdiği bir söz yoktur.
"Sen, sana vahiy edilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin. Gerçek şu: Bu Kuran sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcıdır (Zikir'dir). Bundan sorumlu tutulacaksınız." (43:43-44)
''Bundan sorumlu tutulacaksınız'' , ayetine bakarsanız çok açık bir şekilde sadece Kuran da yazandan sorumlu tutulacağımız açıklanıyor ve bu Allah ın sözüdür. Uydurma hurafelere ve iyi niyetlide olsa diyer yorumlara benzemez insan hata yapar, Kutsal olansa Allah tan gelendir ve en üstün olandır, diğer gerçekleri aklar bu sebeple. Unutmayın okuyun, ''Bundan sorumlu tutulacaksınız'' Kuran dan sorumlusunuz, eğer müslümansanız!..
"Allah, kendilerine kitap verilenlerden şu yolda söz almıştı: 'Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız.' Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar!" (3:187)
'Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız.' Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar!"
'Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız'
'Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar'
"Allah, inkâra batmış topluluğa kılavuzluk etmez." (5:67)
Şimdi anlaşılıyor mu niye dini islam olan tolulukların bile çoğu kötü durumlarda, neden dinsizlerden bile geri durumdalar? "Allah, inkâra batmış topluluğa kılavuzluk etmez."
Bakara Suresi,
"Dinde baskı yoktur. Doğru bilgiye dayalı erişim, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır." (2:256)
Bunlar Allah ın Ayetidir açın bakın, onun sözünden daha üstün bir söz yoktur!
Kutsal Kitap Kuran da herşeyin açıklaması olduğu kendini açıkladığı ve bunun yeterli olduğu yazıyor, bu Allah ın emridir, öğüdüdür, ayetidir; sen bunu bir kenara atıp kendi elinle yaptığına tapıyorsun değil mi herkesten bunun hesabı sorulacaktır elbette. Kendi elinle yaptığın, yazdığın hurafelere, hadislere, kitabın bin katı uydurduğun sözlere öğretilere kaptırmışsın kendini oyalanıp duruyorsun.
Her ayet bir diğerini açıklamakta ve aydınlatmaktadır. Allah bu metodu kullanarak -yani bir konuyu Kuran boyunca farklı yerlerde tekrar ederek- Kuran'ın kendi kendisini açıklamasını mümkün kılmıştır. Nitekim Kuran'ın bu özelliği ayetlerde şöyle dile getirilir:
"Bak, iyice kavrayıp anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz." (6:65)
Allah, Kitap'ında konuları değişik yerlerde ele almış, bir yerde tamamen açıklanmamış bir konuyu başka yerde açıklamıştır. Bir ayet diğerini aydınlatmaktadır.
"Derin derin düşünen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı olarak veriyoruz." (10:24)
Yani çok ayrıntılı düşünene bile bu açıklamaların yeterli olduğunu fazlasıyla ayrıntılı olduğunu söylüyor ayetler, ancak insanlar tarih boyunca bu ayrıntıyla bile yetinmeyip kendi yaptıklarına tapmışlardır.
"ıyice araştırıp kavrayan bir topluluk için ayetleri biz tam bir biçimde ayrıntılı kıldık." (6:98)
Allah bizleri Kuran üzerine kafa yormak ve onun üzerine derin derin düşünmek ile öğütlemiştir:
"Sana bu mübarek Kitap'ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik." (38:29)
Görüldüğü gibi Kuran üzerine derin derin düşünme görevi tüm nesillere verilmiştir. ınsanlar ilahî kılavuz olan Kuran'ın ışığında yaşadıkları dönemin sorunlarına çözüm aramalıdırlar. Kuran'ın anlamı bir konudaki ayetlerin çeşitli surelerde tekrarlanması ile açıklanacak, bir yandan da insanlar Allah'ın istediği gibi akıllarını ve entelektüel birikimlerini Kuran'ı anlamak için kullanacaklardır. Takip eden ayetler bu durumu daha da açıklıyor:
"Bak, anlasınlar diye ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz!" (6:65)
"Bak, delilleri nasıl açıklıyoruz. Onlar hâlâ yüz çeviriyorlar!" (6:46)
"Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (3:118)
"Andolsun biz Kuran'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?" (54:17)
"Yine de düşünmeyecek misiniz?" (6:50)
"Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (3:118)
Kuran, defalarca kez akıl ve anlayışa atıfta bulunur. Birçok ayet göstermektedir ki Kuran insan hayatında akla önemli bir yer verir. Allah'ın elçisi de insanlardan kendisine körü körüne itaat etmelerini istememiştir. Onun yerine onları düşünmeye ve kafa yormaya çağırmıştır.
