Gıdaların içine ne ünlü markaların neler koyduğunu ne yalanlarla halka yutturulduğunu biliyoruz, ancak kendine güvenen kuruluşlar, rakipler ve ahlaklı, cesur insanlar düşünmeli. Ahlaksız üreticiyi yola ketirmek için kurumlar ve kendi ürününün farkını göstermek için üreticiler çeşitli uygulamalara gitmeliler, reklamdan daha iyisi olan uygulamalara.
Bunun en iyi yolu medya televizyonun içine bilim adamını, araştırma görevlisini, kimyagerini koyacaksın herkesin gözü önünde büyüklü küçüklü firmaların ürünlerini test edeceksin çok basit, özellikle yabancı ürünleri, içeceklerini, tatlılarını, besin takviyelerini, herşeylerini milletin gözü önünde teşhir edeceksin. en iyi yöntem budur.
Ayrıca iyi bir kalite onay birimi kurulmalı ülkemizde, çünkü ülkemizdeki bilmem ne sertifikalı bilmem ne onaylı yazan şeylerin yaptığı sadece, içinde şu zehirli madde var mı yok içinde gerçekten dometes mi var yoksa turşu mu, bu kadar yani, sen zehirli dometes satsan içine bakacak gerçekten dürüst satıcı mı zehirli domates aynen kutuda yazdığı gibi tamam okey zehirli domates artık tarım bakanlığı onaylı..
Onayı kimlerden alıyorlar, onları kim onaylıycak..
27 Eylül 2011
15 Eylül 2011
laiklik nedir sorusu ve cevabı
Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil, din ve devlet işlerinin ayrı şeyler olduğunun belirtilmesi ilkesidir.
Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş olan "laik" sözcüğü, "din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk" anlamına gelen Latince "laicus" sözcüğünden gelmektedir. Roma döneminde din adamlarına "Clerici" din adamı olmayanlara da "Laici" adı veriliyordu.
Neyin ne olduğuna karar vermek için nasıl bir tabiattan nasıl bir kimyadan oluştuğuna bakmak lazım. Çokları laiklik tanımını kısır ifadelerde ve alışıldık sloganlarda aramaktadır. Bu sebeple bunun daha az cümleyle etkili ama öz ifadelerle gerçeğini vurgulayalım. Yazımızda bu şekilde başlıyor zaten..
Laik kelimesi Yunanca laos, laikos sıfatlarından gelir, Latincesi laicus’tur. Laos: halk, kalabalık, kitle demektir ve zıddı kleros’tur. Laikos: halka ait, ruhban olmayan demektir. Laicus: dinsel olmayan, demektir . Türkçeye Fransızca laik kelimesinden girmiştir.
Orta çağda ve eski çağlarda devletin dini bir tarzda ülke yönetimi dini dinden çıkarmış 3 tutam siyaset 5 tutam gelenek, 20 tutam hurafeyle karıştırmıştır. Böylece halk bir dini yaşamaktadır, ancak yaşadıklarını sandıkları dinin başkalaşım geçirmiş halini yaşamaktan ibaretti yaşamları. Bu akıl düzeyi olarak basit ve bayağ yozlaşmış yol herkese cazip gelmiş, cahilliği ve arzularını din diyor diye iftira atarak yapmaya başlamışlardır, böylece yobazlık artmış, bu durum tağutun şeytanın değişmez taraftarlarını celbetmiştir.
okuyun!
.................
Laiklik devlet işlerinin akıllıca, şuurluca yürütülmesi demektir, şuursal akıl insana özgüdür, bu bakımdan laiklik adam gibi ülkeyi yönetmektir.
İlk Melis’te bir gün laiklik söz konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün Meclis’e başkanlık ediyordu. Meclis’in tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Kızgın bir tavırla:
- Arkadaşlar, bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz, ben bu laikliğin manasını anlamıyorum.
Diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden eline kürsüye vurarak:
- Adam olmak demektir hocam, adam olmak! Diye hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.
(Ali KILIÇ, Atatürk’ü Anmak, S.253)
Fransızca'dan Türkçe'ye geçmiş olan "laik" sözcüğü, "din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk" anlamına gelen Latince "laicus" sözcüğünden gelmektedir. Roma döneminde din adamlarına "Clerici" din adamı olmayanlara da "Laici" adı veriliyordu.
Neyin ne olduğuna karar vermek için nasıl bir tabiattan nasıl bir kimyadan oluştuğuna bakmak lazım. Çokları laiklik tanımını kısır ifadelerde ve alışıldık sloganlarda aramaktadır. Bu sebeple bunun daha az cümleyle etkili ama öz ifadelerle gerçeğini vurgulayalım. Yazımızda bu şekilde başlıyor zaten..
Laik kelimesi Yunanca laos, laikos sıfatlarından gelir, Latincesi laicus’tur. Laos: halk, kalabalık, kitle demektir ve zıddı kleros’tur. Laikos: halka ait, ruhban olmayan demektir. Laicus: dinsel olmayan, demektir . Türkçeye Fransızca laik kelimesinden girmiştir.
***
Orta çağda ve eski çağlarda devletin dini bir tarzda ülke yönetimi dini dinden çıkarmış 3 tutam siyaset 5 tutam gelenek, 20 tutam hurafeyle karıştırmıştır. Böylece halk bir dini yaşamaktadır, ancak yaşadıklarını sandıkları dinin başkalaşım geçirmiş halini yaşamaktan ibaretti yaşamları. Bu akıl düzeyi olarak basit ve bayağ yozlaşmış yol herkese cazip gelmiş, cahilliği ve arzularını din diyor diye iftira atarak yapmaya başlamışlardır, böylece yobazlık artmış, bu durum tağutun şeytanın değişmez taraftarlarını celbetmiştir.
***
Milletin duygusal ve akılsız tutumu herşeyin dinle ilgisi olmadığı gerçeğini anlayamaması, herşey Allah tandır, ama herşey dini değildir bunu anlayamazlar. Örnek, kitap dini bir kelime değil, ağaç, kuşlar, toprak, altın, üzüm, ampul, devlet.. bütün sözlüğü yazmayalım şimdi buraya.. Bunun dışında İnsanın dini olur, demirin, çeliğin kimyasının dini yoktur, dünyanın eksenin, tabiatın dini yoktur, ancak hepsi Allah ın yarattığı kurallara göre şekillenir ve böyle sürer gider. Din şuursal anlayışa hitap ettiğinden bireysel insan içindir. Tüm bireylerin hayatına etki edincede kitlesel bir anlayış hüküm sürerek aslında Allah ın istediği toplumsal yaşayışa kavuşulmaktadır, ancak dediğimiz gibi bireysel anlayışa hitap ederek bunu yapmaktadır din. Din ülke yönetim şekli değildir, Kuran da ki tanımda bunu söyler ama hurafelerle tağut tam aksini kabul ettirmiştir, Kuran da der ki, ülkeyi bununla yönet, bu ise göründüğü gibi sisteme, devlete hitap edilmiyor, insana hitap ediyor, bu kadar.. başka bişey demez ve zaten bunu derken ayetin öncesi sonrası vardır, her zaman ayetlerin öncesinde, sonrasında şöyle der diyip, hemde yine hurafeleriyle çorba yaparak sunan güruh bunu görmezden gelmekte, silip geçmektedir, Allah ın Ayetlerini hepinizin ruhu bir araya gelse silemezsiniz, buna çalışanların ülkeleri kendileriyle beraber insanlığın en aşağı yönetimlerinde yaşamaktadır. Bu ayet zaten Peygambere hitap etmekte, öncesinde sonrasında da ahlak ve adaletten söz etmektedir, yani laiklikten!.. ahmaklar.. okuyun!
.................
Laiklik devlet işlerinin akıllıca, şuurluca yürütülmesi demektir, şuursal akıl insana özgüdür, bu bakımdan laiklik adam gibi ülkeyi yönetmektir.
İlk Melis’te bir gün laiklik söz konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa o gün Meclis’e başkanlık ediyordu. Meclis’in tanınmış din alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Kızgın bir tavırla:
- Arkadaşlar, bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz, ben bu laikliğin manasını anlamıyorum.
Diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış, oturduğu yerden eline kürsüye vurarak:
- Adam olmak demektir hocam, adam olmak! Diye hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.
(Ali KILIÇ, Atatürk’ü Anmak, S.253)
09 Eylül 2011
hurafelere tepkiye devam
Hurafeler asırlardır insanlığı meşgul etmiş ve yanlış yollara sürüklemiş bir sözdür, herhalde hurafelerin şeytanın sözleri olduğunu söylemeye gerek yok..
Müşterilerinin isteği üzerine sipariş olarak hadis üretenler de vardır. Birçok tüccar sattıkları mallara karşı halkın ilgisini artırabilmek için ilgili malların yararlarını anlatan hadisleri, para karşılığında hadis simsarlarına uydurtmuşlardır. Örneğin koku satıcılarının güzel koku kullanmanın faziletleri hakkında uydurttukları hadisler buna örnektir. Şube bin Haccac’ın ifade ettiği gibi 1 kuruş karşılığında 70 hadis uyduran Ebul Muhezzem gibiler, hadis uydurucularına birer örnektirler.
Görüldüğü gibi hadis dedikleri cikletten çıkan maniler gibi satıcıya para kazandıran boş ve aldatıcı sözlerden ibaret olmuş. Peygamberimizin isyan ettiği kişilerde, Hz.İbrahim in isyan ettiği kişilerde dindardı ancak kendi dinlerinin ve uydurdukları dinin dindarıydılar. Allah dinleri yollamaya devam etmiş ki sorumluluğun kendine ait olan kısmını tamamlamış olsun, belli ki insanlardaki çoğu yola gelmez yaratışlar baki kalmış. Elinde sonunda şeytan bu karakterleri kafaya takmış bir yolunu bulup götürüyor, herkesin gözü önünde dini aşağılatmaya devam ettiriyor korku filmi gibi..
Kimileri itibarlarını artırmak, insanlar karşısında saygınlık kazanmak adına günümüzde de olduğu gibi dini tekellerine almışlar, farklılıkları olarakta hurafeleri ve yobazlıklarını nişan edinmişlerdir. Ancak bunların çokları normalde itibar edilmeyecek vasıftaki çokta kaypak insanlarda olabilmektedir. Zaten bu gibi sebeplerledir ki bu yolu seçmişlerdir. Bu gibi dinsel kandırmacaları, bir dünyayı kazanma biçimi ve en tehlikelisi ahireti garantileme olarakta benimsemişlerdir. Dini meslek edinmişler oraya ezberi bilgi ile geldikçe ve sonunda para oldukça, karakter ve gerçek imana göre gökten atanmayacaklarına göre kıt imanlıların bir kısmını kandıracaklar. Kutsal konularda para veya ekmek parası oldukça bu durumlar düzelmez. Gerçi buda olmasa itibar kazanma yarışına girilecek, bunlar için çözüm, bu yolların meşakatli olması , son nefese kadar yorucu ve sadece imanlı bir kişinin çekeceği yanlızlığın hüküm süreceği sadece Allah ı anarak geçecek bi hayata razı olan kişilerdir.
