27 Mayıs 2017
Suriyeli İstilası ile Mücadele Teknikleri
Suriye bilindiği gibi zamanında teröristlerin en çok barındığı yerlerden biriydi, Tayyipist politikalar sonucunda binlercesi ülkeye elini kolunu sallayarak giriş yapmıştır, yine aynı Tayyipist politikalar yüzünden Fetö sorunu 10 yıldır göz ardı ediliyordu, çünkü bu kişilerde kendileri gibi dindar görünümlü yobazlardı, sıradan başı açık gönlü açık normal insanoğlu değillerdi, onlarla düştüler onlarla kalktılar, beraber yürüttüler bu yollarda..
Sene 2017 itibarıyla ülkemizde 3 milyondan fazla Suriyeli göçmen vardır, ülkenin parası bunlara akıtılmaktadır, basit beyinlilerin bakış açısıyla bugün için anlaşılması zor olansa Suriyelilerin pkk ve Fetö nün devamı niteliğinde olması. Peki birbirinden bu kadar bağımsız gibi duran oluşum nasıl oluyorda birbirinin Aplanı Bplanı Cplanı.. ?
Şöyle ki, pkk ve fetö projelerini çarpanlarına ayırdığımızda sadeleştirilmiş hali ''Türkiyeden Türkleri çıkarma yok etmedir ''
Başında beri Fetö olsun Pkk olsun Türk düşmanlığı olsun Tayyip ve destekçilerini kandırması kolaydı, bunun için onlara akıllısınız, siz herşeyi bilirsiniz, çok kurnazsınız telkini yapılarak varlıklarına güvenle bakarak şükretme hissiyatı enjekte ediliyordu. Bütün bu sorunlara eskiden beri baktığımızda ya yobaz sorunudur ya da yine yobazların neden olduğu, onlara karşı kurulan bozuk teşkilatlar örgütlenmelerdir, yani aşırı sağ veya aşırı sol hep yobazlık denen illet yüzünden ülkemizi kanser etmiştir.
Ülkemizdeki en büyük sorun Yobazlıktır, onları tanırsınız oldukları biçimi reddederler, kara olana ak derler. Hurafeler ve arap gelenekleri putları olmuş, Allahın onlar için hazırladıkları yok oluşlarına doğru yelken açmaktadırlar ve anlamazlar: Vay be, derler, rüzgarda istediğimiz yere götürüyor bizi diye hallerinden memnundurlar.
Amerika, zencilerin ülkelerindeki en büyük sorun olduğunu biliyor, bu deneyimlerden yola çıkarak Türkiye içinde aynı senaryoyu öncesinden Kürtlerle şimdide Suriyelilerle yazmaya başladı, ancak bu yeni projenin tehlikesi ülke bunlara karşı bir bağışıklık geçirmeden kana enjekte edilmeleridir. Bu senaryoda içinde dindarların ve arapların oluşu iktidardaki salakları kandırmak için özellikle üstünde iyi düşünülmüş iyilik süsüyle Türkiye Türklerini yok etme kukla arap yaratma projesidir.
Türkiye buna layıkmıdır dersek, layıktır: Çünkü bir millet sınırlarını korumalıdır, önce kendi Milletini düşünmelidir, herşeyden önce kendi ülkesini ve o ülkede hakkı olan insanlarını düşünmelidir.
Dışarda yapmadıkları iyilikleri ülkeyi mahvetme uğruna iyilik adı altında yapan manyak bir iktidar vardır. Eğer ki milletvekilleride bakanlarda başta olmak üzere her akp li evinde bir dilenci, bir sokak çocuğu bir göçmen aile bakarsa yaptıklarının gerçeğini direk yaşamış olacaklar. Soruyoruz kendi evi için bu iyilik dediği şeyi yapmayan, ama ülkeyi mahveden oluşumlara o ülkenin sahiplerinin yok oluşu uğruna bunları yapanlara ne denir:
Vatan haini, cahil, geri kafalı ve aptal denir; bunlar düşmanın gerçek ajanlarıdır, kurulmuş bağımsızlığını ilan etmiş ajanlarıdır, işte ülkemiz için en büyük tehlike budur.
hurafeci ve sözde müslüman dindarlar
Dinimizin bağlıları, Hıristiyanlar’ın ve Museviler’in sapmalarını çok
iyi tespit eder ve çok mantıklı eleştirirler. Ne yazık ki bu eleştiriyi
yapanların birçoğu, İslam dünyasındaki Allah’ın gönderdiği dinden
sapmaları eleştirmede aynı basireti gösterememektedirler.
