Sayfalar

03 Mayıs 2011

kurandakidin

Kuran daki Din, bir müslüman için en önemli konudur. Bu sebeple asıl kaynak olarak sürekli okunmalıdır, yorumsuz, açıklamasız yani hurafesiz. Kuran ı Kerim i hiç okumadan ya da birkaç kere kıyısından köşesinden okumuş atıp tutan dinlisi dinsizi dindar imajlısı cahili yarım yamalak bir şekilde sığ görüş ve inançlarıyla gerçek dini karıştırır, asırlarca bu böyle olmuştur.

Hurafelerden uzak ve yanlız Allah ın sözüne din ve ona ibadette yanlız kendi kelimelerimiz ve yüreğimizden çıkan meyvalara din demeliyiz. Onun bunun ortaya attığı kimden belli olmayan müslümanlığa atılan çamurlar, hurafeler yerini hakiki islama bırakmalıdır. Aksi takdirde olanlar içler acısıdır, aşağılanan ve kendini düşmanından daha çok aşağılayan yobazlaşmış milletler ve dünyaya yararlı bişeyler katamayan güçsüz, cahil ülkeler..

***

Günümüzde Müslümanlar, kutsal görevin gereği olarak Kuran'ı akıllarıyla analiz etmek yerine, doğduklarında sahip oldukları mezhep öğretilerinin kör takipçileri olmaktadırlar. Yine çoğu Müslüman, din adamlarının dediklerini hiçbir sorgulamadan geçirmeden kesin doğru saymakta hatta bu öğretilerin Allah'ın Kitap'ı tarafından uygun görülüp görülmediğine aldırmamaktadır.
Çoğunluk tarafından benimsenen ve belli çıkarlar gereği korunan bu yanlışlar Kuran öğretileriyle gelen zindeliği pasifliğe çevirmekle kalmamış, Müslüman hayat tarzını tamamen değiştirmiştir. şu an Müslüman dünyaya egemen olan "pasif ıslam", Kuran tarafından sunulan "dinamik ıslam" ile taban tabana zıttır. ıslam toplumu, yüzyıllar öncesinin kültürel geleneklerini din sayarak, aslında her dönemde kolaylıkla yaşanabilecek olan ıslam dinini tarihin belli bir dönemine hapsetmiştir. Ayrıca yine bu "gerçek dinden kopuş" döneminde, tek ılah'a olan inanç bozulmuş, din alanında Allah'ın yanına başka hüküm koyucular getirilmiş, böylece ıslam toplumunun birlikteliği kaybolmuş, Müslüman âlemi sayısız mezhep ve gruba ayrılmıştır. Günümüzde Müslümanlar Allah'a itaat etmek yerine insan ürünü zanlara, din adamlarına ve durumdan faydalanan her türlü ekonomik ve siyasi çıkar çevrelerine itaat eder hale gelmişlerdir. Allah'ın elçisinin görevi insanlığı sırtındaki ağırlıklardan ve zincirlerden kurtarmaktır (Bakınız * 7 Araf Suresi 157. ayet 7:157*). Allah'ın elçisi olan Hz. Muhammed bu görevi Allah'ın Kitap'ında bahsettiği kutsal hükümleri uygulayarak yerine getirmiştir. Ancak ıslam'ın düşmanları kavramlar ve doktrinler uydurup bunları Müslümanlar'ın arasında yaymış, sonuç olarak elçi tarafından gelen gerçek din bozulmuş ve daha çok, insan yapımı bir din haline getirilmiştir.