Hesap günü Allah bizleri sadece Kuran'dan sorumlu tutacağı için ahiretle ilgili hazırlığımızı bu kritere göre yapmalıyız (Bakınız 23:66-67, 23:104, 25:30, 45:31).
Unutmayalım ki dünyada binlerce din bilgini vardır ve bu kişilerin öğretileri birbirinden çok farklıdır. Bu durumda bu kişilerin hepsi Allah'ın dinini öğretiyor denebilir mi? Elbette hayır.
Bir insanın Müslüman olabilmesi için Allah'ın isteklerini bilmesi gerekir. Eğer Allah'ın Kuran'da açıkladığı isteklerini bilmezsek neyin doğru, neyin yanlış olduğuna nasıl karar verebiliriz? Kuşkusuz yukarıdaki ayetlerde gördüğümüz gibi, insanlar akıllarını ve duyularını Kuran'ın mesajını anlamakta kullanmazlarsa, Allah'ın değil, başkalarının arzu ve isteklerini yerine getireceklerdir.
ışte bu yüzden Kuran, dinde ruhban sınıfının olmadığını ve Allah'ın mesajı ile insanlar arasında bir aracının yer almaması gerektiğini belirtmiştir. Kutsal mesaj üzerine düşünme emri sadece belli bir grup insana verilmemiştir. Allah hepimizden Kitap'ı üzerine düşünmemizi ve rehberliği onda aramamızı istemiştir (Bakınız 2:185, 4:82, 38:29 ve 47:24).
kaynaklar:
kurandakidin.com
kurandakidin.net
kuranmeali.com kuranmeali.org
diyanet.gov.tr/kuran/
Kashif Ahmed Shehzada adlı yazardan alıntılar.
Hurafelerden uzak ve yanlız Allah ın sözüne din ve ona ibadette yanlız kendi kelimelerimiz ve yüreğimizden çıkan meyvalara din demeliyiz. Onun bunun ortaya attığı kimden belli olmayan müslümanlığa atılan çamurlar, hurafeler yerini hakiki islama bırakmalıdır. Aksi takdirde olanlar içler acısıdır, aşağılanan ve kendini düşmanından daha çok aşağılayan yobazlaşmış milletler ve dünyaya yararlı bişeyler katamayan güçsüz, cahil ülkeler..
***
Günümüzde Müslümanlar, kutsal görevin gereği olarak Kuran'ı akıllarıyla analiz etmek yerine, doğduklarında sahip oldukları mezhep öğretilerinin kör takipçileri olmaktadırlar. Yine çoğu Müslüman, din adamlarının dediklerini hiçbir sorgulamadan geçirmeden kesin doğru saymakta hatta bu öğretilerin Allah'ın Kitap'ı tarafından uygun görülüp görülmediğine aldırmamaktadır.
