Sayfalar

26 Kasım 2012

Kentsel Dönüşümde Olması Gerekenler


Kentsel Dönüşüm en başta nereye doğru döndüğüne göre değerlendirilmelidir. Herkesin yani devlet kadroları  başındakilerin kentleri kendi çarkında döndürmesi projenin çokça eleştirilip yara alacağı gibi, gelecek içinden bu günden daha kötü üstesinden gelinemeyecek duruma sebep verir. Örnek, derme çatma yapıları yıkması kolaydır, böyle bir kenti dönüştürmek, şehirleşmesini ilerletmiş yerlerden daha kolaydır. Bu nedenle çevreciler, plancılar, çevre bölge planlamacıları, en önde gelen mimarlar bir araya gelerek bugünün hesabını değil iki asır sonranın hesabını yapmaları gerekir.

İstanbul da birçok yerin yıkılması ve yeniden yapılması için hep onayımız hep tam olmuştur. Bu nedenle desteklerken farkında olmamız gerekir, bu projede ne var ne yok ?!

Bu projede İnsan ve insani eğilimler, yaşam, ihtiyaçlar, insan ve çevre ilişisi, sağlık, ruhsal sağlık ne kadar var. Deniz, gökyüzü, bulutlar, yeşillik, doğal yapı ve  mimari estetik ne kadar düşünülmüş. Sağlıklı ve yüksek şuurlu bir insan için pencereyi açtığı zaman gördüğü manzara ne kadar hesaba katılmış... Bu projeyi üstlenenlerin yardımcısı çok en büyük yardımcıları batıdaki örnek güzellikte şehirlerdir, ikincisi büyük mimarlar, planlamacılar, iyi niyetli vatansever yatırımcılarımızdır, profesörlerimizdir. Sivil toplum örgütleri ve toplumun farklı kesimleri projeye katkı yapmalıdırlar. Yüksek nitelikli Şehirlerin yeni bir millet yarattığınıda düşünerek bunun büyük bir medeniyet projesi olduğunu bilelim.

Tanımlarsak Kentsel Dönüşümün temel tanımı şöyledir: ulusal, ekonomik, toplumsal, fiziksel, çevresel, kültürel strateji ve eylemler bütünüdür. Birçok şehrimizi hesaba katarak düşünürsek kendi otantik yapılarına uygun daha yüksek bir medeniyet alt yapısına göre kurgulanmış bir ilerleme düşünülmeli. Yine Türkiyenin Ulusal bazdaki stratejileri değerlendirilmeli. Bu nedenle, projenin bütünü, sosyologlar, ekonomistler, mühendisler, mimarlar, plancılar ve peyzaj mimarları gibi farklı disiplinlerin birlik olmasıyla daha iyiye gidecektir.

Kentsel Dönüşüm Projesinde, İstanbul un bütünsel biçimde değerlendirilip semtlerin birbiriyle olan bağlantısı ve kendi içindeki anlamlı yapısı, kimliği ne kadar değerlendirilmiş araştırılmalı. Kimi yerde ulaşımın rahat olması ayak altı olması işe yararken kimi yerde ihtiyaç dışı rahatsızlık vermektedir. Kültürel içerikli büyük alanlara ve merkezlere ihtiyaç vardır. Kimi semtler kendi içinde değerini bazı istenmeyen etkilerden korurken, kimi ilçeler içinde ulaşımın oraya akması önemlidir, ayrıca her bölgeyi aynı tarzda imar etmekte sakıncalıdır.

Bütün bir şehrin aynı mimari yapıda ve aynı özelliklerden oluştuğunu düşünsenize , birde bugünkünden daha farklı yapıda ilçelerin olduğunu ve hepsinin güzel bir yapısı olduğunu. Kentsel dönüşümdeki ihtiyaçları en başta millet talep etmeli önerilerini bildirmeli. Sedece olanı korumak değil, daha iyi hale sokabilmelidir, hatta daha iyi değil mükemmel olmalıdır.
NewYork - Central Park

Geniş alanlar şehirler için önemlidir, sadece farklı biçimlerdeki meydanlar değil, parklar ve doğal alanlar insan hayatı için vazgeçilmezdir: Toplumun psikolojisi ve yaşama ilhamı bakımından tüm pahalı yapılardan daha değerlidir. Mesela NewYork - Manahttan daki,  Central Park, oranın kalbidir ve amerikan halkı oraya dokundurtmaz zaten devlette dokunmamaktadır. İstanbul ve birçok şehrimiz doğal yapının güzelliği bakımından çok şanslıdır, ancak bu değeri yükseltecek cennetlik insanlara ihtiyaç vardır, bunu yapacak kişiler çıkarlarının ve ahbaplarının değil kusursuz kainatın esiri olmalıdırlar.

İstanbul un doğal ve Allah vergisi güzelliğinin yanına modern çağda yapılmış hiç bir güzel eser yok denilebilir, mimari güzellikte avrupa ezici üstünlüktedir ve onların şehirlerine gıptayla bakılır. Kentsel dönüşüm bugünkünden daha güzel olması bişey ifade etmez, bugünkü zaten felaket, sen batının en güzel şehirleriyle yarış, tüm dünyaya da yeni bir güzellik getir. Elinde sonunda birileri bundan kendi çıkarıda olsa faydalanır, illa ki bazı kişilerin karını katlaması için iş birliği yapılmamalı. Devlet ve iş adamları ahlaklı olmalıdır, ülkenin , şehirlerin geleceğini ve güzelliğini düşünmelidirler.

Tabiat ne kadar önemliyse insanın yaşadığı barınak ve yapılarda önemlidir, çevrecilikte o kadar iyi uygulanmalıdır ki şu anki yeşile yeşil ve mimari estetik katarak ilerlemelidir.

İstanbul da çok güzel olabilecek yapıda birçok semt var, Küçükçekmece ye şöyle inerken bir bakın mesela hayal edin villalar, farklı güzellikte mimari yapılar işlemeli köprüler, yeşillik düzenlenmiş ormanlar, korular, görkemli büyük ağaçlar.. ya da Sarayburnundan başlayın olabilecek mimari yapıları ve görsel şöleni hayal edin, dünyadaki asya dan avrupa ya tüm örneklerinidüşünerek hayal edin. İşte kentsel dönüşümün böyle bir gayesi olmalı, bu gibi büyük hayalleri çıkar hesabı yapmadan tasarlayıp gerçekleştirmesi.

Bir milletvekilinin dediği gibi, Dönüşümün sağlıklı binalardan ziyade, sağlıklı bir gelecek inşa etmek olmalı  ( Milletvekili Şengül )   Yani iyiyi değil dahada iyisini hesaba kattıklarını dile getiriyorlarsa hayallerinde bişey var, ama bunu ne kadar başaracaklar.

Kentsel dönüşümde estetik kaygı her zaman aranmalıdır, gerek yapılan binanın biçimine gerekse uzaktan manzaranın silüetine bakılmalıdır. Mimaride çeşitlilik, yararlılık, güzellik ve gelecek öne planda düşünülmeli, bunlar bütünsel düşünülmesi gereken şeylerdir, ancak birileride bu bütünlük içerisinde şuna yer vermiyorum kardeşim diyerek aslında çok mühim şeylerin önünü tıkayabilir. Şehir mimarisi en başta esnek olmalıdır, bu çok önemli gelecekte değiştirilebilecek şeyler için alanlar ve buna yönelik tasarım, planlama olmalıdır. Bu işin içinde çok farklı dallardan insanlar meslek gurupları yer almalıdır. Mimarlar ve şehir bölge plancıları yanısıra tasarımcılar, çeşitli sanat dallarında ustalaşmış sanatçılar, kısaca görkemli güzellikte bir şehir doğmalı. Yüksek medeniyetler her zaman mimari yapıların içeriğine ve görsel çekiciliğine önem vermişlerdir. Kimisinde güzellik ve sanat değeri o kadar fazladır ki doğal yapının tamamlayıcı unsuru olmuştur.

Kentsel Dönüşüm Projesi bir ilerleme, güzelleşme, medeniyet projesi olmalıdır.


kutsalvizyon.blogspot.com

25 Kasım 2012

ortadoğu senaryosuna genel bakış

ortadoğudaki bitmek bilmeyen sorunlar, ülkemizi ilgilendiren gerçekler. Ülkemiz insanlarının öğrenmesi gereken bilgiler.

Çeşitli gazeteler dergilerde ortadoğu meselesiyle ilgili bilgiler ve tarihi gerçekler yer alırken, insanlarımızın tüm bu gerçekleri sadece televizyon ya da gazetelerden öğrenme gibi bir lüksü yoktur. Hatta tarih kitapları okumamış insanlar hiç yorum yapmayıp kös kös otururlarsa daha iyi olacaktır. Gerçekleri kabul etmeli insanlar, bilgilenmeli sonra fikirlere katılır veya katılmazsınız. Alıntı yaptığım yayınlarsa çok okumamın sonucunda gördüğüm gerçeklerin bu yayınlarda da özeti niteliğinde yazıların olduğunu görmemdir.


senaryo ...

Elbette ki bu senaryo en bilindik haliyle sadece petrol senaryosu değildir, ancak petrol büyük bir itici güç oluştururken , madensel kaynaklar ve stratejik konumda olan bölgelerin değişik kurgularla ele geçirilmesidir. Bunlar Ulusal strateji olarak odalarda masalarda varılan kararlarda gizlidir, değişik birimlerin değişik  yapılanmaların ortaklıkları. Dışardan görünen boyutu ise ticaret anlaşmaları, demokrasi, özgürlük ve bunlara yapılan destekler dizisidir.

İkinci dünya savaşı Rusya ya da Almanya gibi ülkelerin yayılmacılığında nasıl istedikleri herşeyi yapamayacaklarının kanıtlarıyla doludur. Bu yüzden ikinci dünya savaşından sonra, büyük bir savaş olmadıysa bunu ikinci dünya savaşına borçluyuz. O günlerden sonra ilişkilerin ve küresel ortaklıkların önemi daha fazla anlaşılıp, ilişkiler birliktelikler güçlenmesinden öte farklılaşmış daha değişik biçimler almıştır. Bütün bu ilişkileri görmezden gelerek senaryoyu kavramamızın imkanı yoktur.

Tarihe baktığımız zaman antisemitizmin, yani yahudi düşmanlığının kökenlerinin hristiyanlarda yani avrupa da olduğunu görüyoruz. Ancak herkes bu gerçeği söylerek aynı zamanda israil ile sıkı dost olmamız gerektiğini fısıldasa da yahudilerin çıkarları bize sürekli düşmanlık yapmada kararlı bir yapı göstermektedir. Mesela ortadoğuda veya doğu anadoluda kürtçü örgütleri hem çoğaltmış hemde onları yok etmek için Türkiye ye silah satarak zenginliğine eklemiştir. Kürdistan senaryosuna en büyük katkıyı yapan Rusya ile birlik halinde değilselerde çıkarları gereği kürtçü hareketleri desteklemişlerdir, zaten yahudilerle kürtlerde yapışık ikiz gibidir. Aslında hristiyanlar ikiyüzyıl sonrası için büyük bir tehlikeye destek olmuştur.

Tüm bunlarla birlikte yahudilere düşmanlık sadece hristiyanın düşmanlığı değildir, zeki, yaratıcı, bilge avrupalının düşmanlığıdır, yani bu işte daha üstün hesaplar var. Bu hesap yahudilerin geçmişten beri çıkarları için herşeyi yapan acımasız hesapları olduğu gerçeği neden olmasın.

Müslümanlar ve Türkler yabancı milletlere, azınlıklara ve dinlere kucak açan değerlere sahip olduğundan hristiyanlardan kaçan yahudileri korumuştur, bu hem insanlık hem gelişim için iyi hamle olsa da, onları zamanla aynı millet aynı din hatta aynı bayrak altında birleştirme politikası olmamıştır. Yapılanlar çok yüzeysel ve çeşitlikten yoksun uygulamalar olmuştur. Medeniyet yükseldikçede her milletin ne olduğu daha çok gün ışığına çıkmakta ve hepsi kendi özlerindeki karakteri sergilemektedir.