İslam'ın düşmanı olanların, islam adına dine soktukları bu yanlışların bir sonucu olarak günümüzde Müslümanlar, peygamberin yok etmek üzere gönderildiği ağırlıkların ve zincirlerin baskısı altında inlemektedirler. "Firavunlar" yani politik istismarcılar, "Hamanlar" yani din ve bilgi sömürücüleri ve "Karunlar" yani ekonomi alanındaki sömürücüler, Müslüman dünyada kontrolü ele geçirmiş durumdadırlar. Tüm bunların sonucunda, ıslam âlemi sayısız parçaya bölünmüş ve kendisi dışındaki güçlere bağımlı hale getirilmiştir. Müslümanlar bu durumdan kurtulmak için gayret etmekte, ancak Kuran'ın aydınlatıcı ışığı olmadan bunu başaramamaktadırlar. Dünya barışını sağlaması ve medeniyetin, bilimin, sanatın, teknolojinin meşalesini taşıması gereken Müslümanlar, kendilerini aşağı ve çaresiz bir durumda bulmuşlardır.


Bu kötü durumdan kurtulmanın tek yolu; birbirine sıkıca bağlı, sağlam ve doğru bir Müslüman topluluğu oluşturmaktır. Bu amaca ulaşmak için Kuran'ın ıslam ile ilgili konularda kesin otorite olduğu görüşüne sahip olmak ve O'nun Allah'ın yeryüzündeki eksiksiz, değişmez ve tek mesajı olduğuna inanmak gerekmektedir.


Allah, peygamberden Kuran'da değinilmeyen işler hakkında diğer inananlara danışmasını istemektedir. Eğer peygamberin her söylediği ve yaptığı vahye dayansaydı Allah peygamberinden inananlara danışmasını ister miydi?


"Yapılacak işler hakkında bilene danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever." (3:159)
Tüm bu kanıtlar açıkça göstermektedir ki peygamberin günlük hayattaki konuşmaları vahiy değildir. Kusursuz değildir, İlah sözüymüş gibi tapılamaz. Allah tarafından peygamberimize indirilen tek mesaj Kuran'dır. Bu aynı zamanda Dini işlerde ve bir konunun dini yönünü tartmak veya dinden ilham almak için Kuran a danışılır ve Allah a yakarılır, düşünüp muhakeme yapılır demektir. Bunla birlikte aklınızı işletinde Ayettir zaten.

Allah işin uzmanına danışmamızı istiyor, değil hacı hoca Peygamberlere bile bilene danışmadan yapmak olmaz Ayet olarak emrediliyor. Danışacaksanız Peygamberin size tüm müslümanlara gönderdiği kitaba Kurana danışın, çünkü o ilim sahibi bir kitaptır, hakiki ilimdir.


Sonuç olarak Peygamberin öğüdüne uyun ayetine bakıp hurafelerle beslenilmesi, her türlü çıkar hesabını Peygambere yakıştırmak gibi bir günahı din saymak dinden çıkmak bölmek parçalamaktır. İftiradır, küfürdür. Bunlar büyük günahlardır. Öbür dünyada da büyük cezası vardır. Peygamberimizin öğüdü Kuran dır, örnek olarak Peygamberi almakta Kuran ın dışına başka sözlerle çıkmamaktır. İyi, güvenilir insan olmak, sadece Allah ın sözünü din bilip ibadet etmek, Allah yolunda çıkarsız yürümek, insanları suçsuz yere suçlamamak, ticareti dosdoğru yapmak, yanlış bulduğun ortamlarda uzaklara bile olsa kendi köşene çekilip düşünmek, kötülükten uzak durmak, saygılı olmak, insanları incitmemek, güzel konuşmak, Allah a ve sözlerine inanmak, ruhunla, şuurunla anlamaya çalışmak.. Peygamberi örnek almaktır.

