ortadoğudaki bitmek bilmeyen sorunlar, ülkemizi ilgilendiren gerçekler. Ülkemiz insanlarının öğrenmesi gereken bilgiler.
Çeşitli gazeteler dergilerde
ortadoğu meselesiyle ilgili bilgiler ve
tarihi gerçekler yer alırken, insanlarımızın tüm bu gerçekleri sadece televizyon ya da gazetelerden öğrenme gibi bir lüksü yoktur. Hatta tarih kitapları okumamış insanlar hiç yorum yapmayıp kös kös otururlarsa daha iyi olacaktır.
Gerçekleri kabul etmeli insanlar, bilgilenmeli sonra fikirlere katılır veya katılmazsınız. Alıntı yaptığım yayınlarsa çok okumamın sonucunda gördüğüm gerçeklerin bu yayınlarda da özeti niteliğinde yazıların olduğunu görmemdir.
senaryo ...
Elbette ki bu senaryo en bilindik haliyle sadece petrol senaryosu değildir, ancak petrol büyük bir itici güç oluştururken ,
madensel kaynaklar ve
stratejik konumda olan bölgelerin değişik kurgularla ele geçirilmesidir. Bunlar
Ulusal strateji olarak odalarda masalarda varılan kararlarda gizlidir, değişik birimlerin değişik yapılanmaların ortaklıkları.
Dışardan görünen boyutu ise ticaret anlaşmaları, demokrasi, özgürlük ve bunlara yapılan destekler dizisidir.
İkinci dünya savaşı Rusya ya da Almanya gibi ülkelerin yayılmacılığında nasıl istedikleri herşeyi yapamayacaklarının kanıtlarıyla doludur. Bu yüzden ikinci dünya savaşından sonra, büyük bir savaş olmadıysa bunu ikinci dünya savaşına borçluyuz. O günlerden sonra ilişkilerin ve küresel ortaklıkların önemi daha fazla anlaşılıp, ilişkiler birliktelikler güçlenmesinden öte farklılaşmış daha değişik biçimler almıştır. Bütün bu ilişkileri görmezden gelerek senaryoyu kavramamızın imkanı yoktur.
Tarihe baktığımız zaman antisemitizmin, yani yahudi düşmanlığının kökenlerinin hristiyanlarda yani avrupa da olduğunu görüyoruz. Ancak herkes bu gerçeği söylerek aynı zamanda israil ile sıkı dost olmamız gerektiğini fısıldasa da
yahudilerin çıkarları bize sürekli düşmanlık yapmada kararlı bir yapı göstermektedir. Mesela ortadoğuda veya doğu anadoluda kürtçü örgütleri hem çoğaltmış hemde onları yok etmek için Türkiye ye silah satarak zenginliğine eklemiştir. Kürdistan senaryosuna en büyük katkıyı yapan Rusya ile birlik halinde değilselerde çıkarları gereği kürtçü hareketleri desteklemişlerdir, zaten yahudilerle kürtlerde yapışık ikiz gibidir. Aslında hristiyanlar ikiyüzyıl sonrası için büyük bir tehlikeye destek olmuştur.
Tüm bunlarla birlikte yahudilere düşmanlık sadece hristiyanın düşmanlığı değildir, zeki, yaratıcı, bilge avrupalının düşmanlığıdır, yani bu işte daha üstün hesaplar var. Bu hesap yahudilerin geçmişten beri çıkarları için herşeyi yapan acımasız hesapları olduğu gerçeği neden olmasın.
Müslümanlar ve Türkler yabancı milletlere, azınlıklara ve dinlere kucak açan değerlere sahip olduğundan hristiyanlardan kaçan yahudileri korumuştur, bu hem insanlık hem gelişim için iyi hamle olsa da, onları zamanla aynı millet aynı din hatta aynı bayrak altında birleştirme politikası olmamıştır. Yapılanlar çok yüzeysel ve çeşitlikten yoksun uygulamalar olmuştur. Medeniyet yükseldikçede her milletin ne olduğu daha çok gün ışığına çıkmakta ve hepsi kendi özlerindeki karakteri sergilemektedir.