 Elbette Amerika kendi üzerinden laneti kaldırmak için kendi politikasını tamamen israile enjekte etti, şu anda siyonizm amerikanın şeytanı gibi efendisine hizmet etmektedir, hatta abedenin kendisi bile yahudileri kınamaktadır. Tabiki bunlar keskin çizgileri olan şeyler değil, mesela Amerikada birçok farklı güçlü yönetimler var kimisi avrupaya yakın şirketler, kimi ortadoğulu arap, kimi siyonist şirketler topluluğu veya kimisi askerin ve ulusal güvenliğin yönetici kadrosu, kimisi kapitalizmin öngörüsü, kimiside birçok düşüncenin, kültürün ya da amerikan halkının gücü olarak farklı güçler dengesiyle amerika yönlendirilmektedir.  Yani bazı kıt beyinlerin yüzde yüz düşmanı bir abd olmadığı gibi,  dostu abd  de yok ..  Zaten bu iki kutupta olmak ne kadar aptalca her ülke kendi çıkarlarını düşünmek zorundadır, gücün zekan medeniyetin ne orandaysa çıkarlarından o kadar çeşitli ve büyüktür. Ancak çıkarlar çoğu zaman ortaktır, bu nedenle kitapta olmayan hurafeten ve fazlalıklardan kurtulmalıyız, eğer ki  islamiyet geleneksel anlayıştan  kurtulursa iki kutpun birleşmesi değil sadece daha üstün birşey olarak, farklı maddeden alaşımdan oluşmuş sadece tek bir kutup oluşur. Böylece kimileri dini cahil ülkelerden öğrenmez diğerleride batıdan taraf olup kendini sömürtmez, medeniyeti kendi eline alıp merkeze dönüşüp ilerler.

 Bunlarla birlikte, Araplardan ülkemize geçmiş asırlardan günümüze kadar yayılan cehalet ve arap çıkarları emparyalizmden daha sinsi ve ustaca olmuştur. Araplar haklı oldukları konularda bile zalim ve adice davranmıştır, tüm düşmanlarımızı biz zayıf tarafsak onların tarafına geçmişlerdir. Bir bakıyosun israilde arabın yahudisi gibi.. al birini vur ötekine.. Tüm bunlar arapların medeniyette yükselmemesinin suçudur, halbuki bizi anlayacak birlik olacağımız cevherleri yaşatıp güçlendirmeliler. Bizde dünyadaki tüm güzel düşünce akımlarını yaşatacak birimler kurmalıyız ya da onlara denk daha gelişmiş anlayışlar getirmeliyiz, başka isimlerde, gerçekten olmazsa olmaz şeyleride yaşatmalıyız. Mesela cumhuriyet böyledir. Eğitim, bilim, sanat böyledir.

Yani bazı ulusalcıların hemde en akıllılarının hesaba katmadığı din dayanışması ve müslümanlığın çağdaşlaşmasınıda görmeliyiz. Sonuçta dini birliktelik bir medeniyet dayanışması olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Müslümanlar farklı ülkelerle yönetilmeli özellikle önümüzdeki bin sene boyuncada böyle olacaktır. Ümmetçiliğin hurafelerle bezeli fantastik biçimleri bizi birbirimize düşman etmekten başka işe yaramamıştır.  Hiçbir şekilde islam ülkelerinin arasına cehaletin ve farklı dinlerin girmesine izin vermemeliyiz. anlayışlar farlı olur, çeşitlenir ancak sadece yüksek düşünceli ya da olumlu olmalıdır inançlarımız. Mesela ülkesine dininine saygılı bir anlayışta faydalıdır, sadece yogi gibi kendi şuurunu yükseltip sonra öğretmeye kalkan dindarda faydalıdır, yine kendi ülkesindeki çağdaş değerlerin diğer ülkelerden üstünlüğünü görüp kollayanda faydalıdır. Yani her türlü kavram fikir anlayış bizi parçalamadıkça faydalıdır,  ''müslümanlık'' ile birlikte ''Türklük'' bizi hem kendi içimizde hemde dışarda kaynaştırırken bunlara ek ''Çağdaş Medeniyet'' daha genel bir kaynaşmaya birlikteliğe zemin hazırlamaktadır. Bunlara ek, barış, hümanizm, sanat, bilim, eğitim, farklı akımlarda var tabi.. Ne kadar önemli ve üstün olsada her birlik diğerini dışlama anlayışı yüzünden acı çekmektedir. Kimisi vicdan yönünden kimseyi dışlamazken diğeri inanç yönünden dışlamakta, kimisi fikir yönünden ayrılırken diğerini fikirleri birleştirmekte.. sonuçta dışlayıcı gerici unsurları islamiyetten uzak tutarken yapmamız gerekense ulusalcılık adına dışlamak olmalıdır.

Allah ve önerdiği din tüm herşeyi birleştiricidir, tek dışladığı şey kötülüktür ve kötülük ona göre başkasının hakkını yemektir. Kötülük, zarar verme, ahlaksızlık zaten bu temel üzerinde anlaşılmaktadır, hak yeme yoksa, zulüm yoksa kötülükte yoktur. İslamiyet bunun dışındaki herşeyi kucaklar.  

 Kuran daki din ve müslümanın çağdaş ve hurafesiz üstün değerleri, başı ve gönlü açık anlayışı herkesi müslüman yapacak ışıltıları içerdiğinden 'türbanlı müslüman' anlayışıyla cahilleştirme ve parçalama, sömürme işlemi yapılmaktadır.  Müslümanlığa kendi aydınlığını yayan ülkeler onlar tarafından aldatılmaz, ancak sömüren ve hatta aynı dinden olsa bile o ülkeleri medeniyette yükseltmeyen ülkelerde günün birinde kendi çıkarını sana düşmanlık olsa bile yapacaktır.

Bazı cahiller anlamıyor, müslüman olunacaksa bizim gibi kapansınlar ve cehalete gömülüp hurafelerle uğraşsınlar istiyolar, bu ne kadar aptalca, halbuki gerçek daha üstün. Birçok millet ya da gelişmiş ülke istedikleri gibi yaşayıp müslümanlaşırsa kim kazanır?! En başta müslüman ülkelerin kudreti artar, daha çeşitli coğrafyalara uzanırlar, ardından gelişmiş ülkelerin din ve müslümanlık anlayışıyla yükselen bir islamiyet görürüz.

Tüm bu ortadoğu ve başkalarının yayılmacı siyasetiyle uğraşırken yayılmayı ve piramitlerde yükselmeyi unutmayalım. Araplar petrolleri bitince sarılacakları bir Amerika yaratmalılar, Türkler Amerika ya daha fazla göç etmeliler aynı zamanda Avustralya ya hatta Avusturalya Türk ve Müslüman ülkelerin yükselteceği bir kıta olmalı. Geçmiş asırlarda hep Turan ya da Turanya şeklinde anılan orta asyanın artık kendi adıyla anılması lazım coğrafi isimle değil. Turan kelimesini genelde ideolojik olarak Türkleri birleştirme gibi bir düşünceyle öğrenmiştir çoğu halbuki gerçek hazardan güneşin doğduğu yere kadar adının Turanya olmasıdır. Aslında Türk kelimesi Turandan gelmiş olabilir. Turan birleştirici bir yapıdadır, çünkü sadece bir coğrafya isminin kimlik kazanmasıdır; amerikan ya da avrupalı gibi .. Belki iki yüzyıl sonranın en gelişmiş uygarlığı orda olacak kim bilir..



Gazetelerden görüşler:



 Bölgemizde ne zaman enerji kaynakları üzerinde çatışmalar savaşa dönmüşse ya rejimler ya sınırlar ya da ikisi birden değişmiştir. Bu defa durumun farklı olacağına dair bir işaret de yoktur. (radikal, Murat Yetkin)


Gazze Suriye'yi 'gözlerden çaldı'. Türkiye, Ortadoğu'da 'oyun' falan kurmuyor, gelişmelere göre savruluyor. (CENGİZ ÇANDAR,radikal 2012)



İSRAİL devletinin kurucusu David Ben Gurion, Filistin topraklarını Tanrı’nın Yahudilere vaat ettiğine inanırdı. 1956 Dünya Yahudi Kongresi’nde fısıldadığı şu sözleri basına sızmıştı:
 “Ben bir Arap lideri olsaydım İsrail’le asla iş yapmazdım. Bu tabiidir çünkü biz onların ülkesini aldık. Elbette bu toprakları bize Tanrı vaat etti fakat bunun Araplar için anlamı nedir ki? Bizim Tanrımız, onların Tanrısı değil. Bizim iki bin yıl öncesinden İsrail soyundan geldiğimiz bir gerçektir ama bu onlara ne ifade eder? Hitler’in gaz odaları onların suçu muydu? Onlar tek şeye bakıyor: yurtlarını çaldık! Bunu niye kabul etsinler?!” (Mearsheimer & Walt, The Israel Lobby, s. 96)
Yeryüzünde bu soruya kim cevap verebilir?! 

Yıllardan beri kanla beslenen militarizm kendi insan tipini de yaratıyor.
 Muhalefetteki Kadima partisinden Gilad Şaron Gazzeliler masum değil! Gazze’yi Hiroşima gibi atom bombasıyla dümdüz etmeliyiz!” dedi
Ahmedinejat İsrail için bu kadarını söylememişti!
 

Amerikalı Yahudi kökenli liberal akademisyenler Mearsheimer ve Walt , Yahudi lobilerinin Amerikan siyasetine hükmettiğini ve İsrail’in lehine olan politikaları Amerikan çıkarlarına zarar verse bile Beyaz Saray’a uygulattırdıklarını belirtirler. Amerika’nın Ortadoğu’da İsrail lehine uyguladığı politikalardan Amerikan milli çıkarlarının zarar gördüğünü örneklerle anlatırlar.

 İsrail militarizminin açtığı derin ve kanlı yaralar, Arap ve İslam dünyasında radikal tepkilere ve terör hareketlerine yol açıyor. Bunların hepsinin hedefi Amerika’dır çünkü İsrail’in gücü de cüreti de Amerika’dan geliyor. 
 ...

Amerika bilmiyor mu İsrail’in peşine takılmanın kendisine zarar verdiğini? Bilmez olur mu? Fakat Amerikan Protestanlığı ile İsrail itikadı arasında kuvvetli bağlar vardır. Amerikan siyasetini Amerikan milli çıkarlarına göre revize etmek isteyen baba Bush gibi, Jimy Carter gibi başkanların nasıl hüsrana uğradıkları biliniyor.
Obama da cesaret edemiyor buna.
Taha AKYOL, hürriyet, 2012

 Büyük milletler tarihlerini kendileri yazar, talihin hangi tarafa, ne kadar ve kaç zaman akacağını da kendisi belirler. Gerekirse nehrin mecrasını değiştirir, suyun ötesinin ve berisinin neresi olacağına kendisi karar verir.   
Yeniçağ, Ahmet ÜNAL



Türkiye’nin Orta Doğu’da yürüteceği politikanın, tamamen ulusal çıkarlara göre düzenlemesinin kaçınılmaz olduğunu yeniden hatırlatmak istiyorum.

 “Arap Baharı”  hareketinde, laiklik adına bölgedeki birçok diktatörlüğü destekleyen ABD, bu zorlama yerine, birlikte çalışabileceklerine inandıkları ve daha önce dışladığı radikal İslamcıların iktidara gelmesini genel anlamda desteklemiştir.
...
Arap Baharı tutmadı “Arap Baharı” olarak nitelendirilen, rejimlerin ve yönetimlerin değişimine sebep olan gelişmeler, Suriye çıkmazıyla devam etmektedir. Bundan sonra hangi ülkeleri içine alacağı veya dönüşümler göstereceği konusunda muhtelif değerlendirmeler bulunmaktadır.  Ancak bilinen bir konu varsa, o da bu hareketin henüz sonuna gelinmediği ve bundan sonra da çeşitli şekillerde devam edeceğidir.

Arap Baharı hareketinin gerçekleştiği ülkelere baktığımızda onların, bu yeni oluşum sonucunda söylendiği, vaat edildiği ve beklendiği gibi özgürlüğe kavuştuklarını ve ülkelerine demokrasi geldiğini söylemek oldukça zordur. Çünkü özgürlük demokrasilerde olur. Demokrasi ise laik bir yönetim, bağımsız ve adaletli bir yargı, demokratik kural ve kurumların bütünüyle işlediği bir düzende gerçekleşir. Bu da halkın demokratik kültür bilincine ulaşmasıyla mümkündür. Sadece tek başına seçim ve seçimle yönetim oluşturulması, demokrasi anlamına gelmemektedir.