*****

"Ey Allah a iman edenler, Elçimiz size geldi. Kitap'tan saklamış olduklarınızın çoğunu size ayan beyan açıklıyor; çoğunuda yenisiyle açıklıyor, bu gerçektir, size Allah'tan bir ışık ve apaçık bir Kitap gelmiştir. Allah, rızasına uyanları o Kitap'la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar." (5:15-16,Mâide)

Günün birinde insanlar sorguya çekilecek, Allah ın sözüne mi, hurafelere mi inandılar diye; sana kitap inmedi mi, müslümanlardanım demedin mi, kitabım Kurandır demedin mi!? Peki dünyada din diye iman ettiğin neydi öyle! Yalan söylemenin, cahaletinin, akılsızlığının, tembelliğinin, ziyan ettiğin yaşamların cezasını çekeceksin, Allah ın sözünün yanına başka söz getirmenin cezasını çekeceksin, çünkü siz kendi uydurduğunuz eklediğiniz din olmadan bunlarsız Kuran olamaz demiştiniz, ancak şimdi yanıyorsunuz!

Sizi Allah tan korkutan hurafeler mi, Kuran daki gerçek din mi? Hayatınızı bir düşünün, sonra geri dönüşü olmayacak. Asla kendinizi masum sanmayın, onlarla yaşam boyu ortaklık etmiyor musunuz, bir düşünün bakalım. Hani ortaklarınız diye sorulacak, onların gururu, gücü ve yalanları ahirette yok olmuş olacak.

"Bu Kuran'ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere götürecektir. (KASAS 85) ''

Her Peygamber, her Elçi kendi hayatında Kuran hakkında hüküm vermediği konularda kendi fikirlerine, alışkanlıklarına ve içinde bulunduğu toplumun genel öğretilerine göre davranmış olabilir. Ancak bunlar onun bireysel tercihleridir. Dinî bir anlam taşımazlar. Bu yüzden elçi insanlara bu seçimlerini aşılamaya çalışmamıştır.
Allah Kuran'da insanlardan sadece Kuran'a uymalarını istemiştir. Ayetler din adına uyulacak tek yasanın Allah'ın yasası olan Kuran olduğunu gösteriyor.


Başka bir ayette Allah şu soruyu yöneltiyor:
"Müslümanlar'a suçlular gibi mi davranalım, bazıları onlar gibi davranıyor? Neyiniz var, ne biçim hüküm veriyorsunuz? Yoksa başka kitabınız var da onu mu okuyup duruyorsunuz? Ve içinde her dilediğinizi bulabiliyorsunuz?" (kalem,68:35-38)

Bu ayette geçen "Yoksa bir kitabınız var da onu mu okuyup duruyorsunuz" ifadesi , hurafelerle beslenen kişilere yöneltilip Kuranda olmayan sözleri nereden bulduklarını soruyor, neden bunda ısrar edip saplanıp kaldıklarını ve aslında merek etmediğini işin gerçeğini bildiğini 'suçlular gibisiniz' cümlesinden anlıyoruz, yani bu kişilerin nasıl bir kıt imana sahip olduğunu bildiğini sezdirmektedir ayetler.

Dine inananların din adına okuyup ders alacakları tek Kitap Kuran dır.
Kuran demek arapça demek değil Allah ın sözü demektir, Kuran okumakta bu sebeple anladığın kelimelerle mümkündür , okumak anlamaktır. Arapça okuyorsun ama ana dilin gibi değil, o halde sen Kuran okumuyorsun demektir, Kuran yerine anlamadığın kelimeleri koyarak akılsızca imansızlık yapıyorsun demektir.
Bu yazılar gibi başka dini bilgilerde okunabilir, ancak bunlar burdakiler gibi sadece Kuran ı mı işaret ediyor, yoksa kendi uydurdukarı ibadetleri mi din diye uyguluyorlar, halbuki gerçek din sadece Kuran dır. İnsanlar o kadar gerçek dinden uzak ki bunun bile ötesine geçilip asırlardır yapılan hataları bile görüp caymaları gerekmektedir, dedelerinin dinine değil Kuran da açıklanan, Allah ın dinine uymalıdır. Bunun bu şekilde anlaşılıp gerçek dinin hüküm sürmesini isteyenler şuurlarında bunun büyük bir farkı olduğunu anladıkları için bu gerçeği korkusuzca ve en üstün kelimelerle savunmaktadırlar. Din olarak Kuranı işaret edenler elbetteki en üstün sözleri söylemektedirler.

