derin tarih
Ermeni soykırımı tezinin temelleri çürük
Amerika`nın, soykırımı alanında önde gelen akademisyenlerinden biri tarafından yazılan bir kitap, Ermenilerin soykırımı iddialarının dayandığı temellerin son derece çürük olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.Bu eserin yazarı olan Massasuchets Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Guenter Lewy`nin, kitabında ulaştığı sonuçları özetlediği makale, `The Middle East Quarterly`` dergisinin Sonbahar 2005 sayısında `Revisiting The Armenian Genocide/Ermeni Soykırımının Yeniden İncelenmesi` başlığıyla yer aldı. Makalenin tercümesinin Zaman`ın `Yorum` bölümünde `Soykırımının belgeleri nerede?` başlığıyla yayımlanması, ülkemizde bu konuda cereyan eden hararetli tartışmalara ışık tutan yararlı bir katkı oluşturdu.
`Profesör Lewy`nin makalesi, I. Dünya Savaşı sırasındaki Ermeni ölümlerinin önceden planlanmış ve kasıtlı katliamlar olduğunun kanıtlanamadığını, bu nedenle de Osmanlı Devleti`nin Ermenilere soykırımı uyguladığı yolundaki suçlamaların geçersiz olduğunu ortaya koyan bilimsel bir çalışma niteliğini taşıyor.` (1) Hemen belirtelim ki, dünyada sayıca çok az bilim adamı soykırımı konusunda Guenter Lewy düzeyinde bir uzmanlığa sahip olabilir. Bunun nedeni de, Almanya`da doğan ve ailesinin büyük bir kısmını Nazi soykırımında kaybeden ve imha kamplarından kurtulan Lewy`nin soykırımı afetini bizzat ve tüm travmasıyla yaşayan bir kişi olmasıdır. (kimin soykırım yapıp yapmadığını çok iyi değerlendirebiliyor, soykırım nedir ne değildir bunları yaşıyarak ve araştırarak öğrenmiş)
Amerika`da öğrenimini yaptıktan sonra Profesör Lewy bilimsel yaşamını soykırımı araştırmalarına adamış ve birçok eser yayımlayarak bu alanda saygın bir otorite konumunu kazanmış bulunuyor. Yabancıların kafasındaki Soykırımı iddiasını kökünden sarsıyor. Profesör Lewy`nin makalesinde, Ermeni tezlerine kanıt olarak ileri sürülen kaynak ve belgelerin asılsız ve mesnetsiz olduklarını ortaya koymuş olması, Ermeni soykırımı iddiasını kökünden sarsacak bir ağırlığa sahiptir. Lewy bu bağlamda soykırımı tezinin şu üç temel dayanağının geçerliliğini çürütüyor: Birincisi, Mütareke döneminde kurulan Osmanlı askeri mahkemelerinin, tehcir sırasındaki Ermeni katliamlarının İttihat ve Terakki hükümetinin talimatları uyarınca gerçekleştirildiğini ortaya koyan kararları. İkincisi, katliamların sistemli bir şekilde ve gizlilik içinde Teşkilat-ı Mahsusa adındaki örgüt tarafından İttihat ve Terakki üst düzey yetkililerinin Ermenileri yok etmeyi öngören planları uyarınca yapıldığı. Üçüncüsü de, katliamlar hakkında Aram Andonyan tarafından Talat Paşa`ya atfedilen şifre talimatların soykırımı kasıt ve niyetini kanıtlayan gerçek ve güvenilir belgeler olduğu.