Peygamberimiz’in vefatından ve dört halife devrinden sonra hikayeci-kıssacı denilen bazı kimseler, cami ve mescitlerde oturmayı ve çevrelerinde halka oluşturan cemaate vaaz ve öğütte bulunmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Aslında bu kimseleri vaaz ve öğütten ziyade, halkın nazarında kazanacakları yüksek mertebe ve şöhret ilgilendiriyordu. Vaazlarını, kendilerini bu amaca götürecek bir şekilde hazırlıyorlardı. Bunlar şöhrete giden yolun, halkın nazarında önemli bir müessese olan dinin, dini duyguların tahrik edilmesinden geçtiğini bildikleri için, onları coşturacak şekilde vaaz ediyorlar, dramatik konuşmalarla halkı ağlatmaya gayret ediyorlardı. Bunun için Peygamber’imizin adına düzenledikleri garip hikayelerle konuşmalarını süsleyerek, halkı etkileme ve inandırma uğraşı içindeydiler. Halkı en çok etki altında bırakan konuşmaların başında cennet, cehennem tasvirleri geliyordu. Cennet ve cehennem hakkında gerekli olan her şey Kuran’da anlatılmasına rağmen bu hikayeci-kıssacı kesim halkı daha çok hüzünlendirmek, Şaşırtmak ve coşturmak için uydurma hadislerde buldukları zengin hazineyi özellikle bu konuda çok kullandılar. Bu kesimin mesleki başarısı bol hadis uydurmaktan geçiyordu. Ortaya çıkan iç sızlatıcı tabloda belki de insanı en çok güldürebilecek olaylardan biri; bu kıssacılardan Şair Külsüm’ün dilini burnunun ucuna dokundurabilen herkesin cehenneme girmeyeceğinin garanti olmasını söylemesi üzerine, vaaz ettiği cemaatin bunu denemeye başlamasıdır.
- Günümüzde çok islam araştırmacısı vardır, kaynakta boldur, özgür düşünme ortamını sağlamış avrupalı araştırmacılarda vardır, bunların çoğuda müslümandır, ancak islam dininin ilmi ve medeni bir şekilde avrupaya ve başka ülkelere yayılmasını istemeyen belirgin iki gurup vardır, birincisi kendi gibi cahilce iman edip diğer yandan kültürünü benimsetmek maksadıyla başka ülkelerdeki müslümanlara etki etmek maksadında olanlar, ikincisi başka dinde olup islamiyetin yayılmasını istemeyenler. Bunlar birbirleriye anlaşıpta hareket edebilmektedir müslümanın yobaz olanı diğerine bunlar senin dinini ezecek gel zorlaştıralım hem zoru bizim yaptığımız bize uyar bizim itibarımızda sizin dininizin itabarıda korunur, böylece birlikte bu ülkelerde müslümanlığı katılaştırmakta ve aşağıya çekmektedirler.
Gelenekçi İslamcılar sırf Kuran’dan dinini anlayan Müslümanlar’a çok kızdıkları gibi, yabancı İslam araştırmacılarının da hadislerin güvenilmezliğini ortaya koymalarına çok kızmaktadırlar. Bu araştırmacıların niyeti ne olursa olsun bizi ilgilendiren onların ortaya koyduklarının bilimsel değeridir. Müslüman toplumlarda mevcut olmayan özgür ortama sahip olan bu kişilerin hem ciddi, hem de düşünülmesi gereken hususları ortaya koydukları bir gerçektir. Onların çalışmalarına objektif bir şekilde yaklaşmalı, hatalarını göstermeli ve ortaya koydukları doğru hususlardan yararlanmalıyız. Bu araştırmacılardan özellikle Goldziher’in, Schacht’ın Van Kremer’in, Sprenger’in ve Dozi’nin kitaplarında herkesin yararlanabileceği birçok nokta olduğu kanaatindeyiz. Bunların en ünlüsü Goldziher şöyle der: “Rabbanilerin (Musevi, Hıristiyan din adamları) sözleri, uydurma İncil’lerden alıntılar, Yunan felsefesinin öğretileri, Fars ve Hind kökenli deyişler ve daha niceleri hadis kanalıyla İslam’a girmiştir. Tüm bunlar doğrudan veya dolaylı olarak İslam kültürünün malı haline gelmiştir. Yine dini kıssalardan büyük bir bölümü İslam’a sızmıştır. Eğer hadislerde kullanılan materyali ve Yahudi din kültürünü incelersek bu ikinciden büyük bölümünün, İslam din kültürüne sızmış olduğunu görürüz.” (Goldziher, El Aqide veş şeria, sayfa 42-43)
ZORLAMA ALTINDA UYDURANLAR
Hadis toplama hareketinin ilk başlamasında özellikle Emevi halifelerinin zorlama, tehdit ve işkenceleri önemli yer tutar. İlk hadis toplayan kişi olduğu iddia edilen Ez Zuhri’nin şu sözü bunun delilidir: “Biz hadisi yazmaktan hoşlanmıyorduk. Ne var ki o yöneticiler (Emevi halifeleri ve adamları) bizi buna zorladılar.” Zorlama altında yapılan toplamalarda hadislerin mevcut yönetimin hoşuna gidenleri, mevcut yönetimin iktidar, kültür, gelenek, tarih anlayışını destekleyenleri toplanmış, buna aykırı olanlar elenmiştir. Mevcut hadisler zaten mana ile nakledildiğinden, birçok hadis kelime oyunlarıyla geleneği hükümleştirme yolunda kullanılmıştır. Örneğin Peygamber’in kendi şahsi tercihi olarak yaptığı bir fiil anlatılırken; “Peygamber buyurdu ki”, “Peygamber emretti ki” tarzında, Peygamber’in muradı olmayacak bir tarzda kullanılmıştır. Tüm bu uydurma ve anlam kaydırmaları ise hiç şüphesiz hakim olan sınıfın, hadis toplama için zorlama yapan sınıfın görüşleri doğrultusunda olmuştur. Zorlama altında dine sokulan uydurmalar, sırf Emevi ve daha sonra Abbasi dönemleriyle sınırlı değildir. Bu dönemde çoğunlukla hadis uydurma yoluyla dine sokulan ilaveler, daha sonra halifelerin, valilerin zorlamasıyla fetva, içtihad adı altında kendini gösterir. Osmanlı döneminde halifeliğin, padişahlık gibi babadan oğula geçebileceği, devletin yararı için padişahların günahsız öz kardeşlerini bile öldürtebileceği şeklindeki görüş, içtihad ve fetvalar hep zorlama altında gerçekleşmiştir ve bunlar, mevcut iktidarların güçlerini devam ettirmek için dini yozlaştırmayı bile umursamadıklarını gösterir. Unutmayın ki, tüm bu fetvalar şeyhülislam etiketini görenin önemli birisi sanacağı, mevcut yönetimin atadığı ve maaşa bağladığı kişiler tarafından verilmiştir. Müşterilerinin isteği üzerine sipariş olarak hadis üretenler de vardır. Birçok tüccar sattıkları mallara karşı halkın ilgisini artırabilmek için ilgili malların yararlarını anlatan hadisleri, para karşılığında hadis simsarlarına uydurtmuşlardır. Örneğin koku satıcılarının güzel koku kullanmanın faziletleri hakkında uydurttukları hadisler buna örnektir. Şube bin Haccac’ın ifade ettiği gibi 1 kuruş karşılığında 70 hadis uyduran Ebul Muhezzem gibiler, hadis uydurucularına birer örnektirler.
Görüldüğü gibi hadis dedikleri cikletten çıkan maniler gibi satıcıya para kazandıran boş ve aldatıcı sözlerden ibaret olmuş. Peygamberimizin isyan ettiği kişilerde, Hz.İbrahim in isyan ettiği kişilerde dindardı ancak kendi dinlerinin ve uydurdukları dinin dindarıydılar. Allah dinleri yollamaya devam etmiş ki sorumluluğun kendine ait olan kısmını tamamlamış olsun, belli ki insanlardaki çoğu yola gelmez yaratışlar baki kalmış. Elinde sonunda şeytan bu karakterleri kafaya takmış bir yolunu bulup götürüyor, herkesin gözü önünde dini aşağılatmaya devam ettiriyor korku filmi gibi..
Kimileri itibarlarını artırmak, insanlar karşısında saygınlık kazanmak adına günümüzde de olduğu gibi dini tekellerine almışlar, farklılıkları olarakta hurafeleri ve yobazlıklarını nişan edinmişlerdir. Ancak bunların çokları normalde itibar edilmeyecek vasıftaki çokta kaypak insanlarda olabilmektedir. Zaten bu gibi sebeplerledir ki bu yolu seçmişlerdir. Bu gibi dinsel kandırmacaları, bir dünyayı kazanma biçimi ve en tehlikelisi ahireti garantileme olarakta benimsemişlerdir. Dini meslek edinmişler oraya ezberi bilgi ile geldikçe ve sonunda para oldukça, karakter ve gerçek imana göre gökten atanmayacaklarına göre kıt imanlıların bir kısmını kandıracaklar. Kutsal konularda para veya ekmek parası oldukça bu durumlar düzelmez. Gerçi buda olmasa itibar kazanma yarışına girilecek, bunlar için çözüm, bu yolların meşakatli olması , son nefese kadar yorucu ve sadece imanlı bir kişinin çekeceği yanlızlığın hüküm süreceği sadece Allah ı anarak geçecek bi hayata razı olan kişilerdir.
Peygamberimiz’in vefatından ve dört halife devrinden sonra hikayeci-kıssacı denilen bazı kimseler, cami ve mescitlerde oturmayı ve çevrelerinde halka oluşturan cemaate vaaz ve öğütte bulunmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Aslında bu kimseleri vaaz ve öğütten ziyade, halkın nazarında kazanacakları yüksek mertebe ve şöhret ilgilendiriyordu. Vaazlarını, kendilerini bu amaca götürecek bir şekilde hazırlıyorlardı. Bunlar şöhrete giden yolun, halkın nazarında önemli bir müessese olan dinin, dini duyguların tahrik edilmesinden geçtiğini bildikleri için, onları coşturacak şekilde vaaz ediyorlar, dramatik konuşmalarla halkı ağlatmaya gayret ediyorlardı. Bunun için Peygamber’imizin adına düzenledikleri garip hikayelerle konuşmalarını süsleyerek, halkı etkileme ve inandırma uğraşı içindeydiler. Halkı en çok etki altında bırakan konuşmaların başında cennet, cehennem tasvirleri geliyordu. Cennet ve cehennem hakkında gerekli olan her şey Kuran’da anlatılmasına rağmen bu hikayeci-kıssacı kesim halkı daha çok hüzünlendirmek, Şaşırtmak ve coşturmak için uydurma hadislerde buldukları zengin hazineyi özellikle bu konuda çok kullandılar. Bu kesimin mesleki başarısı bol hadis uydurmaktan geçiyordu. Ortaya çıkan iç sızlatıcı tabloda belki de insanı en çok güldürebilecek olaylardan biri; bu kıssacılardan Şair Külsüm’ün dilini burnunun ucuna dokundurabilen herkesin cehenneme girmeyeceğinin garanti olmasını söylemesi üzerine, vaaz ettiği cemaatin bunu denemeye başlamasıdır.