Kuran dışında ders alacağımız başka dinî bir kaynak olmadığı şu ayetle de destekleniyor:
"Veya onlara bir kitap verdik de ondaki bir delile mi dayanıyorlar? Doğrusu, zalimler birbirlerine ancak aldatıcı sözler verirler." (35:40)

Kuran kötü ithamlarda, size seslenmiyor diye düşünmeyin, Ayetlerin amacı budur size sesini duyurmak, o yüzden zalimik yapanlardan mısınız, iyi düşünün!

Saffat Suresi'nde Allah, inanmayanları Kuran ı yeterli görmeyenleri başka bir kitaba uymamaları konusunda uyarıyor:
"Ne oluyor size, nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var? Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!" (37:154-157)

Kuran a inanmamak ya da başka dine inanmak, yeni sözler ekleyip, hurafeler ekleyip ona inanmak aynı şeydir, hiçbiri Kuran değildir.

Kuran okuyumayan, Kuranı anlayarak okuyup uzunca düşünmeyenler, bununla birlikte Allah ı sürekli anmayanlar bu sözleride anlamayacaktır. Doğru yolda olup olmadıklarını anlamayacaklardır.

*******

Allah'a ve elçisine itaat iki ayrı kavram değildir. Allah a itaat, Allah ın sözüne itaattir. Allah ın sözü Kurandır. Allah Peygamberi örnek alın diyorsa alın ve Kuran dışına çıkmayın, Peygamber Kuran ın dışına çıkmazdı, o halde onu örnek alın, Peygamber için din Kuran dakidir, onun eklenti bir kitabı yoktur. Peygamberimizin dediği, sadece bu kitaba uyun bu dediğime itaat edindir.
Bu yüzden "Allah'a uymak için Kuran'a, elçiye uymak için ise Kuran dışında başka kitaplara uymalı" görüşü hatalıdır. Kuran ayetlerinin gösterdiği gibi, "Allah a uymak ve elçisine uymak" tek bir hukuk ve itaat kaynağına karşılık gelir.
Peygamberlerin büyüklüğü budur, onu tahrif etmeden insanlara ulaştırmak, bunu yapacak kadar güvenilir olmak onların özelliğidir. Bu gibi erdemlerin herşeyden üstün olduğunu anlayan ve bunu yaşayanlar gerçek, en büyük saltanata kavuşmuşlardır, cennetin sahipleri, yani cennet ehlilin bile bu gibi erdemler neticesinde orda olduklarına akıl erdiremeyenler Peygamberleri başka büyüklüklerde aramışlardır, onların büyüklük sandıkları, uydurma inanışları Peygamberlerin ayakları altındadır. Ayetler, Kuranda açıklandığı üzere zaten varolan Allah a ileten gerçeklerdir, Kuranda bunların bazılarının yazılı açıklamasıdır; Allah ın elçileride değiştirmeden bunları iletmiştir. Peygamberlerin yaptığının kaçta kaçını yapabilirler ki, onun karakterinin kaçta kaçına sahipler ki bu cahiller, birde onu hurafelerle büyütmeye, İlahlaştırmaya çalışırlar. Peygamberi küçülten, yani Peygamberin anısını küçülten, başka bir manaya sokan, Peygamberlerin yaptığının büyüklüğünü anlamayan kıt beyinlilerdir, bu sebeple anlayacakları tarzda onu kendilerince büyütmeye çalışmaktadırlar, ancak büyük sandıkları uydurma nitelikler erdemli, zeki, ilim sahibi bir insan için değersiz saçma şeylerdir, tabiki Peygamberler içinde öyle. Peygamberlerin yaptığı küçük bir iş değildir ki, onları büyütmek için Peygamberlerin hayatını daha etkili kılmak üzerine uydurma inanışlar, anlayışlar geliştirilsin. Bu yanlış anlayışlar ve uygulamalar dini batırmaktadır. Büyüklüğün erdemde, iyilikte, onurda, doğrulukta, şuurda, ilimde olduğunu anlamayanlar ve bu özellik içlerinde yer