 Arap Baharı’ndan sonra seçim yapıldığı, ancak seçimlerde Müslüman Kardeşler ve benzeri düşüncelerin çoğunluk sağladığı görülmektedir. Bu nedenle yeni yönetimlerin demokrasi uygulamasının ve halkı özgürleştirmesinin arzu edilen ve beklenen şekilde gerçekleştiremediklerine şahit olunmaktadır. Ayrıca radikal dinci yaklaşımların ve uygulamaların çoğaldığı da bir gerçektir.

Etrafımıza baktığımızda yeni yönetimlerin radikal, dinci, laik olmayan, daha çok Müslüman Kardeşler ve Selefi ağırlıklı olduğu görülmektedir. Suriye’de de yönetimin değişmesi halinde Müslüman Kardeşler, Selefiler, Hizbullah ve El Kaide ile komşu olacağımız beklenmelidir. İran’daki rejim ve Irak’taki durum da dikkate alındığında, pek de hoşumuza gitmeyecek bir ortamla karşı karşıya kalacağımız anlaşılmaktadır.
Arap dünyasının, Türkiye’deki İslamiyet ve dolayısıyla Müslümanlık anlayışının ve uygulamasının, kendilerine benzemediği düşüncesiyle rahatsızlık içinde olacağı değerlendirilmektedir. İslamiyet’in özgürce ve modern dünyaya uyumlu olarak en iyi şekilde yaşandığı ülke Türkiye’dir. Bu durumda Türkiye’de yaşanan Müslümanlığın kıymetini bilmemizde fayda görülmektedir.

Armağan KULOĞLU - yeniçağ


Her sınır ve yönetim değişikliğinde farklı dostlar ve farklı düşmanlar karşımıza çıkmıştır, tarihte içimizdeki azınlıkların kışkırtılmasından, isyanlara oradan parçalanmalara, rus devrimiyle oluşan en büyük düşmanın dosta dönüşmesine kadar.. Tüm bunlarla birlikte ideolojilerden öte ülkenin kendi ismiyle farklı bir anlayış ve ideoloji oluşturduğu gerçeğini görmeliyiz, yani bir Türk ideolojisi, İngiliz ideolojisi, Rus ideolojisi veya Amerikan ideolojiside vardır. Dünya haritası, satranç tahtasındaki karelere benzer ve iki oyuncudan daha fazla oyuncu vardır, gelin Türk Satrancını ilan edelim çünkü biz bu topraklarda birçok cepheye ve içimizdeki düşmanlara karşı savaşmak zorunda kalan bir milletiz. Çok oyunculu bir satranç tahtamız ve daha çeşitli taşlarımız var..
kutsalvizyon.blogspot



23 Kasım 2012

ortadoğu oyunundaki oyuncular ve senaryo


ortadoğu oyunu

Bu yazımda ortadoğu oyununun tarihsel gerçekler ışığında hem bize sunulan kısmını hemde kamera arkasından olup bitenleri deşifre ederek ilerliyoruz.  Kendi fikrime göre, bazı kitaplardan dergilerden edindiğim bilgilerin özetini çıkarmak istiyorum,

Ulusal Strateji vatandaş tarafından anlaşılması gereken tüm gerçekliklerin üstünde bir gerçektir, bu gerçekliğin diğer değer yargılarıyla ve kabul edilen onaylanan gerçeklerle çelişmemesi de Ulusal strateji açısından yararlıdır tabiki. Ulusallık insanın bedeni  ne ise odur,  değerlendirme yapılırken, gereklilik konuşulurken bu benzetme hesaba katılmalıdır. Atatürk ün bir lafı vardır, bedenen güçlü olmayan kişiler ne kadar yüce ruhlu karakteri yüksek insanlarda olsa zamanla bu niteliklerinden olduğu gibi, ilerki zamanda mahvolur.  Sevdiğimiz insanlara ya da değerlere hasta adam olarak yararlı olamayacağımız gibi güçlü sağlıklı bir ulus olmadan da ne müslümanlığa ne de dost bildiğimiz ülkelere ya da ortak ideallere yardımcı olabiliriz. Demekki kendi sistemini kendi varlık biçimini koruyacaksın ama geliştirip ilerleterek.

Bu stratejik oyunlarda,  kavgalarda en dost bildiğiniz ülkeler aslında ezeli sinsi bir düşmanınız olabilmektedir, mesela emperyalizm diye düşman olurken diğer yandan düşündüğümüzde Osmanlıyı emperyalizm kötü duruma düşürmedi, zaten kendisi bu tür bir imparatorluktu, iyi adaletliydi ama bu yapısal özelliğini varlık biçimini değiştirmez. Bu sebeple gerçek sadece Osmanlının cehalete açılan ve üstüne açık bırakılan kapısıydı, yani gelişimi bozan güney ülkelerinden gelen cehalet ve yoğun bozuk kültürel yapıydı, adı emperyalizm olmayan ondan daha sinsi ve hem kendini hem dostunu zehirleyen bir cüzzamlıydı. Güney müslüman ülkelere cüzzamlı müslümanlar desek yeridir.  Siz ahlakı ve insanlığı aynı zamanda kültürel gelişmiş karakteristik yapınızla onlara karşı sevgi dostluk beslerken, hümanisti yok budisti diğer yandan ümmetçiyi oynarken,
 onlarsa oyuna çıkmış oyuncuların elbiselerini çalmakta arkadan tezgah çevirip karşı takımla başka bir oyun oynamaktalar ve sizi oyuna dail etmeden.

Dünya stratejisi üzerinde hiçbir zaman Ulus çıkarından daha üst bir çıkar bulunamamıştır, bunu en dost bildiğiniz ülkeler bile böyle yapmıştır, her devirde bu böyledir. Ülkeler arası dostluk, kardeşlik , birlikler bile ulusal çıkarlar doğrultusunda yapılır. Dosluk strateji gereğiyse birlikler yapılır Uluslar faydalı örgülerde birleşir, ama unutulmaması gerekir ki Uluslar arkadaş hatta sevgili olsa bile ayrı beden demektir, bunu biyoloji, kimya ve sosyolojiylede, ilişkiler bazındada anlatmak gerekir, çok uzun zaman alır tabi. Şunu anlamak lazım amerika ya da rusya bırakın bunları komşu ülkeler, diğer ülkeler arabistan veya iran ya da önemsiz gibi duran küçük ülkeler biçimleri etkileri değişsede potansiyel güçleri aynı olmasada potansiyel düşmanlıkları aynıdır, bütün hepsi aslında düşmandır, eğer böyle düşünmüyorsan varlık biçimin bu değilse diğer bir ülkeye bağlanıp dilini değiştirir, dinini değiştirirsin, ancak bu durumda bile yine bir ülke olmayacak mı dünya da tek bir ülke mi olacak, dolayısıyla bu tür saçmalıkları en kafasıza açıklamak konuyu uzatmak yerine devam edelim, zaten yeterli.. Aynı zamanda tüm insanlıkta potansiyel dosttur, bu strateji ise yapılan anlaşmaları, birliktelikleri ve dayanışmayı esas almakla uygulanır. Ancak senin egemenliğin, örnek ekonomik bağımsızlığın sömürülüyorsa, yani senin dostluğunu sömürenler varsa bu nasıl ortaklık nasıl birliktirTüm bunlarla birlikte insanlığın zorunlu ortak çıkarları vardır, bunun önünü kesecek tutucu yanlış ulusal politikalarsa dış ülkeye olduğu kadar kendisine zarar verecektir, sosyalizmdeki  gibi mesela..

Nasıl ki düşmanlık yapan ülkelerle stratejik ortaklıklar yapılıyorsa, kendi ülkenizdeki iktidardaki uygulamalarlada görüş farkı olsa bile sadece o kaidelere bağlı kalınarak ortaklık yapılır ve destek çıkılır.  Yoksa birileri çıkar ülkeye en faydalı işi yaparken o gücü elinde toplamışken Ulusal çıkarları bilmeyerek oyuna gelmiş olan kukla kendin olursun.  Birileri iktidar hırsıyla yanıp tutuşurken büyük bir siyasi uygulamayı yerin dibine batırabilirler. Lale Devrinde zeki, kültürlü bir padişaha ve sadrazamına kesilen hesaba benzer. Bu tür vekiller milletin değil düşmanın vekilleridir. İktidar hırsıyla milletin ve ülkenin geleceğiyle oynanmaz.

***

Günümüzde güçlü bir ülke olmamızı engelleyen ayrılıkçı guruplarla birlikte dost ve arkadaş olarak iyi ama siyasette ve ülkenin güçlenmesinde birer ajan ve sinsi bi düşman olmaktan öteye gitmeyen azınlık türevleri ve bilindik sloganları var, tüm bunlarda ortak özellik şöyledir: Amerikanın sistemini savunmaz karşıdır, ama amerikancıdır. Demekki Türkiyenin güçlenmesini istemez, ama sana düşmanlık yapan ülkelere karşı duruşu varmış gibi görünmekten çekinmezler. Bunlar amerikan sistemini doğrularını savunmaz ama amerika nın dayattığını savunur, liberalizm bu yüzden ülkemizde küfür boyutunda kalmıştır. Kimileride sosyalist tezleri ya da yardımcı fikirleri savunmaz ama rusçudur, kendini sol diye lanse eder, pekakayı savunmaz ama kürtçüdür, pekakanın alt yapısı olan kürtçülüğü besler, diğerleri ermeniler kardeşimiz der ama ermeni-emperyalist işbirlikçisidir. Tabi bunlara artı olarak büyük bir şakşakçı savunucuları vardır ki, bilgisiz, iradesiz emperyal onaylı içi boş tek düze  kitaplar okuyan oyuncak kukla insan biçimleridir.




rus yayılmacılığı ve emperyal vizyonu

 Rusya çok eski tarihlerden beri osmanlıyla savaşmakta ve büyük denizlere inme çabasında olmuştur. Bu onun yayılmacı politikasıdır, sosyalizm geldiğine gelmiştir ama bu politikasını değiştirmemiş aksine dahada kolaylık sağlamıştır, ancak yeni politikası sosyalizm daha akıllı ve dostane olduğu için
bolşeviklerin cebindeki rusçuluk her zaman uygulamada olmuştur. Zaten kürtçü ve ermenicilik yapmayada daha sistamatik olarak devam etmiştir, onların vasıtasıyla tarihte ermeniler ve kürtler birçok halkın yokolmasına rağmen diriltilip hatta bire bin katılıp oluşturulmuştur. Sonra bunu avrupa ve amerika desteklemiş, Amerikanın 1930 larda başlayan deniz aşırı emperyal vizyonu mirasın bir kısmını devralmıştır.  Avrupa destekli ermenici kürtçü senaryoda sürüp gitmektedir. Haritaya bakıldığı zamanda görülecektir ki, bu kadar Türk ülkesinin arasına hazar deniziyle bağlantımızı kesen ülkeler ve uzantıları nasıl girdi, tüm bunlar anlaşılacaktır. Ayrıca hazar deniziyle bağlantımızı kesen İranın uzantısı hep Türk toprağıydı hemde ezelden beri, bağlantı kesilmiştir ki buraya Türk kardeşlerimiz göç edip azınlık nüfuslarını eritemesin hemde Türkiyenin diğer Turan ülkeleriyle bağlantısı kesilsin, böylede olmuştur, ancak nasıl ki bizim topraklarımızda hak iddia edenler varsa bizimde sonradan verilen bu topraklarda hazar denizine kadar hakkımız vardır, oralar bizim toprağımızdır. Kıyamete kadarda bu gerçek böyle kalacaktır. İsrailden daha zararlıdır, ancak israil gibi bir anlaşmazlık yaratılmalı ki sürekli gündemde olup günün birinde bu topraklar alınmalıdır.

Osmanlı denizlerde Barborosu ayrı bir otorite gibi kullanıp akdenizi fethettiği gibi Kırımıda Rusların üzerine salıp kendisi rahatça ülkeyi genişletip güçlendiriyordu. Ancak Osmanlı gericilik yüzünden girdiği gerileme devrinde kırımı kaybedip Ruslarla en büyük kanlı savaşları vermiştir.   Rusya Osmanlının son zamanlarında kırım Türklerine ve Tatarlarına karşı savunmayı bırakıp saldırıya geçmiştir. Yüzde yüz Türk yurdu olan Kırım ise zamanla rusların eline geçmiştir. Birçok Turan ülkesini bolşevizmle egemenlikleri altına alıp bir müddet oyalanmışlardır. Kimi yönden kol kanat gererken kimi yönden kol kanat kırmıştır.  Ancak başta söze emperyal vizyonlarının hangi ideolojiyi savunurlarsa savunsunlar hiç değişmediğini söyleyerek başlamalıyız.