GELENEK, GÖRENEKLERİ DİNSELLEŞTİRMEK İÇİN UYDURMALAR
Kuran, insan hayatındaki belli davranışlara yön vermiş, açıklamadığı birçok konuyu ise insanların reyine, seçimine bırakmıştır. İnsanlar, serbest oldukları bu konularda, kendi gelenek, görenek ve dünya anlayışları çerçevesinde davranırlar. Örneğin Kuran yemeği elle mi, çatalla mı, çubuklarla mı yememiz gerektiği konusunda bir açıklama yapmaz. Erkek ve kadın kıyafetinin sarık, cübbe mi olacağı, kravat, gömlek mi olacağı, yoksa kimono mu olması gerektiği konusunda Kuran’da bir izah yoktur. Açıklanmayan konularda tercihimizde serbest olduğumuza göre, Kuran’a göre biz yemekte veya kıyafette bu şıklardan herhangi birini seçebiliriz demektir. Herhangi bir seçimde fazladan günah veya sevap olacağını söylemek ise Kuran’la çelişir. Emevi ve Abbasi döneminde Kuran’ın İslamı'na eklemelerin önemli bir bölümü, gelenek ve göreneklerin kutsal damgası altında Kuran’ın İslamı'na karıştırılmasıyla oldu. Kuran’ın başı sonu belliydi ve Kuran’da bu gelenek ve görenekleri tavsiye eden hiçbir izah yoktu. Öyleyse tek yol, uydurma hadislerle ve Kuran’da geçmeyen bir sünnet anlayışıyla; Kuran’ın özgür bıraktığı bu konuları da dinselleştirip, kutsallaştırmaktı. Arapların-Emevilerin ırkçı, kavmiyetçi anlayışıyla, Arap dilinden, o dönemin kıyafetlerine, yemek menüsünden, tuvaleti yapış biçimine kadar birçok hareket sünnet adı altında böylece dine sokuldu. - Günümüzde çok islam araştırmacısı vardır, kaynakta boldur, özgür düşünme ortamını sağlamış avrupalı araştırmacılarda vardır, bunların çoğuda müslümandır, ancak islam dininin ilmi ve medeni bir şekilde avrupaya ve başka ülkelere yayılmasını istemeyen belirgin iki gurup vardır, birincisi kendi gibi cahilce iman edip diğer yandan kültürünü benimsetmek maksadıyla başka ülkelerdeki müslümanlara etki etmek maksadında olanlar, ikincisi başka dinde olup islamiyetin yayılmasını istemeyenler. Bunlar birbirleriye anlaşıpta hareket edebilmektedir müslümanın yobaz olanı diğerine bunlar senin dinini ezecek gel zorlaştıralım hem zoru bizim yaptığımız bize uyar bizim itibarımızda sizin dininizin itabarıda korunur, böylece birlikte bu ülkelerde müslümanlığı katılaştırmakta ve aşağıya çekmektedirler.
Gelenekçi İslamcılar sırf Kuran’dan dinini anlayan Müslümanlar’a çok kızdıkları gibi, yabancı İslam araştırmacılarının da hadislerin güvenilmezliğini ortaya koymalarına çok kızmaktadırlar. Bu araştırmacıların niyeti ne olursa olsun bizi ilgilendiren onların ortaya koyduklarının bilimsel değeridir. Müslüman toplumlarda mevcut olmayan özgür ortama sahip olan bu kişilerin hem ciddi, hem de düşünülmesi gereken hususları ortaya koydukları bir gerçektir. Onların çalışmalarına objektif bir şekilde yaklaşmalı, hatalarını göstermeli ve ortaya koydukları doğru hususlardan yararlanmalıyız. Bu araştırmacılardan özellikle Goldziher’in, Schacht’ın Van Kremer’in, Sprenger’in ve Dozi’nin kitaplarında herkesin yararlanabileceği birçok nokta olduğu kanaatindeyiz. Bunların en ünlüsü Goldziher şöyle der: “Rabbanilerin (Musevi, Hıristiyan din adamları) sözleri, uydurma İncil’lerden alıntılar, Yunan felsefesinin öğretileri, Fars ve Hind kökenli deyişler ve daha niceleri hadis kanalıyla İslam’a girmiştir. Tüm bunlar doğrudan veya dolaylı olarak İslam kültürünün malı haline gelmiştir. Yine dini kıssalardan büyük bir bölümü İslam’a sızmıştır. Eğer hadislerde kullanılan materyali ve Yahudi din kültürünü incelersek bu ikinciden büyük bölümünün, İslam din kültürüne sızmış olduğunu görürüz.” (Goldziher, El Aqide veş şeria, sayfa 42-43)
08 Eylül 2011
hurafeler ve uydurulan hadisler
hurafeler
Tarih boyunca dine sokulan hurafeler göklerin yüceler yücesi katlarından inen dinleri bozmuş, insanları birbirine düşürmüştür. Üstelik bunlar ne kadar saçma ve boş olursa insanın çabası o kadar artmış, üstüne üstlük zor, anlaşılmayan,akıl almaz biçimdeyse o kadar yayılmış ve gerçek kutsal metinlerin önüne geçerek yüzlerce misliyle kitaplarda ve toplum yaşamında hüküm sürmüştür. Bu saçma sapan şeyleri dinselleştiren toplumlar, inançları gereği saçma yaşamların, sistemlerin esiri olmuşlardır.
***
Kuran, kendisinin her şeyi açıklayan, yeterli ve dinin tek kaynağı olduğunu söylemektedir.
Sana her şey için ayrıntılı bir açıklayıcı, doğruya ileten, rahmet olan ve Müslümanlara müjde olan kitabı indirdik.
16- Nahl Suresi 89
Durum bu iken insanlara ne oluyor?
Ve gerçekten O (Kuran) iman edenler için bir doğruluk rehberi ve bir rahmettir.
27- Neml Suresi 77
Eğer bir hadis, Kuran, başka bir hadis ve mantıkla çelişmiyor ve dini anlayışa ilave yapmıyorsa doğru mudur? Bu sorunun cevabı: “Bilemeyiz”dir. Üstelik Kuran yeterli iken şüpheli kaynak olan hadislerle niye uğraşalım ki? Kuran’da Allah zanna tabi olmamamızı söylerken, niye Allah’ın bu emrini çiğneyip zan olan hadislerden medet umalım.
Ayrıca Peygamberimiz kendi sözlerinin kitaplaştırılmasını yasaklamıştı. Tabiki tüm bu yalan hadisler, hurafelerde bir sınama bir imtihandır, insanlar imanlarına göre günün birinde ayrılacaklar.
DİNİ EKSİK ZANNEDİP, KENDİNCE DİNİ KURTARANLARIN UYDURMALARI
Dindar olarak tanınan birçok gözde(!) Müslümanın durumu Yahya bin Said’in: “Salih kişileri hadiste olduğu kadar hiçbir şeyde yalancı görmedik.” sözünde en güzel ifadesini bulmuştur. Bu gerçeği itiraf edenlerden biri de en güvenilir olduğu iddia edilen iki hadis kitabından birinin yazarı olan Müslim’dir. Müslim, Ebu Zennat’dan şunu nakleder: “Medine’de yüz kişiyle karşılaştım, hepsi de güvenilirdi, ama hadisleri alınmazdı” (Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 13).
Görüldüğü gibi birçok sözde dindarın hadis uydurduğu hadisçilerin bile malumudur. Kendi görüşlerini çok değerli bulan bu tipler, dine kendi görüşlerini kattıklarında çok yerinde bir hareketle dine büyük hizmet ettiklerini sanıyorlardı. Örneğin Kuran’da olmayan haremlik selamlığı dine sokanlar belki de kadınla erkeği ayırarak zinayı, yozlaşmayı kendilerince önlemek istediler. Oysa Allah’ın kendilerinden daha iyi düşündüğünü, Allah’ın unutkan olmadığını ve gerekseydi Kuran’da gerekli konularda açıklama yapılacağını bilmeleri gerekirdi. Allah’ın açıklamadığı bir şeyi dine sokarak dine fayda getireceğini sanmak, ilkel bir düşünme tarzıdır ve acı son da ortadadır.
Bu tipler de dini kurtaracağını zannedenlerden, Allah’ın dini kurtardığından habersiz olanlardan oluşur. Bu tiplerdeki esas kaygı dini sevdirmek, ibadetleri sevimli göstermek gibi kaygılardır. Bu popülist kaygı Allah’ın indirilmiş dininin, uydurulmuş hadislerle ve izahlarla karışmasına yol açmıştır. Bu tipler arasında Ebu İsmet Nuh gibi Kuran’ın her suresinin faziletleri hakkında hadis uyduranlar da vardır. Peygamberimiz’i yüceltmek için Peygamber’in üstünlüklerine dair hadisler üretenler mevcuttur. Bu uydurucuların kendilerini savunmak için şöyle söyledikleri aktarılır: “Biz Hz. Peygamber adına yalan uydurmadık, bilakis bunu Peygamber’in getirdiği dini güçlendirmek için yaptık.” [İbni Hacer, Fethul Bari]. Bu alıntıda gördüğümüz gibi bunlar, bu tarzda hadis uydurmayı yalan olarak bile görmemişler, hatta bu korkunç fiillerinde belki de sevap ummuşlardır. “Biz Peygamber lehinde yalan söylüyor ve şeriatını takviye ediyoruz” (İbnul Cevzi, K. Mevzuat). Görüldüğü gibi bu uydurucular Allah’ın Kuran’ını eksik görmekle, bir de üstüne hadis uydurmakla kalmamış, üstüne üstlük dindarlık şampiyonluğunu da kimseye bırakmamışlardır.
İslam siyasallaşınca, siyasi gücü elinde bulunduranlar dini, halkı isteklerine göre şekillendirmek için kullandılar. Bu kullanımlarında dini de kendi görüşleri ve menfaatleri doğrultusunda şekillendirerek, dine eklemeler ve çıkarmalar yaptılar.
Aşırı dindar tanınan kimseler bu özellikleriyle din namına en tehlikeli sınıflardan biri haline gelmişlerdir. Zira onlar halkın sevip güvendiği, sözlerine önem verip, hareketlerini örnek kabul ettiği kimselerdi. Onların hadis olarak tanıttığı söz, daha rahat kabul görüyor ve itiraza uğramıyordu. Böylece saf İslam, Kuran’ın ruhundan daha çok uzaklaştı ve oluşan yeni yapı tüm katkılarıyla katıksız İslam sanıldı.
........................................................................