etmeyenler, büyüklüğü kendi bildikleri gibi Peygambere yakıştırarak ona böyle inanmakta ve dini tahrif etmektedirler. Bunlar aslında kendi kıt imanlarınca aşırılığa kaçıp daha fazla hissetmek daha fazla zevk adına inanmak istediklerini yapabilmek için Peygamberide farklı kılıklara sokmaya çalışmakta, bu sayede rahatça asırlardır yapılagelmiş taa başından bozmaya başladıkları, bölük pörçük ettikleri dinler, mezhepler çıkmıştır, ancak Kuran nettir, apaçık karşımızda kendinden sonrakileri bile açıklamaktadır. Cahiller dinin gözle görülmedikçe dinden uzaklaşıldığını sanmaktadır, dinin etkisizleştiğini sanmaktadırlar, halbuki din mana, gönülgözü, idrak, şuur, zeka işidir. Bu sebeple çokları bilmeden, bu hatalarını kabul etmeyecek olsalar bile göze görünür tarzda biçimlendirdikleri, onlarca hoş görünen putlara tapmaktadır ve bunların adını müslümanlık koyarak tamda müslümanlığın mücadele edip parçaladığı tağutu birleştirip, canlandırmaktadırlar. Dini anlayışı geliştirip, insanın ilmini gerçek olan dinle yükseltmek şuurları açmak varken, bunlar Kutsal olan Ayetlerin üzerine yanına ve başka eklenti kitaplarla tahrif etmişlerdir. Halbuki dinimiz Kurandaki haliyle çok güçlü, yenilmez yıkılmaz vaziyette. Bunların yaptığı Kuranı geliştirmeye çalışmaktır, olması gerekense anlayışı geliştirmektir, hemde bu gibi cahillerin sözleriyle dahada açıklandığını düşünebilmek , Kuran zaten gelişmiş tam olan bir Kutsal kitaptır, bunlar Ayettir: Ayetler hem kendi bir gerçektir, hem açıklamadır. İnsan kendini geliştirmelidir. Felsefenin zararları gibi felsefenin saçma halleri gibi bu cahil dediklerimizin çoğu Ayetleri açıklama adına felsefe yapıp dini saçmalatmışlardır. Felsefe insanların çoğunu aptal durumuna düşürdüyse, kafasını bozduysa, hatta bazılarınıda rezil etmişse bu dindede olmuştur. Tarih boyunca bu böyle olurken sadece cahil olarak değil, çıkarcılar, müslüman olan ancak çıkarcı olanlar, başka dinden olup toplumun kafasını karıştırarak tamda merkezinden, en önemli noktasını yani inancını, dinini hedef alan imparatorluklar ya da milletler olmuştur. Bunlar hurafeler yaymış iktidarlarını kuvvetlendirmişlerdir. Toplumun değer yargılarının önemini kavrayıp dinden faydalanarak kendini yüceltmeye çalışan ego düşgünü insanlarda hiçbir devirde eksik olmamıştır.

Dinimiz Kurandaki haliyle çok güçlü, yenilmez yıkılmaz vaziyette. Elbette bunu bu şekilde koruyan toplumlar olmuştur, bunların gücünü gören düşmanlarda araştırmaları sonucu tehlikeyi fark etmişlerdir tabiki. Ancak bu düşmanlar başka dindeki düşmanlardan farklıdır, çünkü Kurandaki din hiçbir zaman diğer ulusların canavarı değil tam aksine dostudur, ona inanmayanlar için dostluğu daha serttir o kadar. Sadece Kuran a iman etmiş insanlar çıkarcıların oyununu bozacak türde oldukları için, onların karşısındaki düşmanlar asırlarca daha fazla hurafe üretmişlerdir. Günümüzde bunların çokları saçmalıkları nedeniyle küfür oldukları ayan beyan ortada olduğu için toplum hayatından silinmiştir. Ancak zararsız gibi görülen hurafeler hayatta kalacak direnci göstermişlerdir, bunlar zararlı bakteriler gibi insandan beslenip ibadetin yararını ve insan hayatını çalmaktadırlar.