 Teoriler Hümanist ve Küresel Ulusalcı Yaklaşım
 Bir yandan Atatürk ün savunduğu bir fikirde vardır ki çok akıllıca ve insanidir:
Eğer ki kendi ülkenin kaynaklarından, insanlığa hizmet edecek ürünlerinden çepeçevre kuşattığın dünyanın o bölümünden diğer insanları faydalandırmayacaksan veya bu kabiliyettede değilsen birileri çıkar çeşitli yollarla ya işgal eder ya da sömürür ülkeni..  Bu sebeple en başta kendin kaynaklarını işletmeyi bilip, ürünlerindende dünyayı faydalandıracaksın, böyle yapacaksın ki hem sen kazan hemde tüm insanlık faydalansın.
Bugüne kadar dost ülkelerin veya yararı olabilecek ülkelerin emellerine yardımcı olma gibi Ulusal hesaplar özellikle büyük ülkeler tarafından sıkça ve sürekli yapılmıştır. (örnek:abd-israil) Ancak şöyle bir politika genelde ya da direkt yoldan izlenmemiştir: Bir ülke köşeye sıkışmış ve bariz bir arzu ya da ihtiyaç içinde kalmış olabilir, mesela terör sorunu, gericilik ya da şimdi bahsediceğimiz Rusyanın sıcak denizlere inme ihtiyacı. Bu durumda kendi üzerimizden laneti kaldıracak bi kapı açılması formülüde aranabilir. Mesela teori olarak amerikanın güney kıyılarıyla rusya bi bütün olsa emellerini gerçekleştirmiş olurlardı. Ancak sanki Rusyanın hesabında genişleyip hücrenin çoğalması gibi kopması yeni bir ülke oluşturması hesabıda var gibi, bugünkü zıplamacı yayılmacı stratejisi bunu gösteriyor, farkında olmayabilirler mi? merkezide taşımayı düşünür mü acaba? bu kadar sıcak deniz müptelası rusya, o halde kutuplarıda kanadaya verip arkasına bakmasın, olurya şimdiden teorileri düşünelim.

 Merkezlerini kimsenin ulaşamayacağı soğuk karlı dağlar ardına kuran ve orayla tarihsel bağı olan Rusyanın elbette sıcak denizlere inme politikası sıcak kanlı insan biyolojisi için doğal bir arzudur, ancak bu ulusal çıkar tabiki hepimize zarar vermekte, kendince haklı arzuları bizim kendi ulusal çıkarlarımızı tehlikeye sokmaktadır. Bu sebeple aslında farklı bir politika olarak kimi ülkenin emellerine akılcı çözümler getirerek yardımcı olmakta yine ulusal çıkarlar anlamında düşünülmesi gerekir.   Kutuplar çok soğuk oradan rusları latin amerika ülkelerine taşımakta yardımcı olabiliriz veya afrikada bir rus devleti.. Bunlar komik gelebilir ancak emin olun ilerde olacak bazen geniş düşünmek lazım, hatta arzuların kötülükle kurgulanmadığını daha çok çaresizlik ve insani arzulardan kaynaklanıp hem kendi hem diğerleri için bir canavara dönüştüğünü bilmeliyiz.  Aynı hikaye yaşanmasın diyede kutuplar ve beliri derecedeki alanlar doğal dokunulmaz  alan ilan edilir merkezler ve ülkeler taşınır. Tüm ülkelerin ortak kararı olduktan sonra herşey yapılır.
Yayılmacı egemenlik, genişleyemediği zaman parçalara bölünür ve düşmana açık hale gelir. Bu sebeple birçok ülke artık yayılmacılığın farklı formlarını uyguluyor, çıkarlarına oynayacak ülkeler yaratma peşindeler kopyalarını yapıyolar sanki.  Tüm herşeyi hesaplarken vizyonunuzu geniş tutma açısından sürekli dünya haritasına bakar durumda olmanız en iyisidir, bunla birlikte çizilmiş sınırlara değil sürekli olması gereken akılcı doğal sınırlara doğru bir milliyetçi vizyonumuz olmalı, örnek hazar denizine kadar genişlemek daha fazla değil, ancak ondan sonrasında orta asya yı kaplayan bir Turanya Devleti ne yardımcı olunabilir. Aslında dünya siyasetine Ulusal Stratejideki politikalar hep bununla şekillenir, doğal sınırlar aslında siyasi sınırları belirlemiştir. Bu sebeple insanlık doğanın kurduğu bu oyunda birbirini yemek yerine insanlık stratejiside geliştirmeli.  Ama ne yaparsak yapalım birileri kendi çıkarına oynayarak işleri bozuyor diye düşünüyorsak, o halde Türkiyenin, Çinin, Rusyanın Afrikayı  kalkındırması kimin, hangi ülkelerin hoşuna gitmiyorsa onlara karşı birleşilebilir. Güzel bir sonuç oldu değil mi :)  yani bir strateji ve ortaklığı gelişir, sınırlar yeniden çizilir böylece ..

(bu yazımda son cümleye kadar çözülmeyen sürükleyici romanlara benzedi)





22 Kasım 2012

dindeki hurafeler

İslam dinine sonradan asırlarca yalan yanlış sözler katılarak inanç istismarı yapılmıştır. Bunların çoğu sebebi vardır, kimin çıkarınaysa o hurafeyi ortaya atarak dini oyuncaklamışlardır, hemde bu oyuncaklama sürekli korkutma, yıldırma, boyun eğdirme, itaat ettirmeye yönelik olduğu için din zorlaştırılmış, canavara benzetilmiştir. Eğer ki insanların özgürleşmesi ve ileri fikirler edinmeleri otoritelerin gücüne güç, servetine servet katsaydı dinde elbet bu yönde bir dönüş içine sokulurdu. Günümüzdeyse çıkarlarına uymadığı halde, kitapta olmadığı halde dine küfrettiğinden habersiz hurafelere iman eden, söz yerindeyse canavara inanıp ona tapınan cahil kalabalıklar mevcut. Ne kadar korkunç ne kadar çirkin gerçekleri savunurlarsa o kadar kutsal görünüyor gözlerine. Böyle gelmiş böyle gider düşüncesi dinin kendinde bile yoktur ama bunlarda var, mesela dinler her asırda farklı gerçeklerle şekillenirken, Allah ihtiyaca göre cevap vermiş ve iman ettirmiştir. Son Kutsal kitap olan Kuran da ise her hangi bir Ayeti alıp sürekli kendi kıt imanına paralel şekillendiren topluluklarda dinin kendini gerçekleştirmesine mani olmuşlardır.

Dini zorlaştıranların aklındaki ilk düşünce hep dinin etkisiz kaldığını düşünmektir, kafasındaki dinde hurafelerle doludur, bu sebeple mantıklı bir düşünce çıkması, anlamlı bir imanı olması mümkün olmuyor. Halbuki dinin etkisiz kalması o kadar zordur ki, şöyle ki bunu anlayabilmek için pek inanışları olmayan ahlaki değerleri gelişmemiş kalabalık bir ülkeye gitmeleri lazım belkide. Görecekleri şey günün birinde hesap vereceğinden korkmayan insanlar, tecavüzcüler, hırsızlar, küfürbazlar, adaletsiz çıkarcı otoriteler, iyilik, yardımseverlik, dürüstlüğün tutunamadığı, iyi bir dünyaya inanmayan, cennete inanmayan insanlar, evrendeki büyük bir gücün tüm herşeyi sardığına inanmayan, birbirlerine iftira atıp kuyusunu kazan, kul hakkı yiyip Allah tan habersiz toplumlardır.
Bu tür kötülüklere bakıldığı zaman imanlıyım diyen ülkelerde biri yapılmasa diğeri yapılıyor, yani bunlar bayağ bir tanıdık. O halde din canavara dönüştürülerek Allah a değil canavara inandırılıyor, Allah korkusu yerini şeytan korkusuna bırakıyor. Demekki dini zorlaştırmak dini etkili yapmıyor, insanlar daha iyi olmuyor, din olarak sadece kitaptakidir zorlamada yoktur diyen bir dinin mensplarının yaptığı bu tutum o kadar yanlıştır ki, asırlardır mahvedilmiş yozlaşmış cahilleşmiş gerilemiş milletler ortaya çıkarmıştır. Hatta öyle ki tüm bu milletler başka bir dinde olsalar veya hiçbirine inanmıyor olsalar, öylesine yaşıyor olsalar daha ileri gideceklerdi, çünkü uğrunda ölecekleri hataları, inanışları olmayacaktı, insan zekası devreye girecekti, üstlerine en azından pislik yağmayacaktı.

Dini yaşıyormuyuz korkusunun nedenlerine devam edelim: En eski devirlerde yani ilk müslümanların devrindeki nesil, cahiliye devrinde sıcaktan elbetteki üstlerine örtüyü çekerlerdi, ancak herhangi bir gölgede de üstlerinde ne var ne yok çıkarırlardı ki çoğu çıplak gibiydi, memelerini açarak afrikalı kabilelerdeki gibi yaşarlardı, popolarıda ince tanga gibi şeylerle örtülü birsürü farklı farklı gurup vardı. Şimdi nasıl dışarda insanlar özgür giyiniyorda her yerde aynı şekilde giyinemiyorlarsa, her yerin bir adabı varsa, bir resmiyeti, anlayışı, tarzı varsa o zamanda Kuran inince Peygambere ilk olarak giyin denmiş, örtü diye çevrilmeside yine ayetle oynamadır, örtün eylem belirtir, örtü maddedir. Demekki Peygamberimizde 40 yaşına kadar ateist olan Muhammed hemde çevresindeki birçok dine rağmen Allah a inanmamış olan Peygamberimiz ancak karşısına gökten kudretli melekler gelince onların emriyle Allah a inanmaya başlamış ve itaat etmiştir. O zamana kadarda atlet gibi şeylerle dolaşıyor olmasıda kaçınılmaz ki, üstünü giy yani örtün diye inmiş sözler. Sonrada elbette Peygambersen aileninde çıplak dolaşması olmayacağı için onlarında giyinmesi tavsiye edilmiş, büyük bir günahtır, kötü olur yoksa gibi emirler bile yoktur, hemde Peygamberin ailesi için bile yoktur; ki bir kurum, bir resmi otorite, bir statü olarak bakarsak Peygamberlikten üstün bir makamda yok o devirlerde, günümüzde de Peygamber olmadığına göre, başka ergümanlarla düşünüyoruz.

 İnsanlar dışarda çırılçıplak dolaşırsa günah, cehennemlik diye birşey yok, ancak sokakta yolun ortasında uzanıp yatmayın diye de bişey yok, ancak toplumun o günkü anlayışında tepki toplayabilecek şeyler yere duruma göre değişiyor, o yüzden alışkanlıklar dinle karıştırılıp kabul edilebilir kıvama getirilmeye çalışılıyor, yani dinin özgür tavrını çekemiyenler aslında ayetleri kabul edemediklerinden inanmadıklarından hurafelerine inanıyorlar.

her gelen nesil dini etkili hale getirmeye katkıda bulunduğunu sanarak, bişeyler eklemiştir. Mesela, din indikten sonra çırılçıplak dolaşmak yerine giyinmek daha doğru kabul edildiğinden insanlar çıplak dolaşmıyor, ancak bir asır geçince bak dinde ne diyor örtünün, ee demekki dahada giyinmemiz lazım, bir asır daha geçiyor, bak dinde ne diyor giyinin, o halde üstüne bir daha katıyo katıştırıyo..... bu böyle devam edip gidiyor, böylece Kurandaki birçok Ayeti çiğnemiş oluyorlar,
'' Kuran ı ilk kez iniyormuş gibi okuyun ''
'' Kolaylaştırın zorlaştırmayın''
'' Kolayınıza geleni yapın, ancak tümüne inanın''
'' sürüleşmeyin''
'' aklınızı kullanın, akıllarınızı kullanmazsanız üstünüze pislik yağar''
...

Bu “İslam”, temellerini sırf Kuran’dan alan, yani din adına Kuran’ı yeterli gören bir “İslam” anlayışı değildir.

 Emeviler ve Abbasiler tarafından yapılan sözde reform; dini zorlaştırma, karartma, insan doğasıyla çatışır hale getirme ve kadınları toplumdan soyutlama şeklinde yapılmıştır. Bu ilaveleri yapanlar dinin kaynağı olduğunu iddia ettikleri yüzlerce hadis ve fıkıh kitaplarıyla dini dejenere etmişlerdir.