Ermeni tarihçi ve yazarlar, İtilaf Devletleri`nin baskısıyla oluşturulan ve Divan-ı Harb-i Örfi denilen fevkalade yetkilere sahip askeri mahkemelerin, tehcire ilişkin suç iddialarıyla yargılamış olduğu İttihat ve Terakki fırkası lider ve mensupları ile kamu görevlilerini idam da dahil çeşitli cezalara çarptıran kararlarını, soykırımı iddiasını kanıtlayan temel belgeler olarak görürler. Kukla askeri mahkemeler Guenter Lewy ise makalesinde, söz konusu mahkumiyet kararlarının hukuk ve adaletle hiçbir ilişkisi olmadığını ortaya koyarak bu görüşü çürütüyor. Lewy bu bağlamda, işgal altındaki Osmanlı Devleti`nin askeri mahkemeleri tarafından alınan bu kararların, tamamen siyasi amaçlı olmaları ve doğruluğu denetlenmemiş belge ve tanık ifadelerine dayanmaları nedeniyle de ciddi ve güvenli kanıtlar olarak kabul edilemeyeceklerini vurguluyor. Ayrıca, bir yandan iktidara gelen Hürriyet ve İtilaf partili hükümetlerin İttihatçılara karşı kin ve intikam hisleriyle hareket etmelerinin, öte yandan da İngiltere başta olmak üzere İtilaf Devletleri`nin Osmanlı Devleti`ni parçalama planlarının (Doğu Anadolu`da bir Ermeni devleti kurma), kararların adaletsiz ve siyasi amaçlı çıkmasına yol açtığının altını çiziyor. Lewy`nin görüşleri gerçekleri yansıtıyor. Mütareke döneminde işbaşına gelen on Osmanlı hükümetinden sonuncusu hariç olmak üzere hemen hepsi, İtilaf Devletleri`nin isteklerini yerine getirmek için Divan-ı Harbi Örfi`leri `hukuki bir kamuflaj` olarak kullanmışlardır. İşgal komutanlığının her cezalandırmak istediği kişi hükümet tarafından derhal tutuklanıp yargılanmak üzere Bekirağa Bölüğü`ne gönderilmiştir. Esasında İngilizler, tutuklamaların olduğu kadar, yargılama ve ceza verme sürecinin de baş takipçisi ve yönlendiricisi olmuşlardır. Divan-ı Harbi Örfi`de yargılanmakta olan Hüsamettin Ertürk`e, o andaki mahkeme reisi olan Nemrut Mustafa Paşa`nın şu ifadeleri mahkemenin iplerinin kimlerin elinde olduğu hakkında açık bir fikir vermektedir: `Seni pek iyi tanıyorum. Namuslu ve dürüst bir askersin. Askerlikten başka bir işle meşgul olmadığına kaniim. Fakat işgal altında çalışan bir Divan-ı Harb, vicdanından ziyade hisleriyle hareket eder. Bu bize yukardan gelen emirdir`. (2) Divan-ı Harb-i Örfi`lerin kurulması Lewy`nin argümanlarının gerçeğin ta kendisi olduğunu anlamak için, mütareke dönemindeki İstanbul`un içler acısı manzarasına bir göz atmak yeterlidir. Osmanlı Devleti için teslimiyet ve esaret belgesi olan Mondros Mütarekesi`nin imzalanmasından kısa bir süre sonra düşmanın devasa deniz filosu Boğaz`a demirlemiş ve 13 Kasım 1918`de Osmanlı başkentini işgal etmişti. Karaya çıkan İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ve Amerikan subay ve askerleri `doğal müttefikleri` Ermenilerle Rumlar tarafından çiçeklerle karşılanmışlardı. İşgalle birlikte Osmanlı Devleti`ni oluşturan tüm unsurlar bölücülüğe ve bozgunculuğa başlamışlar, İstanbul binaları, `Pontus Cumhuriyeti`, `Kürt Krallığı`, Klikya Ermeni Krallığı`, `Çerkes Teavün Cemiyeti`, `Başkım Arnavut Birliği` gibi tabelalarla donanmıştı. Bu ortamda hak ve hukukundan söz edilmeyen ve aşağılananlar sadece Türklerdi. Meclis-i Mebusan`da da Rum ve Ermeni mebuslar gemi azıya alarak Türk`e karşı besledikleri tüm kin ve nefreti açığa vurmakta gecikmemişlerdi. Ermeni mebuslar Rumların da desteğiyle verdikleri önergelerle tehcir ve katliamlar konusunda suçlularının saptanıp cezalandırılmasını gündeme getirdiler. Esasen, azınlıklara karşı `zulüm ve katliamın` sorumluları da dahil olmak üzere, savaş suçlularının yargılanarak cezalandırılması, İtilaf