Çoğunluk tarafından benimsenen ve belli çıkarlar gereği korunan bu yanlışlar Kuran öğretileriyle gelen zindeliği pasifliğe çevirmekle kalmamış, Müslüman hayat tarzını tamamen değiştirmiştir. şu an Müslüman dünyaya egemen olan "pasif ıslam", Kuran tarafından sunulan "dinamik ıslam" ile taban tabana zıttır. ıslam toplumu, yüzyıllar öncesinin kültürel geleneklerini din sayarak, aslında her dönemde kolaylıkla yaşanabilecek olan ıslam dinini tarihin belli bir dönemine hapsetmiştir. Ayrıca yine bu "gerçek dinden kopuş" döneminde, tek ılah'a olan inanç bozulmuş, din alanında Allah'ın yanına başka hüküm koyucular getirilmiş, böylece ıslam toplumunun birlikteliği kaybolmuş, Müslüman âlemi sayısız mezhep ve gruba ayrılmıştır. Günümüzde Müslümanlar Allah'a itaat etmek yerine insan ürünü zanlara, din adamlarına ve durumdan faydalanan her türlü ekonomik ve siyasi çıkar çevrelerine itaat eder hale gelmişlerdir. Allah'ın elçisinin görevi insanlığı sırtındaki ağırlıklardan ve zincirlerden kurtarmaktır (Bakınız * 7 Araf Suresi 157. ayet 7:157*). Allah'ın elçisi olan Hz. Muhammed bu görevi Allah'ın Kitap'ında bahsettiği kutsal hükümleri uygulayarak yerine getirmiştir. Ancak ıslam'ın düşmanları kavramlar ve doktrinler uydurup bunları Müslümanlar'ın arasında yaymış, sonuç olarak elçi tarafından gelen gerçek din bozulmuş ve daha çok, insan yapımı bir din haline getirilmiştir.
İslam'ın düşmanı olanların, islam adına dine soktukları bu yanlışların bir sonucu olarak günümüzde Müslümanlar, peygamberin yok etmek üzere gönderildiği ağırlıkların ve zincirlerin baskısı altında inlemektedirler. "Firavunlar" yani politik istismarcılar, "Hamanlar" yani din ve bilgi sömürücüleri ve "Karunlar" yani ekonomi alanındaki sömürücüler, Müslüman dünyada kontrolü ele geçirmiş durumdadırlar. Tüm bunların sonucunda, ıslam âlemi sayısız parçaya bölünmüş ve kendisi dışındaki güçlere bağımlı hale getirilmiştir. Müslümanlar bu durumdan kurtulmak için gayret etmekte, ancak Kuran'ın aydınlatıcı ışığı olmadan bunu başaramamaktadırlar. Dünya barışını sağlaması ve medeniyetin, bilimin, sanatın, teknolojinin meşalesini taşıması gereken Müslümanlar, kendilerini aşağı ve çaresiz bir durumda bulmuşlardır.
Bu kötü durumdan kurtulmanın tek yolu; birbirine sıkıca bağlı, sağlam ve doğru bir Müslüman topluluğu oluşturmaktır. Bu amaca ulaşmak için Kuran'ın ıslam ile ilgili konularda kesin otorite olduğu görüşüne sahip olmak ve O'nun Allah'ın yeryüzündeki eksiksiz, değişmez ve tek mesajı olduğuna inanmak gerekmektedir.
Allah, peygamberden Kuran'da değinilmeyen işler hakkında diğer inananlara danışmasını istemektedir. Eğer peygamberin her söylediği ve yaptığı vahye dayansaydı Allah peygamberinden inananlara danışmasını ister miydi?
"Yapılacak işler hakkında bilene danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever." (3:159)
Tüm bu kanıtlar açıkça göstermektedir ki peygamberin günlük hayattaki konuşmaları vahiy değildir. Kusursuz değildir, İlah sözüymüş gibi tapılamaz. Allah tarafından peygamberimize indirilen tek mesaj Kuran'dır. Bu aynı zamanda Dini işlerde ve bir konunun dini yönünü tartmak veya dinden ilham almak için Kuran a danışılır ve Allah a yakarılır, düşünüp muhakeme yapılır demektir. Bunla birlikte aklınızı işletinde Ayettir zaten.
Allah işin uzmanına danışmamızı istiyor, değil hacı hoca Peygamberlere bile bilene danışmadan yapmak olmaz Ayet olarak emrediliyor. Danışacaksanız Peygamberin size tüm müslümanlara gönderdiği kitaba Kurana danışın, çünkü o ilim sahibi bir kitaptır, hakiki ilimdir.