Enfal Suresi,
"Ey inananlar! Allah'a ve elçisine itaat edin. işitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin." (8:20)
Yukarıdaki ayeti bilenlerde kelime kelime tartıp bakarlarsa, işitip durduğunuz halde yüzünüzü çevirmeyin buyuruluyor. Kelimeleri iyice sindirelim: İşitip durduğunuz biçimde, o halde, işittiğiniz hali neyse o halinde, işte bu gerçek olan halini terk etmemek manası aslında karşımızdakidir. Peygambere itaat böyle olmalıdır demektir.

Elçi kendi fikirlerini değil, kutsal mesajı insanlara iletir. Elçinin dinî anlamda Kuran dışında getirdiği bir söz yoktur.

"Sen, sana vahiy edilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin. Gerçek şu: Bu Kuran sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcıdır (Zikir'dir). Bundan sorumlu tutulacaksınız." (43:43-44)

''Bundan sorumlu tutulacaksınız'' , ayetine bakarsanız çok açık bir şekilde sadece Kuran da yazandan sorumlu tutulacağımız açıklanıyor ve bu Allah ın sözüdür. Uydurma hurafelere ve iyi niyetlide olsa diyer yorumlara benzemez insan hata yapar, Kutsal olansa Allah tan gelendir ve en üstün olandır, diğer gerçekleri aklar bu sebeple. Unutmayın okuyun, ''Bundan sorumlu tutulacaksınız'' Kuran dan sorumlusunuz, eğer müslümansanız!..

"Allah, kendilerine kitap verilenlerden şu yolda söz almıştı: 'Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız.' Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar!" (3:187)

'Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız.' Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar, basit bir ücret karşılığı onu sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar!"

'Onu insanlara mutlaka açık-seçik bildireceksiniz, onu saklamayacaksınız'

'Ama onlar Kitap'ı sırtlarının gerisine attılar'


"Allah, inkâra batmış topluluğa kılavuzluk etmez." (5:67)

Şimdi anlaşılıyor mu niye dini islam olan tolulukların bile çoğu kötü durumlarda, neden dinsizlerden bile geri durumdalar? "Allah, inkâra batmış topluluğa kılavuzluk etmez."


Bakara Suresi,
"Dinde baskı yoktur. Doğru bilgiye dayalı erişim, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır." (2:256)

Bunlar Allah ın Ayetidir açın bakın, onun sözünden daha üstün bir söz yoktur!

*******

Kutsal Kitap Kuran da herşeyin açıklaması olduğu kendini açıkladığı ve bunun yeterli olduğu yazıyor, bu Allah ın emridir, öğüdüdür, ayetidir; sen bunu bir kenara atıp kendi elinle yaptığına tapıyorsun değil mi herkesten bunun hesabı sorulacaktır elbette. Kendi elinle yaptığın, yazdığın hurafelere, hadislere, kitabın bin katı uydurduğun sözlere öğretilere kaptırmışsın kendini oyalanıp duruyorsun.

Her ayet bir diğerini açıklamakta ve aydınlatmaktadır. Allah bu metodu kullanarak -yani bir konuyu Kuran boyunca farklı yerlerde tekrar ederek- Kuran'ın kendi kendisini açıklamasını mümkün kılmıştır. Nitekim Kuran'ın bu özelliği ayetlerde şöyle dile getirilir:
"Bak, iyice kavrayıp anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz." (6:65)

Allah, Kitap'ında konuları değişik yerlerde ele almış, bir yerde tamamen açıklanmamış bir konuyu başka yerde açıklamıştır. Bir ayet diğerini aydınlatmaktadır.