Müslümanlar hristiyanlığı ve yahudileri eleştirirken, yobazlarsa aynen onların yolunda gitmektedir, ancak güyya diğer dinlere en büyük düşman kendileridir, evet taraftarlık bakımından olaya bakarsak öyle ancak başka başka vagonlardaki, başka biçimdeki aynı yolun yolcuları hepside.
Hıristiyanlık’ta bilimsel gelişimin önünü tıkayan ve geciktiren, mezheplerin savaşlarıyla ortalığı kan gölüne çeviren papazların hegemonyası kaybolur diye matbaaya, kendi dilinde ibadete karşı çıkan, aforoz, endülüjans, engizisyon gibi kurumlarıyla halka kan kusturan, kulların affedilme yetkisinin bile kendisinde olduğunu iddia eden hep Kilise olmuştur.
DİNE EN BÜYÜK ZARARI SAHTEKAR DİN ADAMLARI VERİYOR.
Kilise’nin maddi menfaatler için dini nasıl istismar ettiğini Güney Afrika’lı Nobel ödüllü rahip Desmond Tutu çok güzel anlatmaktadır: “Misyonerken Güney Afrika’ya geldiklerinde toprak bizde, İncil onlardaydı. Sonra bize ‘gözlerimizi kapatalım, dua edelim’ dediler. Gözlerimizi açtığımızda gördük ki İncil bizde, toprak onlardaydı.” Bazı rahipler ve hahamlar, din adına insanların paralarını haksızlıkla nasıl yiyorlarsa; bizim şeyhler, hocalar, mevlidhanlar onlardan aşağı kalmamaktadırlar.
Ne yazık ki birçok Müslüman ayetleri masal gibi dinlemektedir. Hurafelere gelince bir hareketlilik bir mücadele bir yer kapma savaşı başlar, çünkü çıkar kokusu almıştır, fazlasını idrak edemiyordur, korkutulmuştur, adam yerine koyulmuştur, kandırılmıştır, kar payı verilmiştir, maaşa bağlanmıştır, sadaka dağıtılmıştır, kafası okşanmıştır, gıdıklanmıştır, poh pohlanmıştır. Tabi birçok yalakalığı ona bu imtiyazları verene sunmak karşılığında.
Nasıl Hıristiyanlar’da papazlar yeni dini hükümler oluşturdularsa; İslamiyet’te de imamlar fetva, içtihad, mezhep görüşü başlıklı uydurmalarla, dinde olmayan dini hükümleri icat etmişlerdir. Yani din adamı zümresine, sırf Allah’ın tekelinde olan hüküm koyucu yetkisi verilmiştir. Nasıl Hıristiyanlar Katolik, Protestan, Ortodoks rahiplerini, ruhanilerini her şeye rağmen temize çıkartıyor, onların evliyalık ve üstünlük hikayelerini anlatarak onların Hıristiyanlığı dejenere etmelerini temize çıkartıyorlarsa, bizim imamlarımız da aynı evliyalık, üstünlük, vs. hikayeleriyle temize çıkarılmaktadırlar. Öncelikle tüm mezhep izahları ve tüm ilave Mişnalar, hadis kitapları, falancanın mektupları çöpe atılıp, Allah’ın kitapları tek başına masa üstüne konulup çözüme başlanmalıdır. Kuran’ın orijinali elimizde olduğu için biz bu konuda çok daha rahat çözüm şansına sahibiz.
Müslümanlar hristiyanlığı ve yahudileri eleştirirken, yobazlarsa aynen onların yolunda gitmektedir, ancak güyya diğer dinlere en büyük düşman kendileridir, evet taraftarlık bakımından olaya bakarsak öyle ancak başka başka vagonlardaki, başka biçimdeki aynı yolun yolcuları hepside.
Hıristiyanlık’ta bilimsel gelişimin önünü tıkayan ve geciktiren, mezheplerin savaşlarıyla ortalığı kan gölüne çeviren papazların hegemonyası kaybolur diye matbaaya, kendi dilinde ibadete karşı çıkan, aforoz, endülüjans, engizisyon gibi kurumlarıyla halka kan kusturan, kulların affedilme yetkisinin bile kendisinde olduğunu iddia eden hep Kilise olmuştur.
DİNE EN BÜYÜK ZARARI SAHTEKAR DİN ADAMLARI VERİYOR.