Sonuç olarak Peygamberin öğüdüne uyun ayetine bakıp hurafelerle beslenilmesi, her türlü çıkar hesabını Peygambere yakıştırmak gibi bir günahı din saymak dinden çıkmak bölmek parçalamaktır. İftiradır, küfürdür. Bunlar büyük günahlardır. Öbür dünyada da büyük cezası vardır. Peygamberimizin öğüdü Kuran dır, örnek olarak Peygamberi almakta Kuran ın dışına başka sözlerle çıkmamaktır. İyi, güvenilir insan olmak, sadece Allah ın sözünü din bilip ibadet etmek, Allah yolunda çıkarsız yürümek, insanları suçsuz yere suçlamamak, ticareti dosdoğru yapmak, yanlış bulduğun ortamlarda uzaklara bile olsa kendi köşene çekilip düşünmek, kötülükten uzak durmak, saygılı olmak, insanları incitmemek, güzel konuşmak, Allah a ve sözlerine inanmak, ruhunla, şuurunla anlamaya çalışmak.. Peygamberi örnek almaktır.
*****
"Ey Allah a iman edenler, Elçimiz size geldi. Kitap'tan saklamış olduklarınızın çoğunu size ayan beyan açıklıyor; çoğunuda yenisiyle açıklıyor, bu gerçektir, size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir. Allah, rızasına uyanları o Kitap'la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar." (5:15-16,Mâide)
Günün birinde insanlar sorguya çekilecek, Allah ın sözüne mi, hurafelere mi inandılar diye; sana kitap inmedi mi, müslümanlardanım demedin mi, kitabım Kurandır demedin mi!? Peki dünyada din diye iman ettiğin neydi öyle! Yalan söylemenin, cahaletinin, akılsızlığının, tembelliğinin, ziyan ettiğin yaşamların cezasını çekeceksin, Allah ın sözünün yanına başka söz getirmenin cezasını çekeceksin, çünkü siz kendi uydurduğunuz eklediğiniz din olmadan bunlarsız Kuran olamaz demiştiniz, ancak şimdi yanıyorsunuz!
Sizi Allah tan korkutan hurafeler mi, Kuran daki gerçek din mi? Hayatınızı bir düşünün, sonra geri dönüşü olmayacak. Asla kendinizi masum sanmayın, onlarla yaşam boyu ortaklık etmiyor musunuz, bir düşünün bakalım. Hani ortaklarınız diye sorulacak, onların gururu, gücü ve yalanları ahirette yok olmuş olacak.
"Bu Kuran'ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere götürecektir. (KASAS 85) ''
Her Peygamber, her Elçi kendi hayatında Kuran hakkında hüküm vermediği konularda kendi fikirlerine, alışkanlıklarına ve içinde bulunduğu toplumun genel öğretilerine göre davranmış olabilir. Ancak bunlar onun bireysel tercihleridir. Dinî bir anlam taşımazlar. Bu yüzden elçi insanlara bu seçimlerini aşılamaya çalışmamıştır.
Allah Kuran'da insanlardan sadece Kuran'a uymalarını istemiştir. Ayetler din adına uyulacak tek yasanın Allah'ın yasası olan Kuran olduğunu gösteriyor.
Başka bir ayette Allah şu soruyu yöneltiyor:
"Müslümanlar'a suçlular gibi mi davranalım, bazıları onlar gibi davranıyor? Neyiniz var, ne biçim hüküm veriyorsunuz? Yoksa başka kitabınız var da onu mu okuyup duruyorsunuz? Ve içinde her dilediğinizi bulabiliyorsunuz?" (kalem,68:35-38)
Bu ayette geçen "Yoksa bir kitabınız var da onu mu okuyup duruyorsunuz" ifadesi , hurafelerle beslenen kişilere yöneltilip Kuranda olmayan sözleri nereden bulduklarını soruyor, neden bunda ısrar edip saplanıp kaldıklarını ve aslında merek etmediğini işin gerçeğini bildiğini 'suçlular gibisiniz' cümlesinden anlıyoruz, yani bu kişilerin nasıl bir kıt imana sahip olduğunu bildiğini sezdirmektedir ayetler.
Dine inananların din adına okuyup ders alacakları tek Kitap Kuran dır.