"Derin derin düşünen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı olarak veriyoruz." (10:24)

Yani çok ayrıntılı düşünene bile bu açıklamaların yeterli olduğunu fazlasıyla ayrıntılı olduğunu söylüyor ayetler, ancak insanlar tarih boyunca bu ayrıntıyla bile yetinmeyip kendi yaptıklarına tapmışlardır.

"ıyice araştırıp kavrayan bir topluluk için ayetleri biz tam bir biçimde ayrıntılı kıldık." (6:98)

Allah bizleri Kuran üzerine kafa yormak ve onun üzerine derin derin düşünmek ile öğütlemiştir:
"Sana bu mübarek Kitap'ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik." (38:29)
Görüldüğü gibi Kuran üzerine derin derin düşünme görevi tüm nesillere verilmiştir. ınsanlar ilahî kılavuz olan Kuran'ın ışığında yaşadıkları dönemin sorunlarına çözüm aramalıdırlar. Kuran'ın anlamı bir konudaki ayetlerin çeşitli surelerde tekrarlanması ile açıklanacak, bir yandan da insanlar Allah'ın istediği gibi akıllarını ve entelektüel birikimlerini Kuran'ı anlamak için kullanacaklardır. Takip eden ayetler bu durumu daha da açıklıyor:

"Bak, anlasınlar diye ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz!" (6:65)
"Bak, delilleri nasıl açıklıyoruz. Onlar hâlâ yüz çeviriyorlar!" (6:46)
"Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (3:118)
"Andolsun biz Kuran'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?" (54:17)
"Yine de düşünmeyecek misiniz?" (6:50)
"Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz." (3:118)

Kuran, defalarca kez akıl ve anlayışa atıfta bulunur. Birçok ayet göstermektedir ki Kuran insan hayatında akla önemli bir yer verir. Allah'ın elçisi de insanlardan kendisine körü körüne itaat etmelerini istememiştir. Onun yerine onları düşünmeye ve kafa yormaya çağırmıştır.

Hesap günü Allah bizleri sadece Kuran'dan sorumlu tutacağı için ahiretle ilgili hazırlığımızı bu kritere göre yapmalıyız (Bakınız 23:66-67, 23:104, 25:30, 45:31).

Unutmayalım ki dünyada binlerce din bilgini vardır ve bu kişilerin öğretileri birbirinden çok farklıdır. Bu durumda bu kişilerin hepsi Allah'ın dinini öğretiyor denebilir mi? Elbette hayır.

Bir insanın Müslüman olabilmesi için Allah'ın isteklerini bilmesi gerekir. Eğer Allah'ın Kuran'da açıkladığı isteklerini bilmezsek neyin doğru, neyin yanlış olduğuna nasıl karar verebiliriz? Kuşkusuz yukarıdaki ayetlerde gördüğümüz gibi, insanlar akıllarını ve duyularını Kuran'ın mesajını anlamakta kullanmazlarsa, Allah'ın değil, başkalarının arzu ve isteklerini yerine getireceklerdir.
ışte bu yüzden Kuran, dinde ruhban sınıfının olmadığını ve Allah'ın mesajı ile insanlar arasında bir aracının yer almaması gerektiğini belirtmiştir. Kutsal mesaj üzerine düşünme emri sadece belli bir grup insana verilmemiştir. Allah hepimizden Kitap'ı üzerine düşünmemizi ve rehberliği onda aramamızı istemiştir (Bakınız 2:185, 4:82, 38:29 ve 47:24).


kaynaklar:

kurandakidin.com
kurandakidin.net
kuranmeali.com kuranmeali.org
diyanet.gov.tr/kuran/
Kashif Ahmed Shehzada adlı yazardan alıntılar.

kaç kişi okudu