Günümüzde hadis diye tarih boyunca gelmiş uydurma sözleri ayıklamaya başladılar, böylece uydurukçu bilmem ne efendinin dine yakışmayan sözlerini atarak, bir zararı yok gibi görünen sözleri bırakılmaktadır. Sonuçta yine aynı kişilerin hurafelerini okumaktalar, ee aynı yalancının diğer sözüne inanmış olunuyor böylece. İnsanların bu davranışı belki roman okumak, kitap okumak, araştırmak gibi özde güzel olan alışkanlıklarından geliyor olabilir, ancak belli ki şeytanda bu özellikleri kullanıyor. Bunlara din demek yerine din kültürü, bu uydurma hikayeleri din ahlakı gibi kavramlarda görmemiz lazım.
Saçmalık aklı başında imanlı bilen biri için o kadar fazla ki mesela, hastalıktan kurtulmak için dua edip Allah ın kudretini düşünüp inanacağın yerde, hastalıkla hiç ilgisi olmayan sureleri ya da daha kötüsü uydurma büyü tipi dinselleştirilmiş uygulamaları yapmanın dayatmasını yapmaktalar.
Kuran a göre gerçeği olduğu gibi söylemek , araştırmak, aklı kullanmak, çalışmak öğütlenir. Bu durumda bu niteliklerle Kuran ın aslını işaret edip ondaki sözü söyleyen mi imanlı yoksa cahilce koydukları zanlarla hurefeciler mi. Onlar sadece saçmalıyorlar.
Yer yüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece tahminde bulunup saçmalıyorlar.
6- En’am Suresi 116
.....................................................................................
Uydurma ve yalanlara örnekler (küfürler):
Hadisler kendi içindede çelişmektedir, nasıl çelişmesin ki, Allah sözü değil ki.. Bu hurafeler ve yüz çevirmeler Peygamberler hayattayken yapılan işlerdir ve tohumları o zamandan ekilmiştir ve dikkat edilirse hepsi din kisvesi altında ortaya çıkmışlardır. Hayatı dinle dolu bir topluma bir şeyi kabul ettirmek istiyorsan, ne yapmak gerektiğini bulmak kolaydır, işi dinsel biçime sokmak basit bir anlayışın çabuk farkedilen bir ürünüdür, ancak bunun teorideki basitliği uygulamadaki başarısını engellemiyor. Tarih boyunca farkedilmiştir sanırım..
Birçok hurafe ve hadise inananlar o halde bunların diğer sayfalarınada inanmak zorundadır, aksi mantıksızlık olur, onlara görede imansızlık olur. Ya da bu saçmalıkların gerçekten küfür olduğunu anlayan varsa diğerlerinede inanmaması mantıklı olur. Akıllarını işletmezlerse pislik yağacağına iman etmeleri gerekmektedir. Hurafelerin diğer tehlikeside, dini mantıktan, insanli şuursal niteliklerden uzaklaştıran uygulamalar, bunlar bu uydurmalara inananların çokları tarafından bile yapılmamakta zaten bunları islamın bir parçası olarak gören bu topluluklar bu sonradan türemiş dine inanıpta haklı olarak yapmadıkça, saçma yararsız buldukça, imanlarına, bilinçaltına kadar zarar vermekteler, çünkü gerçek kutsal metinleride bilinçaltı sıradanlaştırıp diğeriyle etkisiz hale getirmekte, gerçek dinle karıştırılmış olan imanlarında can çekişmekteler. Bu aynen şeker ve limon katılmış suya limonata denilmesi gibidir. Hiçbir zaman suyun tadını bilemeyecekler ki, bunların içtikleri limonata gibi güzel bir karışım bile değil, sanki dünyayla karıştırılmış cehennem gibi.. burada doya doya içtikleri pislenmiş ateşten su öbür dünyada onlara eşlik edecektir...
.................................
Çelişik Hadis: “Peygamber ayakta su içilmesini yasakladı.”
Ebu Davud 4/No:3717
Çelişik Hadis: “Peygamber’i sizin benim gibi ayakta su içerken gördüm.”
Ebu Davud 4/No:3718
Bu örnek hadislerde de birinci hadis, kendisiyle çelişen ikinci hadis de olmasına rağmen daha çok itibar görmüştür. Günümüzde de geleneksel İslam’ı yaşayanların suyu oturarak ve üç yudumda içtiklerini ve bundan da sevap beklediklerini gözlemleyebiliriz.
...........
1. Çelişik Hadis: “Baldırları açık olan bir sahabeye Peygamber’imiz rastlamış ve ‘Baldırlarını ört. Baldırlar da avret yerlerindendir.’ demiştir.”
Tehzibut Tezhip 2/69
2. Çelişik Hadis: “Peygamber’imiz evde baldırları açık yan üstü yatıyorlardı. Ebu Bekir izin istedi Peygamber hiç istifini bozmadan izin verdi. Ömer istedi aynı şekilde ona da verdi.”
Hanbel 1/71
Hadislerden birine göre baldırları örtmek lazımdır. Diğer hadiste ise Peygamber’in yanına birileri gelmesine rağmen baldırlarını örtmediği gözükür. Nitekim bazı mezhepler birinci hadisi alıp erkeklerin dizle göbek arasını örtmelerinin farz olduğu şeklindeki bir zorluğu dine sokmuşlardır.
..........
Saf vahiy olan Kuran’a dayalı bir İslam modelinden uzaklaşılıp, insan sözlerinin Allah’ın hükmü olarak takdim edildiği, hadise dayalı gelenekçi bir modelin kuvvetlendiği ortamda, insanlar dini farklı farklı anlamaya başlamışlardı. Bu tablo İslam’ı anlama ve yaşamada birbirleriyle uzlaşmayan, dini konularda ayrılığa düşen farklı düşüncelerin, kamplaşmaların, mezheplerin doğmasına sebep oldu. İnsanlar Kuran savunuculuğundan uzaklaşıp mezhep savunuculuğuna başladılar. Bunu yaparken de kendi düşüncelerinin haklılığını ispat edip halkı etkileyebilmek, kendi mezheplerine çekebilmek için Hz. Peygamber’in dilinden kendi mezheplerini öven, öteki mezhepleri aşağılayan uydurma hadislere dayanma ihtiyacı hissettiler. Hanefi mensuplarının bu şekildeki uydurmasını görebiliriz: “Ümmetimde imam Şafii adında bir kimse ortaya çıkacaktır. O ümmetime şeytandan daha zararlı olacaktır. Ve yine ümmetim arasından adına Ebu Hanife denecek bir kimse gelecektir ki, o ümmetimin ışığıdır” (İbnu Arrak, Tenzihus Şeria, 2. cilt, sayfa 14). Bu arada Şafii taraftarları da boş durmaz ve kendi imamlarını kurtaracak hadis uydururlar: “Kureyş alimi (İmamı Şafii) yeryüzünün her yerini ilimle dolduracaktır.” Maliki mezhebi taraftarları hiç durur mu, onlar da kendi hadislerini açıklarlar: “ İlim talebi için bir gün gelecek develerin boyunları vurulacak (yani uzun seyahatlere girişilecek) da Medine aliminden (İmamı Malik) daha alim birisi olmayacak.”
Sunni mezheplerde durum böyleyken Kaderiyecilerin de nasıl hadis uydurduğu eski bir Kaderiye mezhebi üyesi Ebu Reca Muhriz’e dayandırılarak anlatılır: “Kaderiyecilerden kesinlikle bir şey rivayet etmeyiniz, vallahi biz insanları mezhebimize çekebilmek için hadisler uydurur ve bu hareketimizle de sevap kazanacağımızı umardık. Ben bu suretle Kaderiye mezhebine dört bin kişi kattım.” (Er Cerhu Ve’l Tadi’l, 1. cilt, sf. 32)
Belkide genelde civarda yaşayan başıboş köpeklerin siyah olması ve hırsızlara havlaması, ya da tehlike saçması nedeniyle uydurulan,
Hadis: “Tüm kara köpekleri öldürünüz. Çünkü onlar Şeytandır.”
Hanbeli 4/85,5/54
Kuran’daki Kehf suresinde gençler ve köpekleri anlatılır. Bu gençler övülmekte ve köpeklerin aleyhinde hiçbir şey söylenilmemektedir. Bu ayetleri eğer hatırlamazsanız, Peygamber döneminde köpeklerin mescidde dolaştığına dair hadisi de bilmiyorsanız, bu hadis size mantıksız da gelmiyorsa, sırf Kuran’da geçmeyen bir şeyi dine ilave ettiğine bakarak bu hadisi ve köpekler aleyhine diğer hadisleri reddedebilirsiniz. Bu tarz hadisler yüzünden köpeğin abdesti bozduğu gibi uydurmalar üretilmiş ve insanlar hayvanlar alemindeki en yakın dostlarından uzaklaştırılmışlardır.
Aslında hayvanlar alemiyle ilgili uydurma hadisler çok fazladır. Örneğin bir hadiste horozun melek gördüğü için öttüğü, eşeğin şeytan gördüğü için anırdığı söylenir. (Bakınız Sahihi Müslim) Farenin aslında Yahudi olduğu, bu yüzden deve sütü içmediği başka bir hadistir.(Bakınız Sahihi Müslim Zühd)
Hadis: “Peygamber deve eti yemekten soruldu, Peygamber ‘Onu yediyseniz hemen abdest alın’ dedi.”
Ebu Davud 1/185
Kuran’da deve etinin abdesti bozduğu geçmez. Bu yüzden Kuran’a ilave olan bu dini zorlaştırıcı hüküm de dine ilavedir. Kimi mezhepler bu hadise göre deve eti yiyenin yeniden abdest alması gerektiğini söylemişlerdir.
Dinde ve dini işlerde zorlamanın olmadığı Kuranda besbelli iken çokları birbirlerine zulmetmektedir. Bu zorlama ibadetlerini destekleyecek hurafeler okutmaktadırlar.
Halbuki Kuran der ki:
“Dinde zorlama yoktur.”
2-Bakara Suresi 256
..................................................................................................................................................
Gerçek olansa Kuran ı çoklarının o günden terkettiğidir.
Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kuran ı terketti. 25- Furkan Suresi 30
Yanlız unutmayın Allah mutlaka intikamını alır!
Hem bu dünyada hem de,
27. O gün, zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!
28. Yazık bana! Keşke falancayı (bâtıl yolcusunu) dost edinmeseydim!
29. Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder.
Furkan Suresi
Bunlar vasat bir aklı olan için bile saçma şeylerdir, ancak imanı akılsızlık olarak yorumladıkça insanlar bunlara iman etmek zorunda kalmışlardır. Dahası bunlardan daha dine yakın olanları üstelik ayetlerden yararlanılarak farklı biçimlere sinsice sokulmuş olanları vardır. Bunlarda şeytanın işçiliği daha fazla olduğu için her koşula uyum sağlamış ve bugünlere gelmiştir. Tabiki insan hayatında pahalıya mal olmaktadır.
Kendi imansızlıklarını bilmeden ayetlerdeki işaret edilen yoldan çıkmışın kendi olduğunu düşünemez, o yüce kitabın kendine seslendiğini duymaz, sanki başka birine söyleniyordurda kendide buna tanıktır.