Kuran demek arapça demek değil Allah ın sözü demektir, Kuran okumakta bu sebeple anladığın kelimelerle mümkündür , okumak anlamaktır. Arapça okuyorsun ama ana dilin gibi değil, o halde sen Kuran okumuyorsun demektir, Kuran yerine anlamadığın kelimeleri koyarak akılsızca imansızlık yapıyorsun demektir.
Bu yazılar gibi başka dini bilgilerde okunabilir, ancak bunlar burdakiler gibi sadece Kuran ı mı işaret ediyor, yoksa kendi uydurdukarı ibadetleri mi din diye uyguluyorlar, halbuki gerçek din sadece Kuran dır. İnsanlar o kadar gerçek dinden uzak ki bunun bile ötesine geçilip asırlardır yapılan hataları bile görüp caymaları gerekmektedir, dedelerinin dinine değil Kuran da açıklanan, Allah ın dinine uymalıdır. Bunun bu şekilde anlaşılıp gerçek dinin hüküm sürmesini isteyenler şuurlarında bunun büyük bir farkı olduğunu anladıkları için bu gerçeği korkusuzca ve en üstün kelimelerle savunmaktadırlar. Din olarak Kuranı işaret edenler elbetteki en üstün sözleri söylemektedirler.
Kuran dışında ders alacağımız başka dinî bir kaynak olmadığı şu ayetle de destekleniyor:
"Veya onlara bir kitap verdik de ondaki bir delile mi dayanıyorlar? Doğrusu, zalimler birbirlerine ancak aldatıcı sözler verirler." (35:40)
Kuran kötü ithamlarda, size seslenmiyor diye düşünmeyin, Ayetlerin amacı budur size sesini duyurmak, o yüzden zalimik yapanlardan mısınız, iyi düşünün!
Saffat Suresi'nde Allah, inanmayanları Kuran ı yeterli görmeyenleri başka bir kitaba uymamaları konusunda uyarıyor:
"Ne oluyor size, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var? Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!" (37:154-157)
Kuran a inanmamak ya da başka dine inanmak, yeni sözler ekleyip, hurafeler ekleyip ona inanmak aynı şeydir, hiçbiri Kuran değildir.
Kuran okuyumayan, Kuranı anlayarak okuyup uzunca düşünmeyenler, bununla birlikte Allah ı sürekli anmayanlar bu sözleride anlamayacaktır. Doğru yolda olup olmadıklarını anlamayacaklardır.
*******
Allah'a ve elçisine itaat iki ayrı kavram değildir. Allah a itaat, Allah ın sözüne itaattir. Allah ın sözü Kurandır. Allah Peygamberi örnek alın diyorsa alın ve Kuran dışına çıkmayın, Peygamber Kuran ın dışına çıkmazdı, o halde onu örnek alın, Peygamber için din Kuran dakidir, onun eklenti bir kitabı yoktur. Peygamberimizin dediği, sadece bu kitaba uyun bu dediğime itaat edindir.
Bu yüzden "Allah'a uymak için Kuran'a, elçiye uymak için ise Kuran dışında başka kitaplara uymalı" görüşü hatalıdır. Kuran ayetlerinin gösterdiği gibi, "Allah a uymak ve elçisine uymak" tek bir hukuk ve itaat kaynağına karşılık gelir.