Elbette Amerika kendi üzerinden laneti kaldırmak için kendi politikasını tamamen israile enjekte etti, şu anda siyonizm amerikanın şeytanı gibi efendisine hizmet etmektedir, hatta abedenin kendisi bile yahudileri kınamaktadır.
Tabiki bunlar keskin çizgileri olan şeyler değil, mesela Amerikada birçok farklı güçlü yönetimler var kimisi avrupaya yakın şirketler, kimi ortadoğulu arap, kimi siyonist şirketler topluluğu veya kimisi askerin ve ulusal güvenliğin yönetici kadrosu, kimisi kapitalizmin öngörüsü, kimiside birçok düşüncenin, kültürün ya da amerikan halkının gücü olarak farklı güçler dengesiyle amerika yönlendirilmektedir.
Yani bazı kıt beyinlerin yüzde yüz düşmanı bir abd olmadığı gibi, dostu abd de yok .. Zaten bu iki kutupta olmak ne kadar aptalca her ülke kendi çıkarlarını düşünmek zorundadır, gücün zekan medeniyetin ne orandaysa çıkarlarından o kadar çeşitli ve büyüktür. Ancak çıkarlar çoğu zaman ortaktır, bu nedenle kitapta olmayan hurafeten ve fazlalıklardan kurtulmalıyız, eğer ki islamiyet geleneksel anlayıştan kurtulursa iki kutpun birleşmesi değil sadece daha üstün birşey olarak, farklı maddeden alaşımdan oluşmuş sadece tek bir kutup oluşur. Böylece kimileri dini cahil ülkelerden öğrenmez diğerleride batıdan taraf olup kendini sömürtmez, medeniyeti kendi eline alıp merkeze dönüşüp ilerler.
Bunlarla birlikte, Araplardan ülkemize geçmiş asırlardan günümüze kadar
yayılan cehalet ve arap çıkarları emparyalizmden daha sinsi ve ustaca
olmuştur. Araplar haklı oldukları konularda bile zalim ve adice
davranmıştır, tüm düşmanlarımızı biz zayıf tarafsak onların tarafına
geçmişlerdir. Bir bakıyosun israilde arabın yahudisi gibi.. al birini
vur ötekine.. Tüm bunlar arapların medeniyette yükselmemesinin
suçudur, halbuki bizi anlayacak birlik olacağımız cevherleri yaşatıp
güçlendirmeliler. Bizde dünyadaki tüm güzel düşünce akımlarını yaşatacak birimler kurmalıyız
ya da onlara denk daha gelişmiş anlayışlar getirmeliyiz, başka
isimlerde, gerçekten olmazsa olmaz şeyleride yaşatmalıyız. Mesela
cumhuriyet böyledir. Eğitim, bilim, sanat böyledir.
Yani bazı ulusalcıların hemde en akıllılarının hesaba katmadığı din dayanışması ve müslümanlığın çağdaşlaşmasınıda görmeliyiz. Sonuçta dini birliktelik bir medeniyet dayanışması olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Müslümanlar farklı ülkelerle yönetilmeli özellikle önümüzdeki bin sene boyuncada böyle olacaktır. Ümmetçiliğin hurafelerle bezeli fantastik biçimleri bizi birbirimize düşman etmekten başka işe yaramamıştır. Hiçbir şekilde islam ülkelerinin arasına cehaletin ve farklı dinlerin girmesine izin vermemeliyiz. anlayışlar farlı olur, çeşitlenir ancak sadece yüksek düşünceli ya da olumlu olmalıdır inançlarımız. Mesela ülkesine dininine saygılı bir anlayışta faydalıdır, sadece yogi gibi kendi şuurunu yükseltip sonra öğretmeye kalkan dindarda faydalıdır, yine kendi ülkesindeki çağdaş değerlerin diğer ülkelerden üstünlüğünü görüp kollayanda faydalıdır. Yani her türlü kavram fikir anlayış bizi parçalamadıkça faydalıdır, ''
müslümanlık'' ile birlikte ''
Türklük'' bizi hem kendi içimizde hemde dışarda kaynaştırırken bunlara ek ''
Çağdaş Medeniyet'' daha genel bir kaynaşmaya birlikteliğe zemin hazırlamaktadır. Bunlara ek, barış, hümanizm, sanat, bilim, eğitim, farklı akımlarda var tabi.. Ne kadar önemli ve üstün olsada her birlik diğerini dışlama anlayışı yüzünden acı çekmektedir. Kimisi vicdan yönünden kimseyi dışlamazken diğeri inanç yönünden dışlamakta, kimisi fikir yönünden ayrılırken diğerini fikirleri birleştirmekte.. sonuçta dışlayıcı gerici unsurları islamiyetten uzak tutarken yapmamız gerekense ulusalcılık adına dışlamak olmalıdır.