Devletleri`nin önem verdikleri bir husustu. İşte bu ortamda, Sultan Vahdettin ve Damat Ferit Paşa, savaşın suçlarını ve `Ermeni katliamlarını` İttihatçıların sırtına yüklemek ve İtilaf Devletleri`ne yaranmak suretiyle Paris Barış Konferansı`nda barış şartlarını yumuşatacakları umuduna kapılmışlardı. Bu amaçla ülkedeki örfi idare koşulları ileri sürülerek Dıvan-ı Harb-i Örfi`ler kurulmuş ve bunların hızlı yargılamalarla kısa zamanda çok adette suçluya ağır cezalar vermeleri beklenmişti. Adalet maskaralığı Ne var ki, mahkemelerin suç unsuru bulamamaları nedeniyle yargılamalar aylarca sürmüş ve İttihat ve Terakki mensuplarının ileri gelenlerinin topluca ve istenildiği şekilde cezalandırılması mümkün olmamıştır. Bu durumdan son derece rahatsız olan Damat Ferit, 5 Nisan 1920`de dördüncü kez sadrazamlığa gelmesini fırsat bilerek `Nemrut veya Kürt` Mustafa Paşa Divan-ı Harbi olarak bilinen olağanüstü yetkilere sahip bir mahkeme kurdurmuştur. Bu mahkeme, 26 Nisan`da yayınladığı `Divan-ı Harplerin Teşkilat ve vazifeleri` hakkındaki bir kararname ile sanıkların savunma ve avukat tutma haklarını ellerinden almıştır. Ayrıca, mahkeme halka açık olmayacak ve kararları temyiz edilemeyecektir. Bu nedenle bu mahkemede yargılanan birçok sanık savunma hakkından mahrum edilmiştir. Ayrıca, sanıklar hakkında Ermeni ve Rum tanıkların suçlayıcı ifadeleri, doğrulanmalarına lüzum görülmeden gerçek kanıtlar olarak kabul edilmiş ve bu şekilde yapılan yargılamalar sonucunda sanıklar idam da dahil olmak üzere çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Nemrut Mustafa Paşa mahkemesinin Bayburt Ermeni tehciri sanığı Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey hakkında iki ayrı çelişkili karar alması bu adalet maskaralığını çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Nusret Bey önce 4 Temmuz 1920`de kürek cezasına çarptırılmış ve bu karar mahkeme heyeti tarafından imzalanmıştır. Buna rağmen, Nemrut Mustafa mahkemenin 20 Temmuz celsesinde Nusret Bey`i idama mahkum ettiren bir ikinci karar aldırmış ve astırmıştır. Bilahire yapılan adli inceleme Nusret Bey`in tamamen suçsuz olduğunu ortaya koymuştur. (3) Divan-ı Harp kararlarının bozulması Profesör Lewy`nin makalesinde ele almamış olduğu can alıcı bir nokta var. Bu da, Damat Ferit Paşa`nın istifasından sonra 21 Ekim 1920`de yeni kabineyi kuran Osmanlı Devleti`nin son sadrazamı Tevfik Paşa`nın, hukuk dışı işlere göz yummayı reddederek Divan-ı Harb-i Örfi`lerin iki yıllık icraatını incelemeye aldırmasıdır. Bu amaçla Tevfik Paşa, çok adette haksız karara imza attığı basın tarafından da yoğun şekilde işlenen Nemrut Mustafa Paşa`nın görevine son vererek yerine Hurşit Paşa`yı atamış, ayrıca mahkeme kararlarına karşı temyize başvurma hakkını getirmiş ve Harbiye Nezareti`ne bağlı Divan-ı Temyiz-i Askeri`yi kurdurtmuştur. Haklarında mahkumiyet kararları verilenlerin dosyaları temyiz heyeti tarafından incelenmiş ve sonuçta Divan-ı Harb-i Örfi kararlarının hemen hemen hepsi bozulmuştur. Bu şekilde Nemrut Mustafa`nın adalet adına yaptığı haksızlık ve rezillikleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir. Görüleceği üzere, `Divan-ı Harb-i Örfi mahkemelerini Osmanlı Devleti`nin hür iradesiyle birtakım gerçeklerin ortaya çıkması için kurduğu bağımsız ve adil bir kurum olarak görmek mümkün değildir.