Peygamberlerin büyüklüğü budur, onu tahrif etmeden insanlara ulaştırmak, bunu yapacak kadar güvenilir olmak onların özelliğidir. Bu gibi erdemlerin herşeyden üstün olduğunu anlayan ve bunu yaşayanlar gerçek, en büyük saltanata kavuşmuşlardır, cennetin sahipleri, yani cennet ehlilin bile bu gibi erdemler neticesinde orda olduklarına akıl erdiremeyenler Peygamberleri başka büyüklüklerde aramışlardır, onların büyüklük sandıkları, uydurma inanışları Peygamberlerin ayakları altındadır. Ayetler, Kuranda açıklandığı üzere zaten varolan Allah a ileten gerçeklerdir, Kuranda bunların bazılarının yazılı açıklamasıdır; Allah ın elçileride değiştirmeden bunları iletmiştir. Peygamberlerin yaptığının kaçta kaçını yapabilirler ki, onun karakterinin kaçta kaçına sahipler ki bu cahiller, birde onu hurafelerle büyütmeye, İlahlaştırmaya çalışırlar. Peygamberi küçülten, yani Peygamberin anısını küçülten, başka bir manaya sokan, Peygamberlerin yaptığının büyüklüğünü anlamayan kıt beyinlilerdir, bu sebeple anlayacakları tarzda onu kendilerince büyütmeye çalışmaktadırlar, ancak büyük sandıkları uydurma nitelikler erdemli, zeki, ilim sahibi bir insan için değersiz saçma şeylerdir, tabiki Peygamberler içinde öyle. Peygamberlerin yaptığı küçük bir iş değildir ki, onları büyütmek için Peygamberlerin hayatını daha etkili kılmak üzerine uydurma inanışlar, anlayışlar geliştirilsin. Bu yanlış anlayışlar ve uygulamalar dini batırmaktadır. Büyüklüğün erdemde, iyilikte, onurda, doğrulukta, şuurda, ilimde olduğunu anlamayanlar ve bu özellik içlerinde yer etmeyenler, büyüklüğü kendi bildikleri gibi Peygambere yakıştırarak ona böyle inanmakta ve dini tahrif etmektedirler. Bunlar aslında kendi kıt imanlarınca aşırılığa kaçıp daha fazla hissetmek daha fazla zevk adına inanmak istediklerini yapabilmek için Peygamberide farklı kılıklara sokmaya çalışmakta, bu sayede rahatça asırlardır yapılagelmiş taa başından bozmaya başladıkları, bölük pörçük ettikleri dinler, mezhepler çıkmıştır, ancak Kuran nettir, apaçık karşımızda kendinden sonrakileri bile açıklamaktadır. Cahiller dinin gözle görülmedikçe dinden uzaklaşıldığını sanmaktadır, dinin etkisizleştiğini sanmaktadırlar, halbuki din mana, gönülgözü, idrak, şuur, zeka işidir. Bu sebeple çokları bilmeden, bu hatalarını kabul etmeyecek olsalar bile göze görünür tarzda biçimlendirdikleri, onlarca hoş görünen putlara tapmaktadır ve bunların adını müslümanlık koyarak tamda müslümanlığın mücadele edip parçaladığı tağutu birleştirip, canlandırmaktadırlar. Dini anlayışı geliştirip, insanın ilmini gerçek olan dinle yükseltmek şuurları açmak varken, bunlar Kutsal olan Ayetlerin üzerine yanına ve başka eklenti kitaplarla tahrif etmişlerdir. Halbuki dinimiz Kurandaki haliyle çok güçlü, yenilmez yıkılmaz vaziyette. Bunların yaptığı Kuranı geliştirmeye çalışmaktır, olması gerekense anlayışı geliştirmektir, hemde bu gibi cahillerin sözleriyle dahada açıklandığını düşünebilmek , Kuran zaten gelişmiş tam olan bir Kutsal kitaptır, bunlar Ayettir: Ayetler hem kendi bir gerçektir, hem açıklamadır. İnsan kendini geliştirmelidir. Felsefenin zararları gibi felsefenin saçma halleri gibi bu cahil dediklerimizin çoğu Ayetleri açıklama adına felsefe yapıp dini saçmalatmışlardır. Felsefe insanların çoğunu aptal durumuna düşürdüyse, kafasını bozduysa, hatta bazılarınıda rezil etmişse bu dindede olmuştur. Tarih boyunca bu böyle olurken sadece cahil olarak değil, çıkarcılar, müslüman olan ancak çıkarcı olanlar, başka dinden olup toplumun kafasını karıştırarak tamda merkezinden, en önemli noktasını yani inancını, dinini hedef alan imparatorluklar ya da milletler olmuştur. Bunlar hurafeler yaymış iktidarlarını kuvvetlendirmişlerdir. Toplumun değer yargılarının önemini kavrayıp dinden faydalanarak kendini yüceltmeye çalışan ego düşgünü insanlarda hiçbir devirde eksik olmamıştır.
