ZORLAMA ALTINDA UYDURANLAR
Hadis toplama hareketinin ilk başlamasında özellikle Emevi halifelerinin zorlama, tehdit ve işkenceleri önemli yer tutar. İlk hadis toplayan kişi olduğu iddia edilen Ez Zuhri’nin şu sözü bunun delilidir: “Biz hadisi yazmaktan hoşlanmıyorduk. Ne var ki o yöneticiler (Emevi halifeleri ve adamları) bizi buna zorladılar.” Zorlama altında yapılan toplamalarda hadislerin mevcut yönetimin hoşuna gidenleri, mevcut yönetimin iktidar, kültür, gelenek, tarih anlayışını destekleyenleri toplanmış, buna aykırı olanlar elenmiştir. Mevcut hadisler zaten mana ile nakledildiğinden, birçok hadis kelime oyunlarıyla geleneği hükümleştirme yolunda kullanılmıştır. Örneğin Peygamber’in kendi şahsi tercihi olarak yaptığı bir fiil anlatılırken; “Peygamber buyurdu ki”, “Peygamber emretti ki” tarzında, Peygamber’in muradı olmayacak bir tarzda kullanılmıştır. Tüm bu uydurma ve anlam kaydırmaları ise hiç şüphesiz hakim olan sınıfın, hadis toplama için zorlama yapan sınıfın görüşleri doğrultusunda olmuştur. Zorlama altında dine sokulan uydurmalar, sırf Emevi ve daha sonra Abbasi dönemleriyle sınırlı değildir. Bu dönemde çoğunlukla hadis uydurma yoluyla dine sokulan ilaveler, daha sonra halifelerin, valilerin zorlamasıyla fetva, içtihad adı altında kendini gösterir. Osmanlı döneminde halifeliğin, padişahlık gibi babadan oğula geçebileceği, devletin yararı için padişahların günahsız öz kardeşlerini bile öldürtebileceği şeklindeki görüş, içtihad ve fetvalar hep zorlama altında gerçekleşmiştir ve bunlar, mevcut iktidarların güçlerini devam ettirmek için dini yozlaştırmayı bile umursamadıklarını gösterir. Unutmayın ki, tüm bu fetvalar şeyhülislam etiketini görenin önemli birisi sanacağı, mevcut yönetimin atadığı ve maaşa bağladığı kişiler tarafından verilmiştir. Müşterilerinin isteği üzerine sipariş olarak hadis üretenler de vardır. Birçok tüccar sattıkları mallara karşı halkın ilgisini artırabilmek için ilgili malların yararlarını anlatan hadisleri, para karşılığında hadis simsarlarına uydurtmuşlardır. Örneğin koku satıcılarının güzel koku kullanmanın faziletleri hakkında uydurttukları hadisler buna örnektir. Şube bin Haccac’ın ifade ettiği gibi 1 kuruş karşılığında 70 hadis uyduran Ebul Muhezzem gibiler, hadis uydurucularına birer örnektirler.
Görüldüğü gibi hadis dedikleri cikletten çıkan maniler gibi satıcıya para kazandıran boş ve aldatıcı sözlerden ibaret olmuş. Peygamberimizin isyan ettiği kişilerde, Hz.İbrahim in isyan ettiği kişilerde dindardı ancak kendi dinlerinin ve uydurdukları dinin dindarıydılar. Allah dinleri yollamaya devam etmiş ki sorumluluğun kendine ait olan kısmını tamamlamış olsun, belli ki insanlardaki çoğu yola gelmez yaratışlar baki kalmış. Elinde sonunda şeytan bu karakterleri kafaya takmış bir yolunu bulup götürüyor, herkesin gözü önünde dini aşağılatmaya devam ettiriyor korku filmi gibi..