` (4) Bu nedenle, anılan mahkemelerin geçerlilikve meşruiyetten yoksun kararlarının soykırım tezine kanıt olarak ileri sürülmesi boş ve anlamsız bir çaba olmaya mahkumdur. Lewy makalesinde, katliamların Teşkilat-ı Mahsusa tarafından gerçekleştirildiği yolundaki iddiaların çürüklüğünü de ortaya koymaktadır. Bilindiği üzere Ermeni tarihçilerle yazarlar, İttihat ve Terakki`nin Merkez Komitesi tarafından yönetilen Teşkilat-ı Mahsusa üyelerinin İmparatorluk topraklarındaki değişik cezaevlerindeki katiller ve idam mahkumları arasından seçildiğini, bu canilerin silahlı eğitime tabi tutulduktan sonra çeteler halinde gruplaştırılarak doğudaki eylem alanlarına Ermeni tehcir kafilelerini yok etmek amacıyla gönderildiklerini ileri sürerler. Bu iddialarına kanıt olarak da, yukarıda incelemiş olduğumuz Divan-ı Harb-i Örfi iddianamelerinde yer alan suçlamalarla duruşmalar sırasında dinlenen tanıkların ifadelerini gösterirler. Profesör Lewy, mahkeme iddianameleri ile tanık ifadelerinin içerdiği suçlamaların gerçekliklerinin doğrulanmamış olmasının yanı sıra, Divan- Harbi Örfi`nin objektif ve tarafsız bir yargı organı olmadığını da dikkate alarak, Teşkilat-ı Mahsusa hakkındaki Ermeni iddialarının geçerliliğini kabul etmemekte ve bu örgüt hakkında yegane akademik araştırmayı yapan Philip Stoddard`ın `Ermeni tehcirinde Teşkilat-ı Mahsusa`nın hiçbir rolü olmadığı` yolundaki görüşüne itibar etmektedir. (5) Lewy, yeni belgeler ortaya konmadıkça Teşkilatı Mahsusa ile tehcir arasındaki ilişkinin kanıtlanmamış bir iddiadan ibaret kalacağını da vurgulayarak, soykırımı tezinin bu ikinci dayanağını da çürüğe çıkarmaktadır. Talat Paşa`ya atfedilen telgraflar Ermeni tarihçiler ve yazarlar yakın zamana kadar, Aram Andonyan adlı bir Ermeni tarafından 1920`de yayımlanan `Ermeni Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri` başlıklı kitapta yer alan Talat Paşa`ya atfedilen şifre-telgrafları, soykırımı iddialarının en güçlü dayanağı olarak sunmuşlardır. Bu telgraflarla güya, Talat Paşa, Halep Valisi`ne, bölgedeki Ermenilerin tümünün katledilmesi ve Türk erkeklerle evlenerek sağ kalabilen Ermeni kadınlarla Türkler tarafından evlatlık alınan öksüz Ermeni çocuklarının da toplanarak yok edilmek üzere çöle sürülmesi talimatını vermektedir. Profesör Lewy, telgrafların sahte olduklarını ve Ermenilerin bu sahtekarlıklarıyla ilgili gerçeğin bir gün ortaya çıkarılacağı endişesiyle kitaptaki fotokopilerin orijinallerini yok ettiklerini belirterek, Ermeni soykırımı iddialarının üçüncü dayanağının da çürük olduğunu vurgulamaktadır. Sonuç olarak, Profesör Lewy`nin, Ermeni tezinin dayandığı iddia ve belgelerin asılsız ve mesnetsiz olduğunu ortaya koyan bulgularının, soykırımı tartışmalarını Türkiye lehinde etkilemesi beklenmelidir. Önerimiz, Washington`daki büyükelçiliğimizin, Ermeni soykırımının tanınmasını öngören iki tasarının Amerikan Kongresi`nde tartışılmak üzere olduğu şu günlerde, Lewy`nin makalesini (yazarın hayat hikayesiyle birlikte) tüm Kongre üyeleriyle yönetimin ileri gelenlerine iletmesi ve Lewy`nin bilahire yayımlanacak kitabı için de aynı işlemin yapılmasıdır. (1) Yazarın bu yıl sonuna doğru yayımlanması öngörülen kitabının ismi, `The Armenian Massacres in Ottoman Turkey: A Disputed Genocide/Osmanlı Türkiyesi`ndeki Ermeni Katliamları: Tartışmalı bir Soykırımı`. (2) Ferudun Ata, İşgal İstanbul`unda Tehcir Yargılamaları, TTK, Ankara 2005, s. 145 (3) Osman Selim Kocahanoğlu, İttihat Terakki`nin Sorgulanması ve Yargılanması, Temel Yayınları, İstanbul, 1998, s. 42 (4) Ferudun Ata, age, s. 290 (5) The Ottoman Government and the Arabs: A Study of the Teşkilat-ı Mahsusa, Princeton Üniversitesi, 1963
***
TBMM Hocalı'yı soykırım olarak ilan etsin
Azerbaycanlı gazeteci ve milletvekilleri TBMM’yi Hocalı katliamını soykırımı olarak tanımaya çağırdı.