Dinimiz Kurandaki haliyle çok güçlü, yenilmez yıkılmaz vaziyette. Elbette bunu bu şekilde koruyan toplumlar olmuştur, bunların gücünü gören düşmanlarda araştırmaları sonucu tehlikeyi fark etmişlerdir tabiki. Ancak bu düşmanlar başka dindeki düşmanlardan farklıdır, çünkü Kurandaki din hiçbir zaman diğer ulusların canavarı değil tam aksine dostudur, ona inanmayanlar için dostluğu daha serttir o kadar. Sadece Kuran a iman etmiş insanlar çıkarcıların oyununu bozacak türde oldukları için, onların karşısındaki düşmanlar asırlarca daha fazla hurafe üretmişlerdir. Günümüzde bunların çokları saçmalıkları nedeniyle küfür oldukları ayan beyan ortada olduğu için toplum hayatından silinmiştir. Ancak zararsız gibi görülen hurafeler hayatta kalacak direnci göstermişlerdir, bunlar zararlı bakteriler gibi insandan beslenip ibadetin yararını ve insan hayatını çalmaktadırlar.
Enfal Suresi,
"Ey inananlar! Allah'a ve elçisine itaat edin. işitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin." (8:20)
Yukarıdaki ayeti bilenlerde kelime kelime tartıp bakarlarsa, işitip durduğunuz halde yüzünüzü çevirmeyin buyuruluyor. Kelimeleri iyice sindirelim: İşitip durduğunuz biçimde, o halde, işittiğiniz hali neyse o halinde, işte bu gerçek olan halini terk etmemek manası aslında karşımızdakidir. Peygambere itaat böyle olmalıdır demektir.
Elçi kendi fikirlerini değil, kutsal mesajı insanlara iletir. Elçinin dinî anlamda Kuran dışında getirdiği bir söz yoktur.
"Sen, sana vahiy edilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin. Gerçek şu: Bu Kuran sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcıdır (Zikir'dir). Bundan sorumlu tutulacaksınız." (43:43-44)
''Bundan sorumlu tutulacaksınız'' , ayetine bakarsanız çok açık bir şekilde sadece Kuran da yazandan sorumlu tutulacağımız açıklanıyor ve bu Allah ın sözüdür. Uydurma hurafelere ve iyi niyetlide olsa diyer yorumlara benzemez insan hata yapar, Kutsal olansa Allah tan gelendir ve en üstün olandır, diğer gerçekleri aklar bu sebeple. Unutmayın okuyun, ''Bundan sorumlu tutulacaksınız'' Kuran dan sorumlusunuz, eğer müslümansanız!..
"Allah, kendilerine kitap verilenlerden şu yolda söz almıştı: 'Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız.' Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar!" (3:187)
'Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız.' Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar!"
'Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız'
'Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar'
"Allah, inkâra batmış topluluğa kılavuzluk etmez." (5:67)
Şimdi anlaşılıyor mu niye dini islam olan tolulukların bile çoğu kötü durumlarda, neden dinsizlerden bile geri durumdalar? "Allah, inkâra batmış topluluğa kılavuzluk etmez."
Bakara Suresi,
"Dinde baskı yoktur. Doğru bilgiye dayalı erişim, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır." (2:256)
Bunlar Allah ın Ayetidir açın bakın, onun sözünden daha üstün bir söz yoktur!
*******
Kutsal Kitap Kuran da herşeyin açıklaması olduğu kendini açıkladığı ve bunun yeterli olduğu yazıyor, bu Allah ın emridir, öğüdüdür, ayetidir; sen bunu bir kenara atıp kendi elinle yaptığına tapıyorsun değil mi herkesten bunun hesabı sorulacaktır elbette. Kendi elinle yaptığın, yazdığın hurafelere, hadislere, kitabın bin katı uydurduğun sözlere öğretilere kaptırmışsın kendini oyalanıp duruyorsun.