Allah ve önerdiği din tüm herşeyi birleştiricidir, tek dışladığı şey kötülüktür ve kötülük ona göre başkasının hakkını yemektir. Kötülük, zarar verme, ahlaksızlık zaten bu temel üzerinde anlaşılmaktadır, hak yeme yoksa, zulüm yoksa kötülükte yoktur. İslamiyet bunun dışındaki herşeyi kucaklar.
Kuran daki din ve müslümanın çağdaş ve hurafesiz üstün değerleri, başı ve gönlü açık anlayışı herkesi müslüman yapacak ışıltıları içerdiğinden 'türbanlı müslüman' anlayışıyla cahilleştirme ve parçalama, sömürme işlemi yapılmaktadır. Müslümanlığa kendi aydınlığını yayan ülkeler onlar tarafından aldatılmaz, ancak sömüren ve hatta aynı dinden olsa bile o ülkeleri medeniyette yükseltmeyen ülkelerde günün birinde kendi çıkarını sana düşmanlık olsa bile yapacaktır.
Bazı cahiller anlamıyor, müslüman olunacaksa bizim gibi kapansınlar ve cehalete gömülüp hurafelerle uğraşsınlar istiyolar, bu ne kadar aptalca, halbuki gerçek daha üstün. Birçok millet ya da gelişmiş ülke istedikleri gibi yaşayıp müslümanlaşırsa kim kazanır?! En başta müslüman ülkelerin kudreti artar, daha çeşitli coğrafyalara uzanırlar, ardından gelişmiş ülkelerin din ve müslümanlık anlayışıyla yükselen bir islamiyet görürüz.
Tüm bu ortadoğu ve başkalarının yayılmacı siyasetiyle uğraşırken yayılmayı ve piramitlerde yükselmeyi unutmayalım. Araplar petrolleri bitince sarılacakları bir Amerika yaratmalılar, Türkler Amerika ya daha fazla göç etmeliler aynı zamanda Avustralya ya hatta Avusturalya Türk ve Müslüman ülkelerin yükselteceği bir kıta olmalı. Geçmiş asırlarda hep Turan ya da Turanya şeklinde anılan orta asyanın artık kendi adıyla anılması lazım coğrafi isimle değil. Turan kelimesini genelde ideolojik olarak Türkleri birleştirme gibi bir düşünceyle öğrenmiştir çoğu halbuki gerçek hazardan güneşin doğduğu yere kadar adının Turanya olmasıdır. Aslında Türk kelimesi Turandan gelmiş olabilir. Turan birleştirici bir yapıdadır, çünkü sadece bir coğrafya isminin kimlik kazanmasıdır; amerikan ya da avrupalı gibi .. Belki iki yüzyıl sonranın en gelişmiş uygarlığı orda olacak kim bilir..
Gazetelerden görüşler:
Bölgemizde ne zaman enerji kaynakları üzerinde çatışmalar savaşa
dönmüşse ya rejimler ya sınırlar ya da ikisi birden değişmiştir. Bu defa
durumun farklı olacağına dair bir işaret de yoktur.