Emeviler Peygamberimizin torunlarını, inananlarını öldürdükleri halde sözde müslümanlara bakılırsa asırlarca onların sözleriyle yalanlarıyla büyüdüler, bu ne kadar zavallıca, alçakça bir durumdur, kendilerine sorsan imanlarını yere göğe koyamazlar. Şeytan böyledir aklını kullanmayanı şaşırttıkça şaşırtır.

Tüm bunları yapan, Peygamber torunlarının katilleri olan Emeviler, ne yazık ki tüm bunları, din için yaptıklarını savunacak kadar yüzsüzdüler.

Günümüz müslümanları bunların, peygamberimizin düşmanlarının hurafelerine inanan gürühlardır ve hepsi yemin olsun peçelidir. Sahte perçemlilerdir bunlar ilk surelerdedir, ancak sonradan sıralamayı bu yüzden değiştirmişlerdir.

Hz. Ali’nin Emeviler için söylediği şu veciz söz, Emeviler’i çok güzel tarif etmektedir: “Bunlar da din elbisesi giyiyorlar, ama ters çevirerek giyiyorlar.”

Şimdi gelin karar verelim; Kuran yeterli olduğunu kendisi anlatırken, Peygamber kendi hiçbir sözünü yazdırmamışken, dört halife döneminde de aynı şekilde Kuran dışında bir kaynak oluşturulmamışken, Peygamber torunlarının katillerinin saltanatları döneminde temeli atılan hadis ve mezheplere mi, yoksa sadece Kuran’a mı itibar edelim? Kendi görüşünü doğru çıkartmak yerine, Kuran’ın gerçek isteğini bulmaya çalışanların, bir gün, Kuran dışında hiçbir kaynağa itibar etmemeleri gerektiğini anlayacaklarını ümit ediyoruz.

Allah istese Kuran’ı daha geniş bir kitap yapar ve şu anda istediklerine ilave söyleyecekleri varsa ilave ederdi. Allah, Kuran’ı bu kalınlıkta yaptığına göre, eksiksiz ve fazlasız bizden istedikleri, bizi sorumlu tuttuğu bu kadardır. Allah’a şükür ki Allah kendi dinini Kuran’da bildirdi ve bizi Emeviler gibilerin yeniden din yazmasına, birilerinin hadis seçmesine, falancanın mezhep oluşturmasına muhtaç bırakmadı.

Tabiki Allah ın dinini algılamayan için gerçekler küfür hakaret gibi gelmektedir, çünkü kendi inançlarında ve karakterlerine dokunmaktadır. Hiçbir suçlunun hapsi kabullenmemesi gibi, ya da namuzsuz birinin namustan bahsetmesi ve bu bahsinde kendince samimi de olması gibidir.

Emevilerle başlayan hurafeler örtüyle çarşafla devam edegelmiştir, puta tapmanın bir başka boyutudur. Ahlak yapmak yerine, put yapmışlardır. Yararsız işe yaramaz şeylerden medet umuyorlar.
Bunların kendilerini Allah a yakınlaştırdığını düşünüyorlar. Yoksa elbise, giyinmek, örtü bilmediğimiz şeyler mi, aynen apartman, ev, bina, duvar, sanat, ağaç ürünü gibi şeylerin put olmaması gibi bunlarda dini simgeler, Allah a yakınlaştıran şeyler değildir. Elbise elbisedir, din değil dini değil.



ortadoğu oyunları ve gündem, tarih kasım 2012

 ortadoğu oyunu

Batılı ve siyonist vahşi kan emici güçler ortadoğuda İsrail için el birliği vermişçesine uğraşırken diğer yandan kürdistan adlı oyun sahnelenmektedir,

 batının medeniyetinin vasıtalarıyla ancak beşeriyetinin şeytanlıklarıyla yazdığı bu oyunun sahnelenmesinde ve oyunun sürüp gitmesinde en önemli etken onlara alkışlayan ve prim veren seyircilerdir.


 İsrailin hem kendi oyununu hemde amerikan ortak yapımı senaryosunu görücüye çıkarırken toplayabildiği taraftarlarla yürüyebildiği kadar yürümüştür. Tabiki kendi ülkelerinin kandırılmış ve bilgisiz insanları istisna savaşa ve sömürüye tepki göstermektedir. Bu oyun için hayatını vermiş oyuncuların başarısı sahneye domates atan gerçekçi müslümanlar olmasa göz kamaştıracaktı.

 Emperyal güçlerin insan hakları konulu ülke bölme planları tüm hızıyla devam ederken birçok proje hayat geçirilmekte, ancak müslüman ülkelerin proje bazında pek bi etkisi olmamaktadır,
 diyebiliriz ki vampir mampir adamlar çalışıyor, sende yap seninde olsun..

 Ancak bişeyler yapılmıyor değil mesela İran sürekli boyun eğmezliğini korurken bizim hükümette ortadoğudaki etkisini pek beceremesede göstermeye çalışıyor, kimi zaman oyuna gelerek dengeleri bozup rumun, ermeninin ve yunanın ortadoğudaki emellerine yağ sürsede artık bize göre yapılıcak iş yobaz ve işe yaramaz padişahların ordusunda kumandan olan Mustafa Kemal i örnek alarak düşmanlara karşılık vermek. Atatürk hiçbir zaman devlet ve yönetim kötü, beş para etmez yok olsun ülkemiz diyip düşmanla iş birliği yapmamış, oturup köşeye beklememişte, değil mi, yalansa yalan diyin,  Atatürk sevgisiyle Atatürkçülük arasında bilgi ve zeka farkı vardır tabiki.

 Gazetelerin dediği gibi savaş tamtamlarını çalan çalana, suriyedeki karışıklıklar, isyanlar hat safada, ortadoğudaki kürtçü ve isyancı olan guruplar her zamanki gibi emperyal güçlerin tekelinde savaşın dinamizmine katıp karıştırıyorlar, Kuranı inançlarında bölük pörçük eden mezheplerin savaşıysa büyük bir rol oynuyor, tabiki esas oğlan amerika mezhepleri birbirine düşürdükten sonra verdiği şekille roma imparatorlarının arenasını aratmıyor, aslanıda kaplanıda saldıkları bu ortadoğu arenasında vahşet sahneleniyor.



                          büyükyorumcu

21 Kasım 2012

nobel ödüllü yalanlar


     Batı tarafından ödüllendirilmek için en başta büyük kitlelere hitap edebilen bir çoban olmanız gerekir, ülkenize entelektüellik maskesiyle zokayı yutturabilen yetenekli bir soytarıysanız bu emperyal güçler için bulunmaz bir fırsattır tabi ki

Ülkemiz ve bağışlayıcı insanları nedense bağışlayıcılıklarını ve yüce gönüllülüklerini hep kendine büyük kötülükler etmiş sırtını sıvazlayıp arkadan vuran hainler için yapmıştır.

 Tabiki kürtler, ermeniler, yunanlılar, rumlar, araplar dostumuz diyebiliriz, ancak siz onların dostu değilsiniz, aynı bütünün parçaları olarak görebiliriz buradan bakınca da gerçekten öyle ama kanserli bi parça kendi kurallarına ve çirkin forma uymayan yapısıyla yaşayan ve çoğalan bi parça

Bilindiği gibi kanser hücreleri ve ödemleri vücudumuzun bir parçasıdır ancak ne genetik kodumuzun önerdiği ne de formumuzun bizi insan yapan kimyamızın önerdiği çekirdek dna yapımıza uymaz. Kanserli insan ölmediyse yakında ölecektir, ya da hasta bi halde hayata bi şeyler katıp güçlenemeyecektir, ya da o kanserin çaresini bulacak hastalığı vücudundan söküp atacaktır.

09 Kasım 2012

diyanet doğru mu söylüyor ?!


İnsanların dini inançlarına yön verme hususunda diyanet devlet desteğini almış ve insanların yaşayışına yön verme noktasına gelmiştir, zaten kuruluş amacıda budur. Bunun ise vicdani muhasebeyi ve toplumsal anlayışı hep kendi terazisiyle tartacak bi yapıda oluşu kitleleride kendi yanlışıyla yanlışa sürükleyecek yapısı vardır.


Kuran daki din sitesi bu konuda nediyor bakalım:

Türkiye açısından olaya bakıldığında; Sunni ağırlıkta olan Diyanet kurumunun, Kuran’ın ışığında düzenlenmesi önemli bir sorundur. Ne yazıktır ki sorulara Kuran’a dayanarak değil; Sunni fıkhına, mezheplerin İslamı’na dayanarak cevap veren Diyanet’e göre hurafe deyince akla türbelere bez bağlamak, ya da türbelerde mum yakmak gibi şeyler geliyor.
 ...
 Ayrıca imam hatip liseleri ve ilahiyat fakültelerinde Sunniliğin Hanefi kolunun hegemonyası ağırlıktadır. Bu mezhepçi anlayış ise kitlelerle Kuran’ın arasına mezhep duvarı örmektedir. İmam hatip liselerinde yetişen Sunni-Hanefi din görevlileriyle, mezhepsel anlayışın devamı sağlanmakta ve Sunni imamlarla en ücra köylere kadar Kuran’ın anlattığı şekliyle din yerine; mezhepsel yorumlarla bezenmiş ilmihal kitaplarından “dini” bilgiler aktarılmaktadır.



 Tüm bunlar aslında Allah ın dinine küfürdür ve küfür hem geleneksel hale getirilmiş hemde devletleştirilmiştir, hem tekelci hem dayatmacı olmuştur. Zalim çeşitli oyunları, zulmün biçimleri vardır burda da, yoldan çıkmak, doğru yoldan çıkmakla ilgili olarak düşmanlarıyla aynı notu alan cahil dostlarımızı görüyoruz, bu sebeple Kuran dışı her türlü otorite reddedilmelidir.

Ancak ülkemizde ağadır, beydir, saygı duyulup el pençe divan durulan şahıslardır, peşlerinden gidilir, ekmek parasını ordan kazanıyorsa, ya da çıkarı varsa en namuslu sanılan, kendinide öyle zanneden insanların bunların korumacılığını yaptığını onlara saygı gösterip biat ettiğini görürsünüz, işte dini anlayışlar bu çerçevede çeşitlenmiş ve mezheplere bölünmüştür, tabi buna raconuda katmak lazım ne kadar hin oğlu hin varsa raconu iyi kesmiş daha ermiş, daha kabul edilebilir yüce insan motifleri ve siması edinmiştir. Bunların oyunlarının karşısında durmak için yöneticilerin ve şirketlerinde onlar gibi kendi anlayışları çerçevesinde dini anlayışı yönlendirmeliler, yön ise Kurandaki din olmalıdır.

Birçok din var ve çoğunun ismini islam koymuşlar, yani sadece adı benziyor, bu gerçeği çokları farketmiyor, kendi dinlerininde adı islam olduğu için o kadar eminler ki kendilerinden, açıp oku diyosun ayetleri orda yok herşey diyor, o anda gerçek müslüman anlar ki bu kişilerin dini başka adı müslüman dininin adı islam ve bi kere açıp okumadığı anlamadığı dilde mırıldandığı kitabın adıda Kuran. İşte Şeytanın asırlardır peşindekiler onun her türlü kılığa sokup her türlü işi yaptırabildiği aşağılayıp kendi sahasında rezil ettiği topluluklar...








din ve islam





 ...

Din demek insanı zorlayan ve gururunu inciten bir yaşam biçimi demek değildir, ne kadar cehalet o kadar iman demek değildir, Ayetler çölden değil gökten inmiştir, en yüksek şuurlu canlıların medeniyetinden..