Kimileri itibarlarını artırmak, insanlar karşısında saygınlık kazanmak adına günümüzde de olduğu gibi dini tekellerine almışlar, farklılıkları olarakta hurafeleri ve yobazlıklarını nişan edinmişlerdir. Ancak bunların çokları normalde itibar edilmeyecek vasıftaki çokta kaypak insanlarda olabilmektedir. Zaten bu gibi sebeplerledir ki bu yolu seçmişlerdir. Bu gibi dinsel kandırmacaları, bir dünyayı kazanma biçimi ve en tehlikelisi ahireti garantileme olarakta benimsemişlerdir. Dini meslek edinmişler oraya ezberi bilgi ile geldikçe ve sonunda para oldukça, karakter ve gerçek imana göre gökten atanmayacaklarına göre kıt imanlıların bir kısmını kandıracaklar. Kutsal konularda para veya ekmek parası oldukça bu durumlar düzelmez. Gerçi buda olmasa itibar kazanma yarışına girilecek, bunlar için çözüm, bu yolların meşakatli olması , son nefese kadar yorucu ve sadece imanlı bir kişinin çekeceği yanlızlığın hüküm süreceği sadece Allah ı anarak geçecek bi hayata razı olan kişilerdir.
Peygamberimiz’in vefatından ve dört halife devrinden sonra hikayeci-kıssacı denilen bazı kimseler, cami ve mescitlerde oturmayı ve çevrelerinde halka oluşturan cemaate vaaz ve öğütte bulunmayı alışkanlık haline getirmişlerdi. Aslında bu kimseleri vaaz ve öğütten ziyade, halkın nazarında kazanacakları yüksek mertebe ve şöhret ilgilendiriyordu. Vaazlarını, kendilerini bu amaca götürecek bir şekilde hazırlıyorlardı. Bunlar şöhrete giden yolun, halkın nazarında önemli bir müessese olan dinin, dini duyguların tahrik edilmesinden geçtiğini bildikleri için, onları coşturacak şekilde vaaz ediyorlar, dramatik konuşmalarla halkı ağlatmaya gayret ediyorlardı. Bunun için Peygamber’imizin adına düzenledikleri garip hikayelerle konuşmalarını süsleyerek, halkı etkileme ve inandırma uğraşı içindeydiler. Halkı en çok etki altında bırakan konuşmaların başında cennet, cehennem tasvirleri geliyordu. Cennet ve cehennem hakkında gerekli olan her şey Kuran’da anlatılmasına rağmen bu hikayeci-kıssacı kesim halkı daha çok hüzünlendirmek, Şaşırtmak ve coşturmak için uydurma hadislerde buldukları zengin hazineyi özellikle bu konuda çok kullandılar. Bu kesimin mesleki başarısı bol hadis uydurmaktan geçiyordu. Ortaya çıkan iç sızlatıcı tabloda belki de insanı en çok güldürebilecek olaylardan biri; bu kıssacılardan Şair Külsüm’ün dilini burnunun ucuna dokundurabilen herkesin cehenneme girmeyeceğinin garanti olmasını söylemesi üzerine, vaaz ettiği cemaatin bunu denemeye başlamasıdır.