33. Onların sana getirdikleri hiçbir temsil yoktur ki, (onun karşılığında) sana doğrusunu ve daha açığını getirmeyelim.
--- Kuranda işin gerçeği dinin aslı yazdığı halde yoldan çıkıp duranlara bakın, hemde kaç kuruşluk kelimelere..
34. Yüzükoyun cehenneme (sürülüp) toplanacak olanlar; işte onlar, yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır.
...
72. (gerçekten iman edenler), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.
73. Kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığında ise, onlara karşı sağır ve kör davranmazlar;
furkan suresi
01 Eylül 2011
askerlik meslektir
askerlik ...
Ülkemizde ve tarihimizde büyük savaşlar kazanmış olmamız bizleri kandırmasın, nasıl ki Osmanlıyı yüreklendirip te savaşları kaybettirdiyse bugünde durum böyle, üretimde, bilimde, teknolojide ve eğitimde gerideyiz bütün bunlar böyleyken askerliğin ileri düzeyde olduğu düşünülebilir mi? Sen zaten bunu anlayacak düzeye gelmemişsin ki. Çolukla çocukla zounlu ve çaylakça askerlik mesleğini saçmalatan zihniyet yanlış ve geri bir zihniyetin ürünü olur ancak ve geri zihniyetler her zaman, ardından diğer bir geri düşüncenin esiri olur.
Askerlik en başta ulusal güvenliğimizle ilgili bir eğitim sistemidir. Ülkenin silahlı düşmanlarını ve kaba kuvvetle caydırıcı gücü zorunlu kılan tehlikeli oluşumları etkisiz hale getirmek için devletçe silahlı birlikler kurulmasıdır. Bunun çağımızda, ülkemizde daha fazla geliştirilmesi lazım. Yani hem günümüzde aklımıza ilk gelen askerlik uygulaması hem de tüm ulusal güvenlik teşkilatları güçlendirilmeli ve yeni yeni birimler kurulmalıdır.
Askerlik yan gelip yatma yeri değil, boş işler yapıp üç kere ateş edip hizmetçilikten sonra terhis edilme topluma sürü olduğunu anlamış, aklın ve duyguların, hayalgücünün işe yaramadığı güdülenmiş insan formu olarak salıverildiği bir devlet zulmüdür.
Ayrıca yan gelip yatma yeri olmayan askerlik, saçma sapan işlerle, başka mesleklere yönelik askerlikle alakası olmayan gündelik işlerle oyalanıp teskere sayma yeri. Tüm askerlik yapmış olanlar, gelişmiş ülkelerde bile olan gerekli askerlik durumlarını değil, mesela ast üst gerçeğini değil, sistemi sorgulamalılar, hakaret edecez iftira atacaz diye konudan kopanlar var. Kimiside sistemin aptallığını görmeyip ülke için iki tane cümle kurmuyor internette. Hakkını savunamayan malların hakkınıda ülke adına savunmuş oluyoruz böylece.
Türk askerini ilk tarihten öğrenip gururlandık, sonra askerlik yaptık gördük ki çaycılar ve paspasçılar kadrosuymuş, lan Türk askerine yapılır mı bu, Ayıp bee.. Eski Türkler niye iyi savaşçılar çünkü küçüklüklerinden beri yetişiyorlar, eğitime küçük yaşta başlyolar ve hayatlarını buradan kazanıyorlar, savaşmak için gerekli şeyleri öğrenmiş oluyorlar, avcılıkla okçuluğu, ata binmekle suvariliği, farklı oyunlar ve hikayelerle yetiştirilip güç ve iman kazanıyor. O zaman komutan laubali değil, aşağılayıcı değil ve uyduruk adamlardan oluşmuyor. Zaten onlarda aynı şekilde eğitim almış oluyor, bugünkü en çokta çavuş kadrosunda görülen eğitimsiz, görgüsüz, milliyetçilikten yoksun ve şehirlerde komandoculuk oynayan komutanlardan değiller, gerçekten askerler.
Ülkemizde şehitten fazla sayıda askerlik yaparken intihar edenler vardır, bu gerçeği görmedikçe o şehitlerin intihar edenlerden daha fazla anlamı yoktur. Bu çocuklar komutanların ve diğer askerlerin zulmünden, aşağılık tavırlarından, zorbalıktan ötürü intihar ediyor. Mustafa Kemal sistemi sorguladı, önce düşmanı sonra içimizdeki kuş beyinlileri yendi. Bugün birçok vatan evladının rezil rüsva halde askerlik yapması kendine Atatürkçüyüm , Vatanseverim diyen yok dindarım diyenler için doğal bir olgu gibi, halbuki bunların hiçbirinde zulüm, aşağılama, zorbaca uygulamalar yoktur, tüm bu değerlerimiz haksızlığın karşısında durmuştur ve ilk önce kendi içimizdeki zulmün karşısında duran değerlerdir.
Elbette askerlikte bir eğitim ya da üretmek gibi kutsal görülen değerlerimizdendir. Vatani görev olarak lanse edilip zulme alt yapı oluşturan slogana dönüştürülmesi ise tamamen kutsallık dışı bir olgudur. Her meslek gibi askerlikte meslektir, herkese dayatılamaz, mesela komutanların çoğu askere beceriksiz bi diğerine aptal derken, kendilerine zorunlu ekonomi zorunlu bilim adamı zorunlu sanatçılık eğitimi verilseydi acaba kaç tanesi akıl fukarası olduğunu, beyninin yerlerde süründüğünü görürdü. Yani komutan sen o mesleği seçmekle karnını doyuruyorsun, ölümüde göze almışsın eşkiyanın üstüne atılacak kılını kıpırdatmadan o uğurda öleceksin. Sizler öleceksiniz ki bizler, yani ülkenin beyinleri, yaşayacak, böylece, ülkenin ilimle sanatla üretimle yükselmiş asaleti yükselecek taçlanacak, çok şehit olmak istiyorsanız olun, kimse tutmuyor. Halbuki çevredende biliyoruz ki, kaç türlü tanıdıkla torpille tehlikenin olduğu yörelerden kaçan, başka yere tayin olan, yok orayı istemeyen komutanlar var, pabucunuzun komutanı böyleleri.. En başta çavuştur, astsubaydır, subaydır, generaldir bunlar kaçıyor düşmandan. Koymuş koluna rütbeyi, yanında silah adamım diye dolaşan, milliyetçilikten, akıldan, bilgiden yoksun bön suratlar. Ha bir komutan vatanseverse, bilgili, eğitimli, kültürlü ve ahlaklıysa kimsenin lafı olamaz. Peki bu kimin zulmüdür!? Şimdiii içimizde o kadar askerliğe hakaret eden var ama boş bunların çoğu , çünkü kimse koluna rütbeyi takıp komutan olmuyor, silahlar gökten yağmıyor, demek ki asıl zulmü yapan devlet, hükümetler ve kurdukları işe yaramaz zalim düzen.
Orada ağzını açan genelde askere düşmanlıkta birleşip onun en iyi hakkından gelen otoriteleri över. Sistemin bozukluğu, eğitimsizliği, zulmü, akıl almazlığı, esneklikten ve özgürlükten uzaklığı varsa durum bu gibi isyanlarda birleşir. Politika yapan akp yandaşlarıyla yobaz yandaşları ağırlıktadır ve bunların çoğunluğunu çavuş ve astsubay kadrosu oluşturur. İşte sistemin bozukluğu bunlara fırsat vermektedir. Tabiki bilgisiz ya da özellikle getirilmiş ajan üst rütbelerimizde var, terörün bitmeyişinin nedeni oldukları gibi, nişancılıkta tüm ülkelerin çok gerisinde olmamızın nedenidirler, aynı zamanda savaş silahları üretimine ket vurabilen fikirler yaymaktadırlar belli ki.
Asker dediğin ne ki sanki sokaktan iti kopuğu alıp, yine piç çavuşların emri altına veriyorsun sonra piçliği , bağırıp çağırmayı hayvanlığı, hakaret etmeyi öğretiyorsun, ömrü boyunca adam olamamışların çoğu orada iyice azıyorlar. Hele bu uzun dönemlerin eğitimli, okulunu bitirmiş, işinde gücünde adamlara saygısızlığı hayvanlığı hat safada.. Aileden gelme adilik var çoğunun damarında.. Eğitimliside yıllarca edindiği terbiyesinden, ahlakından tavrından oluyor, amerikan hapishanesi gibi rezalet. İyi benzetme oldu..
Düşünceler, hayata bakışlar tekdüzeleşiyor, bu büyük baskıyla aralıksız sürdüğü için önemli etki yapıyor, insanlar mankurtlaştırılıyor..
Ahlak, erdem, saygı ve eğitim heryerde olmalıdır, rütbe bunun üstüne kurulmuş bir sistemse buna uygun bi yapılanma gerekir. Daha bilgili olan eğitimli olan üst rütbe olmuştur, o halde mantık olarak bilgiden, zekadan, erdemden, vatanseverlikten yoksun olan ya da derecesi düşük olanların iyice gerilediği bi yapısı olmalıdır.
Ahlakı olmayan toplumlar yükselemez ve ahlakı insan çeşitli metotlarla öğrenir, eğitsel, kültürel,dini,kişisel.. ahlak din demek değildir, dinde ahlak öğretir ama imamı, yok dindarı bile bakıyosun dekkal gibi.. Bir ahlak dersi olmalı ki içinde en iyi romanlar okutulmalı, dinden ayetler hikayeler olmalı, derslerde adamlığın, insanlığın, karakterin nerede olduğu işlenmelidir, yoksa adam çıkar her türlü pisliği yapar hala gururuyla dolaşır, gurur var çoğunda şeref yok. Öyleleri var ki normal hayatında görmedikleri saygıyı ve önemi belki askerlikte görüyorlar, yakınmadıkları şey yoktur, çok iyi bir işi bile olsa askerde, en iyi yemekler yapılsada bu şerefsiz evlatlar yakınıp dururlar, baksan iri yarı oraya buraya nağara atan tipler iş gerçek cesarete adamlığa gelince pısırıktırlar, zaten insanlık yok içlerinde, ancak bu salaklar bile komutanları kandırmaya yetiyorlar, saf ve erdemli bir surat ifadesini öğrenmişler bu şekilde konuşup onlarıda kandırıyorlar, arkasından binbir türlü laf ve her türlü söverler komutanları, askeriyeyi.. Çavuşlar yobazca propagandalar yapıp Türklüğe ve Atatürkçülere söverken bu piçlerin bir özelliğini gördüm ki onaylayarak dinlerler, bu tipler genelde terbiyesiz, alçak, yalaka, görgüsüz, cahil, hin oğlu hin tiplerdir ve mutlaka küçük rütbeli komutan bunların dalgacı tavırlarına tanık olmuştur. Bu heryerde böyledir, sadece askerlikte değil bu sebeple çok belirgin ve homojendir. Bu sahtekar insanlar toplumda, sivil hayatlarında ülke adına büyük bir zarardır.