Her ayet bir diğerini açıklamakta ve aydınlatmaktadır. Allah bu metodu kullanarak -yani bir konuyu Kuran boyunca farklı yerlerde tekrar ederek- Kuran'ın kendi kendisini açıklamasını mümkün kılmıştır. Nitekim Kuran'ın bu özelliği ayetlerde şöyle dile getirilir:
"Bak, iyice kavrayıp anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz." (6:65)
Allah, Kitap'ında konuları değişik yerlerde ele almış, bir yerde tamamen açıklanmamış bir konuyu başka yerde açıklamıştır. Bir ayet diğerini aydınlatmaktadır.
"Derin derin düşünen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı olarak veriyoruz." (10:24)
Yani çok ayrıntılı düşünene bile bu açıklamaların yeterli olduğunu fazlasıyla ayrıntılı olduğunu söylüyor ayetler, ancak insanlar tarih boyunca bu ayrıntıyla bile yetinmeyip kendi yaptıklarına tapmışlardır.
"ıyice araştırıp kavrayan bir topluluk için ayetleri biz tam bir biçimde ayrıntılı kıldık." (6:98)
Allah bizleri Kuran üzerine kafa yormak ve onun üzerine derin derin düşünmek ile öğütlemiştir:
"Sana bu mübarek Kitap'ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik." (38:29)
Görüldüğü gibi Kuran üzerine derin derin düşünme görevi tüm nesillere verilmiştir. ınsanlar ilahî kılavuz olan Kuran'ın ışığında yaşadıkları dönemin sorunlarına çözüm aramalıdırlar. Kuran'ın anlamı bir konudaki ayetlerin çeşitli surelerde tekrarlanması ile açıklanacak, bir yandan da insanlar Allah'ın istediği gibi akıllarını ve entelektüel birikimlerini Kuran'ı anlamak için kullanacaklardır. Takip eden ayetler bu durumu daha da açıklıyor:
"Bak, anlasınlar diye ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz!" (6:65)
"Bak, delilleri nasıl açıklıyoruz. Onlar hâlâ yüz çeviriyorlar!" (6:46)
"Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (3:118)
"Andolsun biz Kuran'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?" (54:17)
"Yine de düşünmeyecek misiniz?" (6:50)
"Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (3:118)
Kuran, defalarca kez akıl ve anlayışa atıfta bulunur. Birçok ayet göstermektedir ki Kuran insan hayatında akla önemli bir yer verir. Allah'ın elçisi de insanlardan kendisine körü körüne itaat etmelerini istememiştir. Onun yerine onları düşünmeye ve kafa yormaya çağırmıştır.
Hesap günü Allah bizleri sadece Kuran'dan sorumlu tutacağı için ahiretle ilgili hazırlığımızı bu kritere göre yapmalıyız (Bakınız 23:66-67, 23:104, 25:30, 45:31).
Unutmayalım ki dünyada binlerce din bilgini vardır ve bu kişilerin öğretileri birbirinden çok farklıdır. Bu durumda bu kişilerin hepsi Allah'ın dinini öğretiyor denebilir mi? Elbette hayır.
Bir insanın Müslüman olabilmesi için Allah'ın isteklerini bilmesi gerekir. Eğer Allah'ın Kuran'da açıkladığı isteklerini bilmezsek neyin doğru, neyin yanlış olduğuna nasıl karar verebiliriz? Kuşkusuz yukarıdaki ayetlerde gördüğümüz gibi, insanlar akıllarını ve duyularını Kuran'ın mesajını anlamakta kullanmazlarsa, Allah'ın değil, başkalarının arzu ve isteklerini yerine getireceklerdir.
ışte bu yüzden Kuran, dinde ruhban sınıfının olmadığını ve Allah'ın mesajı ile insanlar arasında bir aracının yer almaması gerektiğini belirtmiştir. Kutsal mesaj üzerine düşünme emri sadece belli bir grup insana verilmemiştir. Allah hepimizden Kitap'ı üzerine düşünmemizi ve rehberliği onda aramamızı istemiştir (Bakınız 2:185, 4:82, 38:29 ve 47:24).
kaynaklar:
kurandakidin.com
kurandakidin.net
kuranmeali.com kuranmeali.org
diyanet.gov.tr/kuran/
Kashif Ahmed Shehzada adlı yazardan alıntılar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