Kilise’nin maddi menfaatler için dini nasıl istismar ettiğini Güney Afrika’lı Nobel ödüllü rahip Desmond Tutu çok güzel anlatmaktadır: “Misyonerken Güney Afrika’ya geldiklerinde toprak bizde, İncil onlardaydı. Sonra bize ‘gözlerimizi kapatalım, dua edelim’ dediler. Gözlerimizi açtığımızda gördük ki İncil bizde, toprak onlardaydı.” Bazı rahipler ve hahamlar, din adına insanların paralarını haksızlıkla nasıl yiyorlarsa; bizim şeyhler, hocalar, mevlidhanlar onlardan aşağı kalmamaktadırlar.
Ne yazık ki birçok Müslüman ayetleri masal gibi dinlemektedir. Hurafelere gelince bir hareketlilik bir mücadele bir yer kapma savaşı başlar, çünkü çıkar kokusu almıştır, fazlasını idrak edemiyordur, korkutulmuştur, adam yerine koyulmuştur, kandırılmıştır, kar payı verilmiştir, maaşa bağlanmıştır, sadaka dağıtılmıştır, kafası okşanmıştır, gıdıklanmıştır, poh pohlanmıştır. Tabi birçok yalakalığı ona bu imtiyazları verene sunmak karşılığında.
Nasıl Hıristiyanlar’da papazlar yeni dini hükümler oluşturdularsa; İslamiyet’te de imamlar fetva, içtihad, mezhep görüşü başlıklı uydurmalarla, dinde olmayan dini hükümleri icat etmişlerdir. Yani din adamı zümresine, sırf Allah’ın tekelinde olan hüküm koyucu yetkisi verilmiştir. Nasıl Hıristiyanlar Katolik, Protestan, Ortodoks rahiplerini, ruhanilerini her şeye rağmen temize çıkartıyor, onların evliyalık ve üstünlük hikayelerini anlatarak onların Hıristiyanlığı dejenere etmelerini temize çıkartıyorlarsa, bizim imamlarımız da aynı evliyalık, üstünlük, vs. hikayeleriyle temize çıkarılmaktadırlar. Öncelikle tüm mezhep izahları ve tüm ilave Mişnalar, hadis kitapları, falancanın mektupları çöpe atılıp, Allah’ın kitapları tek başına masa üstüne konulup çözüme başlanmalıdır. Kuran’ın orijinali elimizde olduğu için biz bu konuda çok daha rahat çözüm şansına sahibiz.
Sünnet Nedir ?
“Sünnet” kelime olarak “tarz, metot, yol ve tavır” manalarına gelir ve toplulukların devam edegelen davranışları anlamında da kullanılır. Bu Allah ın uygulama biçimi, sistemi, metodudur, yani bir görsellikte değil. Mucize gösterilmesi, denizin ikiye yarılması ya da savaşta kazanacağının söylenmesi, insanlar için kitap gönderilmesi bir metodu belirtiyor. Ayetlerde geçen anlamlı, önemli herhangi bir kelime gibidir. Ancak asırlar öncesinden çıkarcı otoriteler her kavramı ince eleyip sık dokuyup kendi emellerine yontmuşlardır. Bir şeyh çıkıp metod budur demiş diğeri çıkıp hayır peygamberin gösterdiğine göre metod budur demiş, tabiki en çok rağbet gören, istek üzerine Peygamberin metodu nedir? sorusuna karşılık gelecek hurafeler olacaktır. Zamanla Kuranın istediği tarz, metod nedir sorusu, nerden biliyorsun, kime göre, neye göre sruları üzerine, Peygambere göre diyerek cevaplanıp sünnet yeni metod tek kelimede Peygamber sözünü ifade eder hale gelip çıkmıştır. Bunu en iyi dil bilimciler anlayacaktır.
Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın. Allah’ın sünnetinde dönüşüm de bulamazsın.
35- Fatr Suresi 43
Daha önceden gelip geçenler hakkında Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın.
33- Ahzab Suresi 62
Görüldüğü gibi, Ayetlerde bahsedilen yapmakla ilgili bir sünnet tanımı yok. Metod yapın, biçim yapın diye birşey olamaz zaten, bu sonradan kavramsallaşmış bir kelimedir. O zamanki kullanımı belli ki orucun sünneti nasıldır, ibadetin sünneti nasıldır gibi, isim tamlaması olarak kullanılan bir kelime olmasıdır. Peygamberin söylediklerini Allah ın sözüne rakip olarak çıkartmanın yanında, düşüncelerini sokamadıkları Kuran sayfalarına hadis adı altında destekleyici kavramlarla sokmuş oldukları aşikardır.
Peygamberin tek motodu sünneti elçi ve yol gösterici olarak sadece Kuran a inanılmasını sağlamaktı, yani Allah ın sünneti buydu, Peygamberin sünnetide bunu vurgulamaktı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)