Eski Türkler iyi savaşçılardır, çünkü hayatlarını buradan kazanıyorlar, bunun dışındada hayatlarını sürdürmek için en önemli olarak avcılık yapıyorlar. Baştan aşağı savaşçılar yani, bu sebeple önlerinde hiçbir ordu duramıyor. Üst rütbeli asker, subay maaş alıyor, astsubay ve çavuşlar maaş alıyor aşağı doğru indikçe eğitimsizlik, cehalet, çıkarcılık ve aptallık artıyor, bu dengesizliği destekleyen önemli unsurda erlerin maaş almaması ve askerliğin zorunlu olmasıdır. Uzman ve yıllarca eğitilmiş, maaşlı askerler çavuşların kötü amaçlarda olanları için bir denetim mekanizması olur. Yıllarca askerlik görevini sürdürenler birbirini iyi tanıdığı için orduya zarar verecek oluşumlar eritilir, ancak bütün bu saydıklarımız olmadığı için ordunun saçmalıkları ve kendini içten parçalaması gibi durumlar oluşmakta. Kafa yıkayan askerlik vatan vazifesidir gibi felsefeler, dogmalar onun aslında bir meslek olduğu gerçeğinin üstünü örtmektedir. Herkes yapabilir mi bir düşünün bakalım, dünya kupasına toplayın sokaktan adamları ve gidin halinize bakın sonra.. Günün birinde savaş çıkar herkes eline alır silah savaşır, yine aynı durum değişen bişey yok, sadece silah altındaki er durumu farklı, buda zaten birkaç senede gönüllü ve maaşlı askerlik durumunda şimdikinden daha fazla asker demektir.
Gerçi şimdilerde kötü ve salakça uygulama olan, askerlik imajlı hizmet erliği saçmalığı son bulmaktadır, diğer yandan askerlikte yapılan eğitim adam gibi eğitim süreciyle tüfektir, sıpordur bir ayda bitirilebilir. Şimdiye kadar askerlik adını taktıkları tuaf insan toplama kamplarında işçi ve amele yetiştirilmekte, bağlığa çağlığa, emre, güçlüye ve zalime boyun eğme öğretilmektedir, bu büyük psikolojik baskıyla genç yaştakilerin içlerine işlemekte hakkı adaleti burada görmektedirler. Ahlakı saf dışı bırakan bir millet adam olamaz, ahlak saf dışıysa onur, şeref, haysiyet, erdem saf dışıdır, onu koruyan bir ordu ve millet ayakta kalamaz. Ahlakta yasaklarla değil, kaliteli eğitim, iyi bir kültür, ilim en son olarakta insana zarar verenlere ceza vermekle olur.
Askerlik demek bir koğuşa tıkılmak mı demek, hizmetçilik mi yapmak demek, ülke olarak, askeri olarak kendini içinden yıkacak unsurları yetiştirip, kendine düşman etmek mi demek. Vatani görev olarak askerlik spor ve silah eğitimi başta olmak üzere hani bi zaman savaş çıkarda çağırırız gibilerinden kısa bir eğitimdir dahada kısaltılması gerekir. Meslek olarak askerlikse diğer yandan vatani görev olup aslında her meslek gibi, uzmanlaşma gerekir, aslında sadece bunlardan oluşmalı. Zaten silah altındaki kişilerin askerliği dışında işe yarıyor mu askerlik hayır yaramıyor. Peki sen niye halkın yüzde doksanına eziyet ediyorsun hayatının en güzel döneminde alıkoyup işinden gücünden edip, piçliği öğretiyorsun. Zaten senin yaptığın eğitim savaş çıksa bir kaç haftada sıcağı sıcağına öğrenilecek işler. Türk milleti zaten en büyük orduları elinden kalemi kağıdı bırakan öğretmendir, yok sanatçıdır, üreticidir bunlarla yenmiş, yaşlısı, emeklisi, elinin hamuruyla vatanı kurtaran kadınlarla kurtulmuştur, sen bu karakteri bu vatan sevgisini ve şuurunu yok ediyorsun, bu düzeni düzeltmeyen vatan hainidir ve Allah bu zulme izin vermez.
Toplumda ahlak kavramı sıfır, bunu ilkokuldan liseye ve üniversiteye kadar görebilirsiniz ve adamı en düzgünü üniversite çağlarında çıkmaya başlar.
Bu sebeplerden ötürü, bütün zorunlu askerlik zorunlu bilmem ne eğitimi yerine, zorunlu üniversite ve yaşam merkezleri kurulmalı burada hem büyük tahsil ve terbiye öğrenecek olan millet aynı zamanda üretim kazanım için ülkeyi ileriye götürecek, yükseltecek atılımlar başlatacaktır.
Sen istediğin kadar asker yetiştir, o elinde tuttuğun silahı onu üreten bilim adamını, kimyayı, okulunu, mezununu dışardan buluyorsan zaten hep yeniksindir neyin savaşını vereceksin ve zaten neyi koruyorsun!? koruyacak bir kimliğin, ahlakın, eğitimin, ilmin, üretimin, insanlığa dünyaya faydan olmalı.
Askerliğin teşkilat ve kuruluş alt yapısını görürsek şunu anlayabiliriz; askerlik aynen bir şirket gibi gelişen büyüyen uzmanlık ve profesyonellik isteyen bir yapıdadır. Tüm sistemi ve askerlik yaptırma uygulamalarını gözden geçirirsek düzeltirsek en büyük vatanseverliği yapmış, yaşarken şehitlik mertebesine ulaşmış yani ermiş olacağız.
Ayrıca erlerin en büyük isyanını gördüm, anadolunun kuzeyi,güneyi, batısı veya doğusu nerden gelirse gelsin askerler ben askerliği böyle düşünmezdim diyor, kendi ideolojilerine göre birçok saçma sapan şey zırvalasalar da isyanlarındaki ortak nokta abuk sabuk hizmet işlerinde çalışmaları, istedikleri şeyse silah kullanmayı öğrenmek spor eğitimi, doğada yürüyüş, savaş alanında taktikler, teknolojiye uygun eğitsel askerlik uygulamaları.
Askerlik gerekli ancak, zorunlu askerlik elbette ki gereksiz, o kadar asker ne oldu terhis oldu gitti, teröristle savaşanlar, askerlik yapanların yüzde ikisi. Tabi ki askerilerin özellikle ülkemizin konumu itibarıyla çoğu şehirde olması gerekiyor, ancak çapulcu dediğimiz teröristlerin kadrosu profesyonellikleri, bu lafı, bu gerizekalı sistemi savunanlara yedirtiyor. Günümüzde savaş sırasında işe yarayacak eğitim toplam bir ayı buluyor, diğerleri gündelik işlerle vakit geçirme, matamatiksel hesaplayınca durum çok vahim. Demek ki, bir ayda zulümden uzak eğitim verilse, tabi dolu dolu; yine herkes işin ilmini alacak; yok amaç silah altında her zaman er bulundurmaksa, uzman ve profesyonel askerliği geliştir, asker sayısı artsın hemde işin ehli askerler olacaklar bunlar, neyden çekiniyosunuz, yoksa kafanız mı yetmiyo, şimdiki kıytırık sistemi şekilden şekile sokacağına kaygıların varsa ileri olan o sistemi getir ona çekidüzen ver, hem gelişmiş sistemler daha esnek ve sağlamdır. Gelişmiş bir sistemi akla, mantığa ya da çıkarlara uydurması daha kolaydır, bu nedenle ulusal güvenliğimiz daha üst seviyede sağlama noktasına yükselecektir.
Dedik ya gerçek askerlik eğitimi tüm askerlik denilen şeyin sadece onda biri, bir ayda bu eğitim tamamlanılabilir halbuki. Hele kısa dönem ya da spor ve atıcılıktan yoksun erler, tüm hepsi bir aylık sağlam bir eğitimle daha iyisiyle değiştirilebilir. Bilimi tekniği geliştirsene, isteyeni farklı birimler kurarak askerliğe al maaş öde, askerlik öyle birkaç ayda öğrenilmiyor, bir senede alışılıp tam olgunlaşınca haydi mezun oldun artık diğer yaşamında marketçimisin, balıkçmısın git onu yap ohh ne güzel.. Meslek olmadıkça oda bedenden, zekadan, zihin ve beden koordinasyonundan, konsantre olmuş beyinden uçar gider. Bi iki senede işe yaramaz yani sadece görev başındaki sıkı eğitim almış iki senelik asker bir işe yarar. Aptallar kafasına soksun askerlik bir meslektir, herkes yapamaz. Futbolcu, basketbolcu ve şarkıcıyı yer değiştirtelim ve emir gelsin basketçi şarkı söylesin, futbolcu basketbolcu olsun.. bu ne ya soytarılık. Kendini işi bilenleriyle kanıtlamak varken uzmanlaşıp ehil ellere tüfeği teslim etmek varken bu saçma salak düzen neyin nesi..
Yoksa senin kafana değil amerika eşkiya bile çuval geçirir, kendi askerini bu vatan vazifesini saçmalatmışsın, şerefi bağlığını çalığını dinleyecek, emre itaat edecek üç kuruşluk düzende aramaktasın. İnsana sertliği, itaati, patates soymayı hakaret dinlemeyi öğretince vatan vazifesi ve şeref katmıyorsun yanlış anlamışsın, kutsal olanı, eğitimi, ahlakı, şerefi, en yüce değerleri nerenizden anladınız ki..
Askerlik vatan vazifesinden önce bir meslektir, kavramlarla kafa karıştırmaya gerek yok. Birçok şey vardır vatan vazifesi ama zorunlu değil ne yazık ki. Askerlik bir meslektir, öğrenilmesi gerekir, senelerin harcanıp ustalaşılması gerekir. Vatan vazifesi ülkeyi geliştirmek ve ilerletmektir, askerlikte bu ülkeyi silahla koruyan meslektir ve kesinlikle ustalık ister, sadece bir savaş sırasında askere yazılmak isteyeni toplarsın sayı yetmezse başka yöntemlerle tamamlamaya çalışırsın en son çare olarak zorla askere alırsın.
Biz bu ülkeyi en büyük orduların karşısında, birçok cephede aynı anda yaşları küçük veya çok yaşlı insanlarla, dayılarla, ninelerle, hem de en zayıf halimizde en güçlü orduların karşısında.. Ne ile kurtardık?! Ne ile kurtardıksa yine onunla yükseltiriz, gölge etmeyin başka ihsan istemez.. Yoksa birileri büyük askeri eğitimli değildi, sıradan insanlardı. Zaten bgünün askerlik eğitimi bir aylık bişeydir, gerisi hizmetçiliktir. Zaten askerlik yapıp terhis olan erin kendinde kalan silah kullanma becerisi, takdik verdiysen onlar işte.. yoksa ne o yılların dinç bedeni kalır ne de senin bir senelik askerin değildir o. Bir zaman sonra savaş çıkar diye yetiştiriliyor tek neden bu, diğer nedenler zaten o anda silah altındakiler tarafından sonuçlandırılıyor. Amerika bile bir sürü asker buluyor, ancak o kadar askerlikten soğutuyorlar ki bizim ülkemizde onlar kadar asker vatan için gönüllü asker çıkaracak mı bakalım.. Zorunlu askerliğin kalktığı durumda bile bugünkünden daha az maliyetle daha uzman askerler birikerek bugünkü sayıdan fazla olur.