Günümüze kadar gelen çoğu hurafenin nedeni aslında asırlar öncesinde bununla para kazanıp şöhretine şöhret katan din alimi bilmem ne efendi sıfatında insanlardır. Bunlar kendi cehaletlerine ve yaşam biçimlerine milyonları etkileyen dini oyuncak etmekten ve kendi amaçları için kullanmaktan çekinmemişlerdir. Bununla birlikte aklı başında büyük devlet ve devlet adamlarıda çıkıp dünyayı ve yönetimleri bile etkileyen dini, sosyal yaşantıdan kültürel yapıya sayısız şeyi etkileyen dini daha temiz ve insani melekeleri yüksek alimlerle açıklayıp onları kollamamıştır, yani islamın bu durumlara düşürülmesinde sadece din cahilleri değil diğer kıt zekalılarda rol oynamıştır.  Şunu düşünün eski çağlardan beri dünyayı değiştiren insanlığa biçim veren en büyük etken din ve dini inançlar olmuştur, o halde iki büyük cahil var, birincisi dindar zannında olup hurafelerle yaşayıp anlamadığı sesler çıkaran, tek bir ayetin gösterdiği anlamın bile o ayete yamamaya çalıştıkları hurafi yorumlardan kat be kat üstün anlamlar ve işaretler içeriyor olmasını anlamayanlardır yani klasik cahil dindarımız, ikincisi ise bu kadar vahim olduğu halde hiç düşünülmez o şudur:  Din mademki insan yaşamında ve insanlık tarihinde, sosyal yaşantıda ve medeniyetin gelişmesinde iyi-kötü önemli bir rol oynuyor nasıl oluyorda bir Kuran ı açıp okumaz kendinin akıllı ve bilgili olduğunu iddia eden kültür açısından yüksek eğitim aldığını savunan insanlar. Dini bilmeyen , Kuran ı bilmeyen kimsenin müslümanlık hakkında söyledikleri sözler ve karşı çıkışları o kadar havada kalır ki, doğru bi tepki olsa bile bilgisizlik ve akılsızlık budur ve bunu akıl edemediği için cehalet burdada kendini gösterir.  Din dünyayı şekillendiriyorsa sende aslında hergününü bununla geçirip öğrenip cehaletten kurtulmalısın, emin olun ayetlerde çoklarının zekasıyla ve kültürel anlayışıyla karşı çıktığından daha fazla referans ve etki olarakta daha fazlası var, senin dinsel olmayan sözünü dindar kişi dinlemek zorunda değil ancak dinde özellikle bizim dinimize göre kitapta olanı dinlemek zorundadır ve uymak zorundadır.

Bütün bunlarla birlikte aklı başında ve günümüz medeniyetinin yetiştirmiş olduğu insanların çoğu islamda şöyle birkaç şey var çok cahilce ya da akıl dışı değil mi diye düşünüp eleştirir, halbuki din zaten akıl dışılıklarla ve cahillikle mücadele etmek için sahneye çıkmış elbette ki içinde cahil bi toplumla uğraşırken takındığı tavır ayetlere işlemiştir, mesela adam içki içiyor ilk ayet bu kadar fazla içmeyin sarhoşluk derecesinde içmeyinken kimsenin dinlemediği uygulamalı görününce tamamen yasaklanıyor, o devrin cahilleri kurban kesiyolar toplum yapısını bozmamak adına madem kesiyosunuz o halde Allah ın adını anarak kesin deniyor, yani ayetlerdeki budur aslında ama kurban kesme bir kült haline geldi, bu ve bunun gibi çoğu ibadet kültleştirildi. Mesela kurban kesmek çoğu ayette geçmediği halde eklemeye başladılar, çünkü o zamanın kültür yapısında taze ve büyük bir inanç, cehaliye devrindekilerin dinleri nerdeyse sadece tapınmak ve kurban kesmekti, sade ayetlere göre kurban kesin demekse bir ritüel değil hayvanın yararınız için kanını akıtırken Allah ın rızası ile olduğunu bilip dile getirmektir, yani o zamandan günümüze uzanan kurban bayramında yapılan şeyler sevap olsada bir gelenektir dinin söylediği emrettiği bir bayram ve gelenek yoktur, bu zaten dini olarak sürekli yapılması gereken bişey, net olarak bir hayvanın canını alırken başka tanrılara putlara değil sadece Allah hakkı için o canı aldığını bilmelisin yani Allah ın rızası olduğunu biliyorsan o kanı akıtabilirsin. Bu Ayetlerin özü ve gerçeği buraki gibi anlaşılırsa pastan ve kirden arınan ayet daha net bir şekilde gözümüze görünür ki, o hayvanın canını alacakken amacın ne düşünmelisin, kötü etler katıp mı satacaksın, onu keserken hastalığını zararını ölçüp biçtin mi düşünüpte keseceksin yoksa nerde Allah ın rızası nerede Allah ın adı !?


Ayetler indiği sırada bakarsanız daha kimse müslüman değilken tüm ibadet çeşitleri zaten var tesadüf mü peki tüm bunlar, hepsi yere kapanıyor, hepsi kurban kesiyor, hepsi dua ediyor. Gerçek sadece onların inanışlarına ve geleneklerine saygı göstererek bir çeki düzen verilip Allah a ve dinine bağlanmasıdır, zamanın alışkanlıklarına Allah rıza göstermiş fazla değiştirmemiş, burası böyle.. Yoksa Kurandaki ayetlerde değiştirilmemiş o zamanın anlamındaki şekilde açıklanırsa Ayetlerde olmayan şeylere toplumumuzun din dediği görülecektir, mesela namaz diye bir kelime olmayışı peygamberimizin sadece salat dediği gibi,  üniversiteli imamlar bilir bunu salat kelimesi ise Allah ı anmak ve dua etmek gibi bir zaman dilimidir. Hz.Muhammed toplumun geleneklerine, kültürel anlayışına değil inançsızlığına darbe vurmuştur. Din diye yapılan geleneklere ve Allah ın sözü diye iftira atmalarına düşman olmuştur.  Ayetlerde defalarca geçer Allah ı anmak en büyük ibadettir, bir işi yaparken Allah ı anmak buna dahildir. 

Geleneklerde insanların oluşturduğu kolay vaz geçilemeyen toplumu ayakta tuttan kolaylaştırıcı yapıda olduğu gibi, zorlaştırıcı ve toplumu çökerten yapıdadırda, belki bugün vardır yarın yoktur, bir geleneği korurkende her zaman demekki geliştirmeli ve ilerletmeliyiz, zekamızı tüm insanlığımızı hesaba katıp toplayıp çıkartıp medeniyet yolunda yükseltmeliyiz.



Hadisler din değildir, yok dindir diyorsanız dünyada zaten birsürü din var onlardan biri olabilir ancak, Allah ın dini sadec Kurandır inanmıyormusunuz? O halde delilinizi getirin bizim delilimiz Kuran sizin deliliniz nedir?


 Cahil olmayan, mevki kariyer ve itibar peşinde olmayan alimlerin din ve islam hakkında yorumları:

Etrafımızda İslam adına sergilenen tüm ilkellikler, çirkinlikler ve çelişkiler; kitlelere acilen, gerçek dinin anlatılmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu tip manzaralardan rahatsız olan ünlü düşünür Muhammed İkbal 1920’lerde şöyle diyordu: “Eğer biz İslam’ın bir üstün değerler sistemi olduğunu Müslüman olmayanlara anlatmak istiyorsak, onlara her şeyden önce bizim İslam’ı temsil etmediğimizi söylemek borcundayız.” İkbal’den daha önceki yıllarda yaşayan diğer bir ünlü düşünür Muhammed Abduh aynı gerçeği, kendi kelimeleriyle şöyle anlatıyordu:
“İslam denince akla problemler, çıkmazlar ve çelişmeler geliyorsa, bunun sebebi İslam değil Müslümanlardır. Müslümanların bu asırda Kuran’dan başka imamları yoktur. Ezher’de okutulan ve benzeri kitaplar varolduğu müddetçe, bu ümmet ayağa kalkamaz. Ümmeti kaldıracak ruh, ilk dönemde hakim olan Kuran ruhudur. Kuran dışında her şey; Kuran’ı bilmek ve yaşamak arasına konmuş engellerdir.” Mehmet Akif Ersoy ise Kuran’a rağmen dini yozlaştıranların oluşturduğu manzarayı bakın nasıl tarif etmiştir: “Eğer İslam’dan maksat Kuran’sa, ortada İslam diye bir şey olmadığını söylemek durumundayız. Çünkü Kuran bugün göklere çekilmiş ve yeryüzündeki İslam’ın onunla ilgisi kalmamıştır.” Arap asıllı Amerikalı Profesör İsmail Faruki aynı manaya gelen kendi tespitlerini şöyle ifade etmiştir: “İslam, ne bugünkü Müslümanların tavır ve yaşayışları, ne İslam tarihinin şu veya bu dönemi, ne de İslam adına kaleme alınan şu veya bu kitabın anlattıklarıdır. İslam Kuran’dır.”














23 Ekim 2012

Allah ın Peygambere bildirdiği şekilde Kuran

Bozulmamış ve değiştirilmemiş iniş sırasına göre son din kitabı Kuran hakkında bir yazı.. Son din (Allah'ın sözü) kitabı diye vurgulu söylememin sebebi Kuran daki hem önemli bi Ayet olması hemde, kanıtlanmış olmasıdır, aynı zamanda çok bilgili insanların bile Kuran indikten sonradan kelimelerle oynayarak başka anlamlara çekilen Ayetlerin varolduğu gerçeğini vurgulamaktır. Ayan beyan ortada olan iniş sırasıyla oynamak bunu birilerinin çıkıp kendi sırasına göre yapıpta adınada Kuran sırası demesi küfürdür, halbuki bu küfrü çokta takdir ettikleri din büyükleri denilen şahıslar guruplar zamanında işlemiştir, herkesin günahı boynuna ahirette yakalarına yapışacak elbette.

Küçük bir çocuğa üniversite eğitimi verilmemesi gibi, ya da tam tersi genç yaşta bedensel etkinliklerin öğretilip yaşlanınca bunların yapılamaması gibi, her şeyin bi nizamı vardır, bu gibi yaratılıştaki cevherleri görmüyorsan dahi dokunmayacaksın. Bilmiyorsan öğreneceksin, duymadıysan dinleyeceksin. Karşına alim mi çıktı, bilmediğim kelimeler bunlar diye reddetmiyeceksin, elbette ki hepiniz sınandınız, sizde müslümanım deseniz bile elbette ki sınanacaktınız aksi takdirde hristiyan doğmuş birinin suçu ne, ateist çevrede doğmuşun suçu ne, onlarda dedelerinin dinine tapınıyorlar sizde, anlamadıysanız, okumadıysanız, ibadette her yaratılana rest çekip kendi imanınla Yaratana açmadıysan kalbini o kalp ne Allah için çarpıyordur ne senin kalbindir. Korkularınız ve cehaletiniz, yüreksizliğiniz yüzünden başkasının imanıyla dolaşıp, şeytanın kalbinden pompalanan kanı kendi kalbinizmiş gibi dinleyerek , asırlar boyu yorumun yorumuyla üstünede hurafeler ekleyerek adı din olan alışkanlık haline getirdiğiniz başka türlü düşünemez olduğunuz bi vesvesenin içinde helak olup gidiyosunuz, şeytanın vesveseleri sizin dünyanız olmuş, ondan bi dünya yapıp ülkeler kurup gelenekler edinmişsiniz kendinize..  Hiçbir zaman sanmayın ki din adı altında yaptığınız ve dini motiflerle süslediğiniz bu biçiminiz, yaşantınız, başka dindekilerin bozulmuş yapısından farklı, sanmayın ki dine inanmayandan da sırf dini gelenek yaptınız diye doğru yoldasınız. Herkes Allah ın kanunları içinde yaşayıp, istesede istemesede medeniyet yolunda ilerlerken onun kanunlarını açıklıyor ve onun verdiği biçimin hesaplarıyla ilerliyor; aynı Ayetlerdeki gibi, ''Allah ın kuralları değişmemiştir'' bunu anlamayıp sordunuz çoğunuz nası yani birsürü kutsal kitap indi hepsi değişik dediniz, halbuki Allah ın kanunları sizin elinize verilmiş öğütler değildir ki, iş böyle olmadığı halde o öğütleride değiştirdiniz ve ne kadar acı ki kendi öğütlerinizi dinliyor ve Allah ın öğütlerini bi kenara atıyorsunuz.  Zalim adını dindar koyunca ona karşı naziksiniz, üstelik o zalim ne kadar cahil olursa o kadar saygılısınız. Sizin gibi tağutun yolunda gidenler, işin aslı son dinin yurtlarında doğsalar bile Peygamberlerden beri aynı yörüngede hiç sapmaksızın dönüp durmakta. Medeniyetin şaşırtmadığı tam aksine medeniyetle dahada şuurlarını yükselten alimler tarafındansa tanındığınızı hiç bilemiyosunuz onlar karşısında sanki siz cennetlik büyük insanlar onlar yanlışa sapmış müslümanlar , burada doğru olan bişey varsa o da sizin zavallı oluşunuzdur. Siz eşekklere benziyosunuz. Sırtındaki yükün ne olduğunu bilmeyen, bağıran, çirkin sesler çıkaran... müslümanım diyor kitapta yazanın dışında hurafelere, geleneklere tapıyorlar, putçuların cahiliye devrinden beri şekli değişti ancak eşeklikte baki kaldılar.  “İnsanlar madenlere benzer. Sizin putperestlik devrinde yapısı temiz olanınız, İslam devrinde de öyledir.” (Hz. Muhammed)

Cahiliye devrindeki putçuların, dine inanmayanların, yahudi veya hristiyanların dindarları ve yobazları, günümüzde de islamın yobazları olup çıkmışlardır, değişen tek şey en doğru ve kapsamlı dini anlamadıkça saklanmalarıdır, o örtünmelerinin aslı bundandır, çünkü namus ölçütü niyettedir. İnsan bilmediğinden korkar, korkuları bundan, Allah ı bilen Allah korkusu olan bunlardan korkmaz, ilim öğrenmekten korkmaz, kafasındaki hurafelerden bilmem ne efendinin uydurduğu sözden korkmaz. Küçük çocuğun korktukça saklandığı örtüden başka bişey değil yaptıkları, orda sandıkları korkular yok, cehaletin yarattığı dehşetten korkuyorlar ama saplanıp kaldıkları yer yine orası cehalete tutunuyorlar. Hatta hadis dedikleri ve diğer uydurdukları, iyi olsa bile Peygambere atfettikleri çoğu hurafe ile büyüyen çocukların korkuları o kadar fazladır ve o kadar doludur ki beyinleri bunlarla, bu perdeyi aralayıp Allah ın sözlerinin doğruluğunu ufukta hissetme şansları bile olmuyor. Bunların kulakları tıkalı, gözlerinde de perde var ve çoğu açmamaya niyetli, işte en başta o niyetten yargılanacaksınız. O niyet değil mi hristiyanı bi kere Kuran ı açıp okumaya itmeyen ruhu. İşte böyle anlayın ki Allah ın kuralları değişmez ..