(radikal, Murat Yetkin)
Gazze Suriye'yi 'gözlerden çaldı'. Türkiye, Ortadoğu'da 'oyun' falan kurmuyor, gelişmelere göre savruluyor. (CENGİZ ÇANDAR,radikal 2012)
İSRAİL devletinin kurucusu David Ben Gurion,
Filistin topraklarını Tanrı’nın Yahudilere vaat ettiğine inanırdı. 1956
Dünya Yahudi Kongresi’nde fısıldadığı şu sözleri basına sızmıştı:
“Ben bir Arap lideri olsaydım
İsrail’le asla iş yapmazdım. Bu tabiidir çünkü biz onların ülkesini
aldık. Elbette bu toprakları bize Tanrı vaat etti fakat bunun Araplar
için anlamı nedir ki? Bizim Tanrımız, onların Tanrısı değil. Bizim iki
bin yıl öncesinden İsrail soyundan geldiğimiz bir gerçektir ama bu
onlara ne ifade eder? Hitler’in gaz odaları onların suçu muydu? Onlar
tek şeye bakıyor: yurtlarını çaldık! Bunu niye kabul etsinler?!” (Mearsheimer & Walt, The Israel Lobby, s. 96)
Yeryüzünde bu soruya kim cevap verebilir?!
Yıllardan beri kanla beslenen militarizm kendi insan tipini de yaratıyor.
Muhalefetteki Kadima partisinden Gilad Şaron “Gazzeliler masum değil! Gazze’yi Hiroşima gibi atom bombasıyla dümdüz etmeliyiz!” dedi
Ahmedinejat İsrail için bu kadarını söylememişti!
Amerikalı Yahudi kökenli liberal akademisyenler Mearsheimer ve Walt , Yahudi lobilerinin Amerikan
siyasetine hükmettiğini ve İsrail’in lehine olan politikaları Amerikan
çıkarlarına zarar verse bile Beyaz Saray’a uygulattırdıklarını
belirtirler. Amerika’nın Ortadoğu’da İsrail lehine uyguladığı
politikalardan Amerikan milli çıkarlarının zarar gördüğünü örneklerle
anlatırlar.
İsrail militarizminin açtığı derin ve kanlı
yaralar, Arap ve İslam dünyasında radikal tepkilere ve terör
hareketlerine yol açıyor. Bunların hepsinin hedefi Amerika’dır çünkü
İsrail’in gücü de cüreti de Amerika’dan geliyor.
...
Amerika bilmiyor mu İsrail’in peşine takılmanın kendisine zarar
verdiğini? Bilmez olur mu? Fakat Amerikan Protestanlığı ile İsrail
itikadı arasında kuvvetli bağlar vardır. Amerikan siyasetini Amerikan
milli çıkarlarına göre revize etmek isteyen baba Bush gibi, Jimy Carter
gibi başkanların nasıl hüsrana uğradıkları biliniyor.
Obama da cesaret edemiyor buna.
Taha AKYOL
, hürriyet, 2012
Büyük milletler tarihlerini kendileri yazar, talihin hangi tarafa, ne kadar ve kaç zaman akacağını da kendisi belirler. Gerekirse nehrin mecrasını değiştirir, suyun ötesinin ve berisinin neresi olacağına kendisi karar verir.
Yeniçağ, Ahmet ÜNAL
Türkiye’nin Orta Doğu’da yürüteceği politikanın, tamamen ulusal çıkarlara göre düzenlemesinin kaçınılmaz olduğunu yeniden
hatırlatmak istiyorum.
“Arap Baharı” hareketinde, laiklik adına bölgedeki birçok
diktatörlüğü destekleyen ABD, bu zorlama yerine, birlikte
çalışabileceklerine inandıkları ve daha önce dışladığı radikal
İslamcıların iktidara gelmesini genel anlamda desteklemiştir.
...