Ülkemizde ve tarihimizde büyük savaşlar kazanmış olmamız bizleri kandırmasın, nasıl ki Osmanlıyı yüreklendirip te savaşları kaybettirdiyse bugünde durum böyle, üretimde, bilimde, teknolojide ve eğitimde gerideyiz bütün bunlar böyleyken askerliğin ileri düzeyde olduğu düşünülebilir mi? Sen zaten bunu anlayacak düzeye gelmemişsin ki. Çolukla çocukla zounlu ve çaylakça askerlik mesleğini saçmalatan zihniyet yanlış ve geri bir zihniyetin ürünü olur ancak ve geri zihniyetler her zaman, ardından diğer bir geri düşüncenin esiri olur.
Askerlik en başta ulusal güvenliğimizle ilgili bir eğitim sistemidir. Ülkenin silahlı düşmanlarını ve kaba kuvvetle caydırıcı gücü zorunlu kılan tehlikeli oluşumları etkisiz hale getirmek için devletçe silahlı birlikler kurulmasıdır. Bunun çağımızda, ülkemizde daha fazla geliştirilmesi lazım. Yani hem günümüzde aklımıza ilk gelen askerlik uygulaması hem de tüm ulusal güvenlik teşkilatları güçlendirilmeli ve yeni yeni birimler kurulmalıdır.
Askerlik yan gelip yatma yeri değil, boş işler yapıp üç kere ateş edip hizmetçilikten sonra terhis edilme topluma sürü olduğunu anlamış, aklın ve duyguların, hayalgücünün işe yaramadığı güdülenmiş insan formu olarak salıverildiği bir devlet zulmüdür.
Ayrıca yan gelip yatma yeri olmayan askerlik, saçma sapan işlerle, başka mesleklere yönelik askerlikle alakası olmayan gündelik işlerle oyalanıp teskere sayma yeri. Tüm askerlik yapmış olanlar, gelişmiş ülkelerde bile olan gerekli askerlik durumlarını değil, mesela ast üst gerçeğini değil, sistemi sorgulamalılar, hakaret edecez iftira atacaz diye konudan kopanlar var. Kimiside sistemin aptallığını görmeyip ülke için iki tane cümle kurmuyor internette. Hakkını savunamayan malların hakkınıda ülke adına savunmuş oluyoruz böylece.
Türk askerini ilk tarihten öğrenip gururlandık, sonra askerlik yaptık gördük ki çaycılar ve paspasçılar kadrosuymuş, lan Türk askerine yapılır mı bu, Ayıp bee.. Eski Türkler niye iyi savaşçılar çünkü küçüklüklerinden beri yetişiyorlar, eğitime küçük yaşta başlyolar ve hayatlarını buradan kazanıyorlar, savaşmak için gerekli şeyleri öğrenmiş oluyorlar, avcılıkla okçuluğu, ata binmekle suvariliği, farklı oyunlar ve hikayelerle yetiştirilip güç ve iman kazanıyor. O zaman komutan laubali değil, aşağılayıcı değil ve uyduruk adamlardan oluşmuyor. Zaten onlarda aynı şekilde eğitim almış oluyor, bugünkü en çokta çavuş kadrosunda görülen eğitimsiz, görgüsüz, milliyetçilikten yoksun ve şehirlerde komandoculuk oynayan komutanlardan değiller, gerçekten askerler.
Ülkemizde şehitten fazla sayıda askerlik yaparken intihar edenler vardır, bu gerçeği görmedikçe o şehitlerin intihar edenlerden daha fazla anlamı yoktur. Bu çocuklar komutanların ve diğer askerlerin zulmünden, aşağılık tavırlarından, zorbalıktan ötürü intihar ediyor. Mustafa Kemal sistemi sorguladı, önce düşmanı sonra içimizdeki kuş beyinlileri yendi. Bugün birçok vatan evladının rezil rüsva halde askerlik yapması kendine Atatürkçüyüm , Vatanseverim diyen yok dindarım diyenler için doğal bir olgu gibi, halbuki bunların hiçbirinde zulüm, aşağılama, zorbaca uygulamalar yoktur, tüm bu değerlerimiz haksızlığın karşısında durmuştur ve ilk önce kendi içimizdeki zulmün karşısında duran değerlerdir.
Elbette askerlikte bir eğitim ya da üretmek gibi kutsal görülen değerlerimizdendir. Vatani görev olarak lanse edilip zulme alt yapı oluşturan slogana dönüştürülmesi ise tamamen kutsallık dışı bir olgudur. Her meslek gibi askerlikte meslektir, herkese dayatılamaz, mesela komutanların çoğu askere beceriksiz bi diğerine aptal derken, kendilerine zorunlu ekonomi zorunlu bilim adamı zorunlu sanatçılık eğitimi verilseydi acaba kaç tanesi akıl fukarası olduğunu, beyninin yerlerde süründüğünü görürdü. Yani komutan sen o mesleği seçmekle karnını doyuruyorsun, ölümüde göze almışsın eşkiyanın üstüne atılacak kılını kıpırdatmadan o uğurda öleceksin. Sizler öleceksiniz ki bizler, yani ülkenin beyinleri, yaşayacak, böylece, ülkenin ilimle sanatla üretimle yükselmiş asaleti yükselecek taçlanacak, çok şehit olmak istiyorsanız olun, kimse tutmuyor. Halbuki çevredende biliyoruz ki, kaç türlü tanıdıkla torpille tehlikenin olduğu yörelerden kaçan, başka yere tayin olan, yok orayı istemeyen komutanlar var, pabucunuzun komutanı böyleleri.. En başta çavuştur, astsubaydır, subaydır, generaldir bunlar kaçıyor düşmandan. Koymuş koluna rütbeyi, yanında silah adamım diye dolaşan, milliyetçilikten, akıldan, bilgiden yoksun bön suratlar. Ha bir komutan vatanseverse, bilgili, eğitimli, kültürlü ve ahlaklıysa kimsenin lafı olamaz. Peki bu kimin zulmüdür!? Şimdiii içimizde o kadar askerliğe hakaret eden var ama boş bunların çoğu , çünkü kimse koluna rütbeyi takıp komutan olmuyor, silahlar gökten yağmıyor, demek ki asıl zulmü yapan devlet, hükümetler ve kurdukları işe yaramaz zalim düzen.
Orada ağzını açan genelde askere düşmanlıkta birleşip onun en iyi hakkından gelen otoriteleri över. Sistemin bozukluğu, eğitimsizliği, zulmü, akıl almazlığı, esneklikten ve özgürlükten uzaklığı varsa durum bu gibi isyanlarda birleşir. Politika yapan akp yandaşlarıyla yobaz yandaşları ağırlıktadır ve bunların çoğunluğunu çavuş ve astsubay kadrosu oluşturur. İşte sistemin bozukluğu bunlara fırsat vermektedir. Tabiki bilgisiz ya da özellikle getirilmiş ajan üst rütbelerimizde var, terörün bitmeyişinin nedeni oldukları gibi, nişancılıkta tüm ülkelerin çok gerisinde olmamızın nedenidirler, aynı zamanda savaş silahları üretimine ket vurabilen fikirler yaymaktadırlar belli ki.
Asker dediğin ne ki sanki sokaktan iti kopuğu alıp, yine piç çavuşların emri altına veriyorsun sonra piçliği , bağırıp çağırmayı hayvanlığı, hakaret etmeyi öğretiyorsun, ömrü boyunca adam olamamışların çoğu orada iyice azıyorlar. Hele bu uzun dönemlerin eğitimli, okulunu bitirmiş, işinde gücünde adamlara saygısızlığı hayvanlığı hat safada.. Aileden gelme adilik var çoğunun damarında.. Eğitimliside yıllarca edindiği terbiyesinden, ahlakından tavrından oluyor, amerikan hapishanesi gibi rezalet. İyi benzetme oldu..
Düşünceler, hayata bakışlar tekdüzeleşiyor, bu büyük baskıyla aralıksız sürdüğü için önemli etki yapıyor, insanlar mankurtlaştırılıyor..
Ahlak, erdem, saygı ve eğitim heryerde olmalıdır, rütbe bunun üstüne kurulmuş bir sistemse buna uygun bi yapılanma gerekir. Daha bilgili olan eğitimli olan üst rütbe olmuştur, o halde mantık olarak bilgiden, zekadan, erdemden, vatanseverlikten yoksun olan ya da derecesi düşük olanların iyice gerilediği bi yapısı olmalıdır.
Ahlakı olmayan toplumlar yükselemez ve ahlakı insan çeşitli metotlarla öğrenir, eğitsel, kültürel,dini,kişisel.. ahlak din demek değildir, dinde ahlak öğretir ama imamı, yok dindarı bile bakıyosun dekkal gibi.. Bir ahlak dersi olmalı ki içinde en iyi romanlar okutulmalı, dinden ayetler hikayeler olmalı, derslerde adamlığın, insanlığın, karakterin nerede olduğu işlenmelidir, yoksa adam çıkar her türlü pisliği yapar hala gururuyla dolaşır, gurur var çoğunda şeref yok. Öyleleri var ki normal hayatında görmedikleri saygıyı ve önemi belki askerlikte görüyorlar, yakınmadıkları şey yoktur, çok iyi bir işi bile olsa askerde, en iyi yemekler yapılsada bu şerefsiz evlatlar yakınıp dururlar, baksan iri yarı oraya buraya nağara atan tipler iş gerçek cesarete adamlığa gelince pısırıktırlar, zaten insanlık yok içlerinde, ancak bu salaklar bile komutanları kandırmaya yetiyorlar, saf ve erdemli bir surat ifadesini öğrenmişler bu şekilde konuşup onlarıda kandırıyorlar, arkasından binbir türlü laf ve her türlü söverler komutanları, askeriyeyi.. Çavuşlar yobazca propagandalar yapıp Türklüğe ve Atatürkçülere söverken bu piçlerin bir özelliğini gördüm ki onaylayarak dinlerler, bu tipler genelde terbiyesiz, alçak, yalaka, görgüsüz, cahil, hin oğlu hin tiplerdir ve mutlaka küçük rütbeli komutan bunların dalgacı tavırlarına tanık olmuştur. Bu heryerde böyledir, sadece askerlikte değil bu sebeple çok belirgin ve homojendir. Bu sahtekar insanlar toplumda, sivil hayatlarında ülke adına büyük bir zarardır.