Kutsal Kitabımız Kuran indiği zaman araplar ve o yöreler bizim bu günkü en özgür yaşayışta olan ve hatta eğlence alemlerinin olduğu semtleri bile buna katsak tüm bunlardan çok çok beter bi düzen içerisinde ucube bi yaşantı sürüyorlardı, en başta eğitim yok, insanlar çırılçıplak dolaşıp, kadınlarda orası burası gösterilerek satılıyor, kimiside kendini pazarlıyordu, o zamanın çıplaklık ölçütüyle şimdikide aynı şeyler değildir, o zaman çıplaklık ar namusun satıldığı ve tüm vücudun özel bi bölgede değil heryerde çırılçıplak dolaşıp parayla satılmak adına bunun böyle yapılmasıdır. İnsanın satıldığı, ''insan'' yani bilincin şuurun kulluğun namusun aklın terbiyenin ahlakın arkadaşlığın dostluğun satılmasının bi özeti şeklindedir, işte insanlar bu gibi insanlığın en saf en çıplak hallerini satıyolardı. Kötü ve ahlaksız, eğitimsiz, kendine dindar putçuların, yahudi, hristiyan veya diğer dinde olan dindarların olduğu, kötülükte birleşmiş uydurdukları dinin esiri olmuş cahil insanların kaynadığı bi cehennem yurdu idi. Bugünkü Türkiye deki en kötü diye suçlanacak yaşamlardan katlarca alçak ve iğrençtiler, çölün ordan oraya savurduğu, insan onurunu zedeleyen inançların ve geleneklerin olduğu, zalimlerin din büyükleri olduğu bir çağdı. Kadınlara kötülük yapan, namusuna laf eden, iftira atan insan müsvettelerinin hat safada olduğu tam bi yıkımın yaşandığı, insan onurunun hiçe sayılıp cehalet ve kişisel çıkar mevki peşinde koşan krallıkların, dikta yönetimlerinin ve zalim beylerin, paşaların konrolünde, herhangi bir toplumsal ahlaki kuralın veya eğitimle gelen insanlığın terbiyenin yaşanmadığı bi cehennem yurduydu. Biliyorlardı ki zamanının güçlüleri ve yenilmezleriydiler ve inançlarından emin mağrurdular, çoğunlukta ve yöneticiydiler. Ancak günün birinde bu ülkelerin çoğu düşmanın tokatlarıyla şamar oğlanına dönüp kendilerini kuyunun dibinde buldular.


İşte tarihi olarak o sıralarda bu sırayla inen Allah ın Ayetleridir aşağıdakiler. Elbette sizin bilmediğinizi Allah bilir, durum böyleyken bile bile niye sapıtıyor bu insan, elbette ki Allah en doğrusunu gerçek sırayı bilendir, insan kalbini ve yarattığını en iyi bilendir. 


 Alak 1
 Kalem   2
 Müzzemmil 3
 Müddessir 4
 Fâtiha 5
 Tebbet 6
 Tekvîr 7 
 A’lâ 8 
 Leyl 9 
 Fecr  10
 Duhâ  11
 İnşirâh  12
 Asr  13
 Âdiyât 14
 Kevser 15
 Tekâsür 16 
 Mâ’ûn  17
 Kâfirûn  18
 Fil 19 
 Felâk  20
 Nâs 21
 İhlâs 22
 Necm  23
 Abese  24
 Kadr  25
 Şems  26
 Bürûc 27
Tîn  28
 Kureyş  29
 Kâri’a 30 
 Kıyâme 31 
 Hümeze  32
 Mürselât 33 
 Kâf 34 
 Beled 35 
 Târık 36
 Kamer 37 
 Sâd 38
 A’râf 39
 Cin 40
 Yâsîn 41
 Furkân 42
 Fâtır 43
 Meryem 44
 Tâ-Hâ 45
 Vâkı’a 46
 Şu’arâ 47
 Neml 48
 Kasas 49
 İsrâ 50
 Yûnus 51
 Hûd 52
 Yûsuf 53
 Hicr 54
 En’âm 55
 Sâffât 56
 Lokman 57
 Sebe’ 58
 Zümer 59
 Mü’min 60
 Fussilet 61
 Şûrâ 62
 Zuhruf 63
 Duhân 64
 Câsiye 65
 Ahkâf 66
 Zâriyât 67
 Gâşiye 68
 Kehf 69
 Nahl 70
 Nûh 71
 İbrahim 72
 Enbiyâ 73
 Mü’minûn 74
 Secde 75
 Tûr 76
 Mülk 77
 Hâkka 78
 Me’âric 79
 Nebe’ 80
 Nâzi’ât 81
 İnfitâr 82
 İnşikâk 83
 Rûm 84
 Ankebût 85
 Mutaffifîn 86
 Bakara 87
 Enfâl 88
 Âl-i İmrân 89
 Ahzâb 90
Mümtehine 91
 Nisâ 92
 Zilzâl 93
 Hadîd 94
 Muhammed 95
 Ra’d 96
 Rahmân 97
 İnsan 98
 Talâk 99
 Beyyine 100
 Haşr 101
 Nûr 102
 Hac 103
 Münâfikûn 104
 Mücâdele 105
 Hucurât 106
 Tahrîm 107
 Teğâbun 108
 Saff 109
 Cum’a 110
 Fetih 111
 Mâide 112
 Tevbe 113
 Nasr114

29 Mayıs 2012

tsk cemaati

Devlet gücüyle, hükümet eliyle, dini istismarla, cahil milletle herşey yobazın şerefsiz terazisine bırakıldı.

 Ülkede silahlı kuvvetler cemaatleri oluştu, kolluk kuvvetlerde cemaatleşti, yaparken gördük askerliğin yobaz elemanlarını ve önceden gelen askeri sistemdeki saçma düzeni, ee cahil yönetimleri cahiller ele geçirir günün birinde ..   Ülkemiz tarih boyunca cehaletten çekmiştir, alçak düşmandan değil, düşman her zaman cehaletten dürüst ve ahlaklı olmuştur. O düşmanlığını yapar asıl sen kendi tarihini, dinini biliyormusun şayet ben tarihi beşyüzden fazla kitap okudum, Kuranı defalarca yalnız Kuran diyorum dikkat edin arapça demiyorum, hurafeleri hiç katmıyorum. Bu cahillerin ne yapmakta oldukları belli, sinsice ilerledikleri yer İran gibilerle bir olup çok büyük bir savaşa hazırlanmak, diğer yandan ülkenin egemenliğini ele geçirip hurafeleriyle ülkeyi yönetmek..   Bir savaş çıkarsa batının, japonun, çinin, amerikanın medeniyet yoldaşı olmak en iyisi, bunlara stratejik ortaklık deniyor, sürekli yaptığımız şey kafanız karışmasın.  Cehalet en büyük düşmandır. Peygamberler ülkesini rezil eden ahlaksız insanlarla, yanlış teraziyle, insanlara saygısı olmayan cahillerle, parasıyla diğerlerini ezen burjuvayla savaşmıştır. Yoksa zengin olmayı kendileride ahlaklı yoldan yapmışlardır. Ortadoğuda büyük bir savaşın çıkacağı söylenip durur son dönemde tarihi bilen biri için herşey belirgin, ancak fazla beklendikçe tehlike dahada artmakta, ülkemizdeki gençler bu adilerin dümeninde dönüşü olmayan şehidi olmayan savaşa yazılacaklar. 

Bir ülkede eğitim, kültür ve medeniyet yolunda askeri otoritenin savunma mekanizması olabilir, ancak büyük tehlike silahı olan kuvvetlerin yobazlaşması, cemaat haline gelmesidir, bu büyük tehlikedir. Elbette büyük ülkelerle girişilecek savaşlarda tarihte cemaat tipi asker ve komutanlar hep hüsrana uğramıştır.  Hani denir ya sultan süleymanın adaleti diye aynen öyle Tanrının kendini değiştirmeyene bişey yapacağı , ödüllendireceği yokAtatürk ün adaleti gelmeseydi ülkede yobazlar şimdi hristiyandı, kimiside fuhuş sektöründe çalışıyordu, bugün bunlar önemli yerdeler halbuki. Diğerleri nasıl kurtulmuş emperyalizmden diye masal  anlatırlar,  Afrikadan hindistan a hiçbirininde mücadelesi tutmayacaktı yüreklendiren ve fikirleriyle uyandıran Atatürk olmuştu, o zamana kadar nerdelerdi, İngilizi, Fransızı onlardan çocuk yaparken soysuzları soylandırırken cahillik domalıp bekliyordu. Kurtuluş savaşında da ilk domalan dinci cahil kadro oldu, aklı başında Allah diyen, cennet, iyilik, insanlık, vatan diyen hep karşı durdu içteki ve dıştaki düşmana, ülkedeki en şerefsiz güruh olan yobazlar kadrosununda üç paralık şerefini kurtarmış oldular. Günümüzde hilkat garibesi beyinleri olanlar devlet kadrosunda ve silahlı kuvvetlerde yuvalanmışlar, yani devletin birsürü organı kanser olmuş, tıbbi müdehale gerekiyor, doktor bol nasılsa ..

Harp Okuluna alınırken duyduklarımız şöyledir: Yobaz ve şerefsiz kadro tüm gücüyle kayırmacılıkta adilikte iş başındadır, ve kendilerinden önceki Atatürk ten beri gelen askeri teşkilata ajan kadrosuyla beraber hakaret edip durmaktadır, eğitimli üst rütbelerse daha masum olsalarda araştırmacılıkta ve farkındalıkta başarısızlar.  Sürekli olarak gerçek burjuvaları laflarında savunan bu kadroların nerelerden beslendiği bellidir. Ülkedeki en büyük zenginlerin yüzde biri ya da binde biri asker bile değilken, bunlara göre sadece maaşıyla geçinen üst rütbeler ülkenin parasını yemekte, Atatürkçüleri darbeci olarak nitelemekteler, halbuki darbeci kadro Atatürk ten sonra türeyen ve güçlenen sosyalist kadrodur, tutucu dar fikirli ve özgürlüğün ö sünü bilmeyen aptallar kadrosu.. Bunlar sosyalizmden önce rusçulardı, ülkemizdeki liberallerin liberal değil amerikancı olduğu gibi. Milletin içindeki piç ve soysuz kadro her suçu askeriyeye atmakla beraber, kendi mesleklerinin içindeki şerefsizliği saymaktanda uzaktırlar, bunların sözlerine baktığın zaman yok ast üst ilişkisinden yakınılır yok emir komuta saçmalığı ee askerlik diye bişey olmasın o zaman, herkes bunu ister değilmi , kaldır o zaman, ama bu işe başlarken bu ülkeden başlamayında ... kendi geldikleri yaşadıkları iş dünyasındaki şerefsizlikleri, dolandırıcılıkları, çıkarcılıkları bir anda unuturlar, patronların emir komuta bağırıp çağırma gibi bir mesleği olmadığı halde daha beterini yapan vardır, askerin mesleği bu dünyanın her yerindede öyledir,  vallahi billahi bunlar ya kürtçüdür, ya ermeni milliyetçisi ya diasporaların kirli oyuncakları ...   içlerindeki yoz ve dinsiz dincilikleri ile nefretlerini şeytanın kucağında oturarak kusmaktadırlar. Bunlar babadan ve soydan gelme gerzek oldukları için kuşaklar boyu zengin ailelerden bol paralı oldukları halde birsürü subay çıktığınıda bilmez, vatan millet sevgisini anlayacak şerefleri yoktur, ahlaksız karakterli yavşak tiplerdir.  Bunlar Kuran ömürlerinde bir kere okumadıkları halde din satıcılarının yetiştirdiği cahil ailelerin şerefsiz çocuklarıdır. Bu ülkede yaşayan herkes Türk tür, çünkü ülkenin adı Türkiye dir, Türk olmamak için başka ülkeye gitmen lazım, oranın vatandaşlığına girmen gerekir.