Arap Baharı tutmadı
“Arap Baharı” olarak nitelendirilen, rejimlerin ve yönetimlerin değişimine sebep olan gelişmeler, Suriye çıkmazıyla devam etmektedir. Bundan sonra hangi ülkeleri içine alacağı veya dönüşümler göstereceği konusunda muhtelif değerlendirmeler bulunmaktadır. Ancak bilinen bir konu varsa, o da bu hareketin henüz sonuna
gelinmediği ve bundan sonra da çeşitli şekillerde devam edeceğidir.
Arap Baharı hareketinin gerçekleştiği ülkelere baktığımızda onların, bu
yeni oluşum sonucunda söylendiği, vaat edildiği ve beklendiği gibi
özgürlüğe kavuştuklarını ve ülkelerine demokrasi geldiğini söylemek
oldukça zordur. Çünkü özgürlük demokrasilerde olur. Demokrasi ise laik
bir yönetim, bağımsız ve adaletli bir yargı, demokratik kural ve
kurumların bütünüyle işlediği bir düzende gerçekleşir. Bu da halkın
demokratik kültür bilincine ulaşmasıyla mümkündür. Sadece tek başına
seçim ve seçimle yönetim oluşturulması, demokrasi anlamına
gelmemektedir.
Arap Baharı’ndan sonra seçim yapıldığı, ancak seçimlerde Müslüman
Kardeşler ve benzeri düşüncelerin çoğunluk sağladığı görülmektedir. Bu
nedenle yeni yönetimlerin demokrasi uygulamasının ve halkı
özgürleştirmesinin arzu edilen ve beklenen şekilde
gerçekleştiremediklerine şahit olunmaktadır. Ayrıca radikal dinci
yaklaşımların ve uygulamaların çoğaldığı da bir gerçektir.
Etrafımıza baktığımızda yeni yönetimlerin radikal, dinci, laik olmayan,
daha çok Müslüman Kardeşler ve Selefi ağırlıklı olduğu görülmektedir.
Suriye’de de yönetimin değişmesi halinde Müslüman Kardeşler, Selefiler,
Hizbullah ve El Kaide ile komşu olacağımız beklenmelidir. İran’daki
rejim ve Irak’taki durum da dikkate alındığında, pek de hoşumuza
gitmeyecek bir ortamla karşı karşıya kalacağımız anlaşılmaktadır.
Arap
dünyasının, Türkiye’deki İslamiyet ve dolayısıyla Müslümanlık
anlayışının ve uygulamasının, kendilerine benzemediği düşüncesiyle
rahatsızlık içinde olacağı değerlendirilmektedir. İslamiyet’in özgürce
ve modern dünyaya uyumlu olarak en iyi şekilde yaşandığı ülke
Türkiye’dir. Bu durumda Türkiye’de yaşanan Müslümanlığın kıymetini
bilmemizde fayda görülmektedir.
Armağan KULOĞLU - yeniçağ
Her sınır ve yönetim değişikliğinde farklı dostlar ve farklı düşmanlar karşımıza çıkmıştır, tarihte içimizdeki azınlıkların kışkırtılmasından, isyanlara oradan parçalanmalara, rus devrimiyle oluşan en büyük düşmanın dosta dönüşmesine kadar.. Tüm bunlarla birlikte ideolojilerden öte ülkenin kendi ismiyle farklı bir anlayış ve ideoloji oluşturduğu gerçeğini görmeliyiz, yani bir Türk ideolojisi, İngiliz ideolojisi, Rus ideolojisi veya Amerikan ideolojiside vardır. Dünya haritası, satranç tahtasındaki karelere benzer ve iki oyuncudan daha fazla oyuncu vardır, gelin Türk Satrancını ilan edelim çünkü biz bu topraklarda birçok cepheye ve içimizdeki düşmanlara karşı savaşmak zorunda kalan bir milletiz. Çok oyunculu bir satranç tahtamız ve daha çeşitli taşlarımız var..
kutsalvizyon.blogspot