GELENEK, GÖRENEKLERİ DİNSELLEŞTİRMEK İÇİN UYDURMALAR
Kuran, insan hayatındaki belli davranışlara yön vermiş, açıklamadığı birçok konuyu ise insanların reyine, seçimine bırakmıştır. İnsanlar, serbest oldukları bu konularda, kendi gelenek, görenek ve dünya anlayışları çerçevesinde davranırlar. Örneğin Kuran yemeği elle mi, çatalla mı, çubuklarla mı yememiz gerektiği konusunda bir açıklama yapmaz. Erkek ve kadın kıyafetinin sarık, cübbe mi olacağı, kravat, gömlek mi olacağı, yoksa kimono mu olması gerektiği konusunda Kuran’da bir izah yoktur. Açıklanmayan konularda tercihimizde serbest olduğumuza göre, Kuran’a göre biz yemekte veya kıyafette bu şıklardan herhangi birini seçebiliriz demektir. Herhangi bir seçimde fazladan günah veya sevap olacağını söylemek ise Kuran’la çelişir. Emevi ve Abbasi döneminde Kuran’ın İslamı'na eklemelerin önemli bir bölümü, gelenek ve göreneklerin kutsal damgası altında Kuran’ın İslamı'na karıştırılmasıyla oldu. Kuran’ın başı sonu belliydi ve Kuran’da bu gelenek ve görenekleri tavsiye eden hiçbir izah yoktu. Öyleyse tek yol, uydurma hadislerle ve Kuran’da geçmeyen bir sünnet anlayışıyla; Kuran’ın özgür bıraktığı bu konuları da dinselleştirip, kutsallaştırmaktı. Arapların-Emevilerin ırkçı, kavmiyetçi anlayışıyla, Arap dilinden, o dönemin kıyafetlerine, yemek menüsünden, tuvaleti yapış biçimine kadar birçok hareket sünnet adı altında böylece dine sokuldu. - Günümüzde çok islam araştırmacısı vardır, kaynakta boldur, özgür düşünme ortamını sağlamış avrupalı araştırmacılarda vardır, bunların çoğuda müslümandır, ancak islam dininin ilmi ve medeni bir şekilde avrupaya ve başka ülkelere yayılmasını istemeyen belirgin iki gurup vardır, birincisi kendi gibi cahilce iman edip diğer yandan kültürünü benimsetmek maksadıyla başka ülkelerdeki müslümanlara etki etmek maksadında olanlar, ikincisi başka dinde olup islamiyetin yayılmasını istemeyenler. Bunlar birbirleriye anlaşıpta hareket edebilmektedir müslümanın yobaz olanı diğerine bunlar senin dinini ezecek gel zorlaştıralım hem zoru bizim yaptığımız bize uyar bizim itibarımızda sizin dininizin itabarıda korunur, böylece birlikte bu ülkelerde müslümanlığı katılaştırmakta ve aşağıya çekmektedirler.
Gelenekçi İslamcılar sırf Kuran’dan dinini anlayan Müslümanlar’a çok kızdıkları gibi, yabancı İslam araştırmacılarının da hadislerin güvenilmezliğini ortaya koymalarına çok kızmaktadırlar. Bu araştırmacıların niyeti ne olursa olsun bizi ilgilendiren onların ortaya koyduklarının bilimsel değeridir. Müslüman toplumlarda mevcut olmayan özgür ortama sahip olan bu kişilerin hem ciddi, hem de düşünülmesi gereken hususları ortaya koydukları bir gerçektir. Onların çalışmalarına objektif bir şekilde yaklaşmalı, hatalarını göstermeli ve ortaya koydukları doğru hususlardan yararlanmalıyız. Bu araştırmacılardan özellikle Goldziher’in, Schacht’ın Van Kremer’in, Sprenger’in ve Dozi’nin kitaplarında herkesin yararlanabileceği birçok nokta olduğu kanaatindeyiz. Bunların en ünlüsü Goldziher şöyle der: “Rabbanilerin (Musevi, Hıristiyan din adamları) sözleri, uydurma İncil’lerden alıntılar, Yunan felsefesinin öğretileri, Fars ve Hind kökenli deyişler ve daha niceleri hadis kanalıyla İslam’a girmiştir. Tüm bunlar doğrudan veya dolaylı olarak İslam kültürünün malı haline gelmiştir. Yine dini kıssalardan büyük bir bölümü İslam’a sızmıştır. Eğer hadislerde kullanılan materyali ve Yahudi din kültürünü incelersek bu ikinciden büyük bölümünün, İslam din kültürüne sızmış olduğunu görürüz.” (Goldziher, El Aqide veş şeria, sayfa 42-43)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
bi birey olarak isim ya da rumuz yazın !..