Eski Türkler iyi savaşçılardır, çünkü hayatlarını buradan kazanıyorlar, bunun dışındada hayatlarını sürdürmek için en önemli olarak avcılık yapıyorlar. Baştan aşağı savaşçılar yani, bu sebeple önlerinde hiçbir ordu duramıyor. Üst rütbeli asker, subay maaş alıyor, astsubay ve çavuşlar maaş alıyor aşağı doğru indikçe eğitimsizlik, cehalet, çıkarcılık ve aptallık artıyor, bu dengesizliği destekleyen önemli unsurda erlerin maaş almaması ve askerliğin zorunlu olmasıdır. Uzman ve yıllarca eğitilmiş, maaşlı askerler çavuşların kötü amaçlarda olanları için bir denetim mekanizması olur. Yıllarca askerlik görevini sürdürenler birbirini iyi tanıdığı için orduya zarar verecek oluşumlar eritilir, ancak bütün bu saydıklarımız olmadığı için ordunun saçmalıkları ve kendini içten parçalaması gibi durumlar oluşmakta. Kafa yıkayan askerlik vatan vazifesidir gibi felsefeler, dogmalar onun aslında bir meslek olduğu gerçeğinin üstünü örtmektedir. Herkes yapabilir mi bir düşünün bakalım, dünya kupasına toplayın sokaktan adamları ve gidin halinize bakın sonra.. Günün birinde savaş çıkar herkes eline alır silah savaşır, yine aynı durum değişen bişey yok, sadece silah altındaki er durumu farklı, buda zaten birkaç senede gönüllü ve maaşlı askerlik durumunda şimdikinden daha fazla asker demektir.
Gerçi şimdilerde kötü ve salakça uygulama olan, askerlik imajlı hizmet erliği saçmalığı son bulmaktadır, diğer yandan askerlikte yapılan eğitim adam gibi eğitim süreciyle tüfektir, sıpordur bir ayda bitirilebilir. Şimdiye kadar askerlik adını taktıkları tuaf insan toplama kamplarında işçi ve amele yetiştirilmekte, bağlığa çağlığa, emre, güçlüye ve zalime boyun eğme öğretilmektedir, bu büyük psikolojik baskıyla genç yaştakilerin içlerine işlemekte hakkı adaleti burada görmektedirler. Ahlakı saf dışı bırakan bir millet adam olamaz, ahlak saf dışıysa onur, şeref, haysiyet, erdem saf dışıdır, onu koruyan bir ordu ve millet ayakta kalamaz. Ahlakta yasaklarla değil, kaliteli eğitim, iyi bir kültür, ilim en son olarakta insana zarar verenlere ceza vermekle olur.
Askerlik demek bir koğuşa tıkılmak mı demek, hizmetçilik mi yapmak demek, ülke olarak, askeri olarak kendini içinden yıkacak unsurları yetiştirip, kendine düşman etmek mi demek. Vatani görev olarak askerlik spor ve silah eğitimi başta olmak üzere hani bi zaman savaş çıkarda çağırırız gibilerinden kısa bir eğitimdir dahada kısaltılması gerekir. Meslek olarak askerlikse diğer yandan vatani görev olup aslında her meslek gibi, uzmanlaşma gerekir, aslında sadece bunlardan oluşmalı. Zaten silah altındaki kişilerin askerliği dışında işe yarıyor mu askerlik hayır yaramıyor. Peki sen niye halkın yüzde doksanına eziyet ediyorsun hayatının en güzel döneminde alıkoyup işinden gücünden edip, piçliği öğretiyorsun. Zaten senin yaptığın eğitim savaş çıksa bir kaç haftada sıcağı sıcağına öğrenilecek işler. Türk milleti zaten en büyük orduları elinden kalemi kağıdı bırakan öğretmendir, yok sanatçıdır, üreticidir bunlarla yenmiş, yaşlısı, emeklisi, elinin hamuruyla vatanı kurtaran kadınlarla kurtulmuştur, sen bu karakteri bu vatan sevgisini ve şuurunu yok ediyorsun, bu düzeni düzeltmeyen vatan hainidir ve Allah bu zulme izin vermez.
Toplumda ahlak kavramı sıfır, bunu ilkokuldan liseye ve üniversiteye kadar görebilirsiniz ve adamı en düzgünü üniversite çağlarında çıkmaya başlar.
Bu sebeplerden ötürü, bütün zorunlu askerlik zorunlu bilmem ne eğitimi yerine, zorunlu üniversite ve yaşam merkezleri kurulmalı burada hem büyük tahsil ve terbiye öğrenecek olan millet aynı zamanda üretim kazanım için ülkeyi ileriye götürecek, yükseltecek atılımlar başlatacaktır.
Sen istediğin kadar asker yetiştir, o elinde tuttuğun silahı onu üreten bilim adamını, kimyayı, okulunu, mezununu dışardan buluyorsan zaten hep yeniksindir neyin savaşını vereceksin ve zaten neyi koruyorsun!? koruyacak bir kimliğin, ahlakın, eğitimin, ilmin, üretimin, insanlığa dünyaya faydan olmalı.
Askerliğin teşkilat ve kuruluş alt yapısını görürsek şunu anlayabiliriz; askerlik aynen bir şirket gibi gelişen büyüyen uzmanlık ve profesyonellik isteyen bir yapıdadır. Tüm sistemi ve askerlik yaptırma uygulamalarını gözden geçirirsek düzeltirsek en büyük vatanseverliği yapmış, yaşarken şehitlik mertebesine ulaşmış yani ermiş olacağız.
Ayrıca erlerin en büyük isyanını gördüm, anadolunun kuzeyi,güneyi, batısı veya doğusu nerden gelirse gelsin askerler ben askerliği böyle düşünmezdim diyor, kendi ideolojilerine göre birçok saçma sapan şey zırvalasalar da isyanlarındaki ortak nokta abuk sabuk hizmet işlerinde çalışmaları, istedikleri şeyse silah kullanmayı öğrenmek spor eğitimi, doğada yürüyüş, savaş alanında taktikler, teknolojiye uygun eğitsel askerlik uygulamaları.
Askerlik gerekli ancak, zorunlu askerlik elbette ki gereksiz, o kadar asker ne oldu terhis oldu gitti, teröristle savaşanlar, askerlik yapanların yüzde ikisi. Tabi ki askerilerin özellikle ülkemizin konumu itibarıyla çoğu şehirde olması gerekiyor, ancak çapulcu dediğimiz teröristlerin kadrosu profesyonellikleri, bu lafı, bu gerizekalı sistemi savunanlara yedirtiyor. Günümüzde savaş sırasında işe yarayacak eğitim toplam bir ayı buluyor, diğerleri gündelik işlerle vakit geçirme, matamatiksel hesaplayınca durum çok vahim. Demek ki, bir ayda zulümden uzak eğitim verilse, tabi dolu dolu; yine herkes işin ilmini alacak; yok amaç silah altında her zaman er bulundurmaksa, uzman ve profesyonel askerliği geliştir, asker sayısı artsın hemde işin ehli askerler olacaklar bunlar, neyden çekiniyosunuz, yoksa kafanız mı yetmiyo, şimdiki kıytırık sistemi şekilden şekile sokacağına kaygıların varsa ileri olan o sistemi getir ona çekidüzen ver, hem gelişmiş sistemler daha esnek ve sağlamdır. Gelişmiş bir sistemi akla, mantığa ya da çıkarlara uydurması daha kolaydır, bu nedenle ulusal güvenliğimiz daha üst seviyede sağlama noktasına yükselecektir.
Dedik ya gerçek askerlik eğitimi tüm askerlik denilen şeyin sadece onda biri, bir ayda bu eğitim tamamlanılabilir halbuki. Hele kısa dönem ya da spor ve atıcılıktan yoksun erler, tüm hepsi bir aylık sağlam bir eğitimle daha iyisiyle değiştirilebilir. Bilimi tekniği geliştirsene, isteyeni farklı birimler kurarak askerliğe al maaş öde, askerlik öyle birkaç ayda öğrenilmiyor, bir senede alışılıp tam olgunlaşınca haydi mezun oldun artık diğer yaşamında marketçimisin, balıkçmısın git onu yap ohh ne güzel.. Meslek olmadıkça oda bedenden, zekadan, zihin ve beden koordinasyonundan, konsantre olmuş beyinden uçar gider. Bi iki senede işe yaramaz yani sadece görev başındaki sıkı eğitim almış iki senelik asker bir işe yarar. Aptallar kafasına soksun askerlik bir meslektir, herkes yapamaz. Futbolcu, basketbolcu ve şarkıcıyı yer değiştirtelim ve emir gelsin basketçi şarkı söylesin, futbolcu basketbolcu olsun.. bu ne ya soytarılık. Kendini işi bilenleriyle kanıtlamak varken uzmanlaşıp ehil ellere tüfeği teslim etmek varken bu saçma salak düzen neyin nesi..
Yoksa senin kafana değil amerika eşkiya bile çuval geçirir, kendi askerini bu vatan vazifesini saçmalatmışsın, şerefi bağlığını çalığını dinleyecek, emre itaat edecek üç kuruşluk düzende aramaktasın. İnsana sertliği, itaati, patates soymayı hakaret dinlemeyi öğretince vatan vazifesi ve şeref katmıyorsun yanlış anlamışsın, kutsal olanı, eğitimi, ahlakı, şerefi, en yüce değerleri nerenizden anladınız ki..
Askerlik vatan vazifesinden önce bir meslektir, kavramlarla kafa karıştırmaya gerek yok. Birçok şey vardır vatan vazifesi ama zorunlu değil ne yazık ki. Askerlik bir meslektir, öğrenilmesi gerekir, senelerin harcanıp ustalaşılması gerekir. Vatan vazifesi ülkeyi geliştirmek ve ilerletmektir, askerlikte bu ülkeyi silahla koruyan meslektir ve kesinlikle ustalık ister, sadece bir savaş sırasında askere yazılmak isteyeni toplarsın sayı yetmezse başka yöntemlerle tamamlamaya çalışırsın en son çare olarak zorla askere alırsın.
Biz bu ülkeyi en büyük orduların karşısında, birçok cephede aynı anda yaşları küçük veya çok yaşlı insanlarla, dayılarla, ninelerle, hem de en zayıf halimizde en güçlü orduların karşısında.. Ne ile kurtardık?! Ne ile kurtardıksa yine onunla yükseltiriz, gölge etmeyin başka ihsan istemez.. Yoksa birileri büyük askeri eğitimli değildi, sıradan insanlardı. Zaten bgünün askerlik eğitimi bir aylık bişeydir, gerisi hizmetçiliktir. Zaten askerlik yapıp terhis olan erin kendinde kalan silah kullanma becerisi, takdik verdiysen onlar işte.. yoksa ne o yılların dinç bedeni kalır ne de senin bir senelik askerin değildir o. Bir zaman sonra savaş çıkar diye yetiştiriliyor tek neden bu, diğer nedenler zaten o anda silah altındakiler tarafından sonuçlandırılıyor. Amerika bile bir sürü asker buluyor, ancak o kadar askerlikten soğutuyorlar ki bizim ülkemizde onlar kadar asker vatan için gönüllü asker çıkaracak mı bakalım.. Zorunlu askerliğin kalktığı durumda bile bugünkünden daha az maliyetle daha uzman askerler birikerek bugünkü sayıdan fazla olur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