   Ülkemizde yeni subayların, çavuşların ve astsubayların çoğunluğu cahil cüheylan ahlaksız cemaat gavuru. Tüm bunlarla birlikte tabiki onları kayıran üst düzey rütbelilerde var, ancak bi bakıyosun kürtçüsü, ermenisi, ve yurt dışından askerlik bahanesiyle gelen ajanı hepsi olması gereken yere cukkadanak geliyo, rahat bi askerlik mi birileri hazırlıyor, biyerlerden bişeyler mi sızdırılacak pat orda çıkıyo askerlik, tak oraya gönderiliyo .. üst yapıda da çoğu şey bozuk yani. Yine astsubayların dini bilmez dincileriyle kayırıp durdukları yobaz askerler, diğerlerine zor işler kendi gibilere kayırmacılık, üstelik bunlar ne kadar cahil saygısız  vatan vazifesine yakışmayan umrundada olmayan alçak tipler olursa o kadar hoşlarına gidiyor, çünkü kendileride öyle. Bu cemaat gavurlarının tek işi kendi fikrindeki kendisi gibi şerefsiz tiplileri kayırmaktır. Yaşamın diğer alanlarında da görürüz bunları , bunlar kendi gibi yoz ve adi tipteki insanların görmüş geçirmiş kanaatine varıp kendileri gibi suçlu, şerefsiz kaba saba suratları severler.  Asker önceden kendine fazla güvenirdi ele geçirilemeyeceğini sanırdı, ancak herşey tabanda başlar, cahil yetiştirilen, özgürlükten yoksun halk, tutuculuk insanı sömürdükçe hurafelerde arar gerçeği insan.           

Tüm bunlarla birlikte askere küfredip aşağılayanları incelediğimizde çoğunluğunun doğulu olduğunu görürüz hatta kürt oldukları bilinir. Bunlarda askerin moralini ve kutsal eğilimlerini kırmak, fırsat ayağına gelmişken Türk Milletine ve askerlerine kinlerini kusup taktik olarak zayıflatma gayesindedir, bu ibneleri elbette her türlü yoldan uzaklaştırılması ve askerlik mesleğine son verilmesi gerekir, ya da bunlar direk terörist karşısına silahsız çıkartılmalı en iyisi .. kelimelerin titreşimleri elbette anlatır kendisini hissettirir yapılamaz gibi görünsede bazı şeyler. Gücünü kendini kollayan emperyal ajan üst rütbelerden,  cahil şerefsiz ailelerinden ve karadelik gibi götlerinden alan yobaz dinci düşük rütbeli komutan sıfatlılar eğitimli askeride kendisinden aşağı göstermeye çalışarak hayattaki beş kuruşluk canının değerini kanıtlama çabasındadır sanki.


  Askerlik sistemi ülkemizde hatalarla büyük yanlışlarla sürüp durmakta.  Sistem belasını bulmuş ancak şimdi bu mikropların aşısını bulacak bir dahi yok mu, bu gibi durumlara bağışıklık kazanmış ülkeler, gerçekler nerde ..

09 Mayıs 2012

ırkçılık saçmalığı

 IRKÇLIK

ırkçılık saçmalığın şöyle bir araştırdığımızda değişik genetiklerle karışmanın sorun olacağı hurafesiyle daha güzel görünüşteki ırk yapısında bir millet hayalidir,  ancak cahiller milliyetçi olan birini ırkçı olarak yorumlayarak adı milliyetçilik olmayan içeriği milliyetçi olan düşüncelerini dayatmaktadırlar.

  Sonuçta en iyi ırkta olurda aşağılık yaşantısından kurtulamaz, belki gözle görülmeyen bir beyinsel geriliğide vardır, bilindiği kadarıyla beynin özellikleri ve genetik değişimleri olağan üstüdür, çok süper görüntülü bir insanın beyinsel gelişmişliği vasatsa bu onun insani değerindeki yoksunluğu dolayısıyla , eksikliği gösterir.


Bu nedenle stormfront.org gibi sitelerin saçmalıkları gçersiz kalmaktadır. Türkler mesela birsürü ırktan oluştuğu gibi, moğol ırkından değil beyaz temli çekik gözlü olmayan gelişmiş genetik yapıdaki asya toplumlarından gelmiştir, hatta dahada önceleri bildiğimiz orata asya tipinden çok başkaydılar,  milattan önceki yıllarda Türklerin beyaz tenli özellikleri renki gözlü, sarı saçlı halkları çok dikkat çekicidir, hatta çin kaynaklarında en eski yazılarda Türklerin sadece renki gözlü, çok zeki savaşçı bilge kişiler olarak tanımlanması vardır. Bu en eski kaynaklardır, sonra bu halk diğer halkları bir araya getirip asırlarca karışmıştır ve şimdiki amerikalıların zenci olması gibi zamanla genetik değişimlerle çeşitlenmiştir.

Türklerin ırkına çamur atmak isteyen dangalaklarda kendi aptal ırkçı anlayışlarının esiri olmaktalar, böylece aslında kendi ırklarını küçültüyorlar çünkü, Türklerin genetiğinde  avrupa da sıkça görülen ırkların genetiği mevcuttur, çünkü Türkler karışıktır. Ancak sadece fransa da yapılan araştırmada bile araplarda afrikalılarda görülen çok ırka rastlanmıştır ve beyaz tenli olabilmektedir çokları.

Yani üstün ırk değil tam açılım aslında şöyle olmalı ki daha iyi cevap verilsin yardımcı olsun diye söylüyorum, üstün genetikten oluşmuş millet , anlayış aslında budur, bu açıklıkta düşününce kavramı daha iyi cevap verilir. Çünkü her genetiğin çok farklı özellikleri vardır, sağlıklı bir zencinin sağlıksız bir beyaza karşı, çok üstünlüğü vardır, kimi zencinin zekası gelişmiş olabilir ancak çoğu beyazın zekası vasattır, dolayısıyla beyazların daha iyi zeka isteyen işlerde performansı iyi olsa bile zenci ırkların çeşitleri avrupanın çin e kadar olan genetik farklılıktan daha fazla değişik farklar vardır, bu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Hepsi ten olarak koyu ancak genetik olarak hem beyin hem kabiliyet bakımından çok çok farklıdır.

 ırkçılık kendi milletini genetik yönden üstün görmektir, ahlak, dini veya insanlık, erdem falan tartışmaz, tartışıyorsa ırkçılık dışı bir söylem olur aslında ama bu salakça tutumuda sergiliyorlar. Bunun dışında üstün ırkın araştırılması için yarışma düzenlenmeli, madem ırk üstün çalışma eğitim bilgi değil o halde rastgele 100 kişi toplanır ve bilgi değil zeka testine tabi tutulur, ya da madem güzellik bir ırkı ileri yapan bir özellik o halde beyoğlu gibi bir yerden bir gün boyunca güzel 100 kişinin fotoğrafı çekilir, birde üstün ırk biziz diyen küçük avrupa ülkelerinden bi sokaktan karşılaştırılır.

Bunundışında bir ırkın üstünleşmesi kavramı olabilir, ancak bu ırk anlamında ideolojik kökenli olduğu müddetçe dışlayıcı olarak anlaşılır dolayısıyla, kendini üstün ırk kabul etmeden genetik yönünden üstünleşmeye girişilebilinir. Bu ırkçılık değildir çünkü ırkçılık kendi milletini genetik yönden üstün görmektir,  bir ülke insanlarının genetiğini yükseltmeye çalışıyorsa, genetik mühendisliği falan çalışmalar yapıyorsa bu bilimsel ideolojik olmayan vatansever, akılcı, içinde sağlık, bilim, yararlılık yatan bir anlayış olabilir. Kısaca bilimsel bişeydir. Yani ülke olarak genetiğimizi dahada yükseltecek bilimi ilerletmeliyiz.

20 Mart 2012

Dini giyim kuşam nedir

Dini giyim kuşam şudur diye bişey İslamda yok, eğer islam şunun bunun sözleriyse var,
 ama Kuran daki din ise yok,
 yani sana gömlek giy tişört giy giyme diyen yok,
 böyle bir ayet yok.
 -- Dini şu günahtır bu günahtır diye zorlaştırmayın,  kendinizce helal haram uydurmayın
 diye ayetler var, hurafeler değil, niye yüz çeviriyorlar, çünkü içlerinde yok,
 tak örtüyü uç cennete.. 

başka dinlerde var mı bilemem, ben müslümanlardanım, hristiyanın, katoliğin, yahudinin, bilmem nenin türbanı, örtüden putu, çarşafı enterese etmez bizi, ancak bu adetleri çok sevenler olmuş tarih boyunca
şimdi bunlarla çekişip duruluyor, tak örtüyü uç cennete ..

iki hurafe gevele ağzında,
Kuran okumayı yarım yamalak arapça mırıldanmak san
uç cennete ..

Kuran okumak anlamaktır, Kuran anlamaktır. Anlamadığın bir dilde bişeyler zırvalamak, harflerin sesine, tuaf melodisine tapınmak değil, insanlar inanmaya gelince ineğe bile tapınıyor, onlara kutsal bir varlıkmış gibi geliyor, herhalde gübreside mis kokuyordur onlar için ...

anlayan anlar anlamayan zaten asırlar geçsede anlamaz ..

15 Ocak 2012

büyük pislik

Bu ülkedeki en büyük pislik hep dindar kisfesi altındaki dinciler olmuştur ve tabiki onların kirli oyunları, tarih bunu kanıtlamıştır.

Ayetlerde, akıllarını kullanmayan toplumların başına pislik yağar, diye açıkça belirtilmiştir, ancak bakıyorsun amerikan yapımı ampul iktidarıda kendi aklıyla değil dış güçlerin aklıyla hareket ediyor, diğer yandan bilindik klasik hurafelerle. Peki hiç başarısı yok mu, gerçekçi soğukkanlı düşünenlerden biri olarak başarılarını sayabilirim, paradan sıfırların atılması, sigara yasağı, ufak tefek düzenlemeler, ancak bunlar sadece rötüşleme sağlam tek şey vardır üretim aksine üretimi çoğu sektörde çöktü, yabancının direktifleriyle ülke için kutsal olan bir değerde yani üretimde bağımlı hareket ediliyor.

 Büyük patronların ve özellikle kendi yandaşı büyük patronların etrafında üretimi parselliyorlar, herkes üretim yapamıyor 

bu kadar ..

ahmet, mehmet üretim yapamıyor

sorun budur!

herkes ü r e t i m yapa mııııııııı yoooooo...

bürokrasi kazığını kendi koltuklarından kaldırdılar, milleti üstüne oturttular

zengin daha zengin oluyor

 neden

 herkes kafe açarsa hatta daha önemlisi,

 herkes üretim yaparsa

 büyük potronlardan kim alışveriş yapar

miilet kurban yerine konuyor, ama bismillah diyip kesmeden öncede uyuşturucuyu enjekte ediyorlar ki anlamasın, kimsenin sesi çıkmıyor, kurbanlık koyunlar gibi,  koyunlar yanındaki koyun can verirken o ot yemeye devam eder algılamaz, ya aynen bunun gibi ,

çünkü koyunun

aklı yok, akıl vereni yok, şuursuz dolanıyor ..

koyunun benlik bilinci yok!

sütünü sağ, yününü kırp ..

kaç kişi okudu