Türk milletvekillerinin Bakü’da gerçekleştirdikleri basın toplantısında Hocalı katliamı da gündeme geldi. Azerbaycanlı gazeteciler, Türk vekillere Hocalı katliamının TBMM’de “soykırım” olarak tanınıp tanınmayacağını sordu. CHP Milletvekili Şükrü Elekdağ, soykırım kavramının BM ve uluslar arası hukuk çerçevesinde tanımlandığını belirterek “Hiçbir parlamento, soykırım kararını tek başına hür iradesiyle veremez. Soykırım keyfi olarak kullanılacak bir kelime değildir. Dolayısıyla Türkiye’ye karşı isnat edilen soykırım iddialarının hiçbiri ciddiye alınamaz. Biz de almıyoruz. Hocalı katliamı da BM kurallarına göre bir soykırımdır. Azerbaycan’ın bu konu ile ilgili tüm belge ve bilgileri ortaya koyarak gündeme getirmesi gerekmektedir. Azerbaycan kendi tezini hazırlamalıdır” yanıtını verdi. MHP Milletvekili Atilla Kaya da 17 ülkenin parlamentosunda tanınan sözde Ermeni soykırımı ile ilgili olarak “Bu kararı verecek yer parlamento değil. Bu meselenin görüşüleceği yer de orası değil. Kendi parlamentomuzda bunu söylememiz tezat olur. Önce konunun gündeme getirilmesi gerekiyor” dedi.
18/04/2009 http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=15029
-----------------------------------
ARAŞTIRMA HABERLERİ
Ermeni katliamı belgelendi2008-06-16
Ermenilerin, Erzurum işgali sırasında bölge halkına yaptığı mezalim birkez daha kanıtlandı. Katliamın belgesi ise Rusya'da..
Ermeni katliamına ilişkin Moskova kaynaklı bir belge daha ortaya çıktı. Moskova'daki Askeri Tarih Devlet Arşivi'nde bulunan Tuğgeneral Bolhovitinov'un 11 Aralık 1915'te tarihli raporunda, Ermeni gönüllü birliklerinin ırkçı duygularla Müslüman halka karşı vahşi kırımlara giriştiği bilgisine yer veriliyor.
Bugüne kadar birçok araştırmacı tarafından ortaya konulan Ermeni katliamı dönemin Rus genarali Bolhovitinov'un 11 Aralık 1915 tarihli raporla birkez daha kanıtlandı. Tarihi belge, günümüzde Erivan hükümeti ve diasporanın sloganı haline gelen "Türkler 1915 yılında 1.5 milyon Ermeni'yi öldürdü" iddiasını ilk elden çürüten bilgiler içeriyor.
SORUMLU KENDİLERİ
11 Aralık 1915'te Rus karargahına gönderilen 65 sayfalık rapor, "Gerçek durum. Düzeltme" başlığını taşıyor.
Taşnak Partisi'nin, "Kafkas cephesinde Ermeni gönüllü çetelerinin faaliyetleri" başlıklı bir mektubu Rus Çarı'na iletmesinden iki ay sonra yazılan raporun girişinde, Ermenilerin kaleme aldığı bu mektuptaki bilgilerin "siyasi amaçlı" olduğu uyarısı yapıldıktan sonra, bölgedeki "gerçek durum" özetleniyor. Bölgede patlak veren hadiselere, "Ermeni problemi olarak tabir edilen mesele" tanımını uygun gören Rus general, Osmanlı içinde istenmeyen unsur haline gelmelerinde sorumluluğu Ermenilere yüklüyor. Yönetmeniliğini Haluk Ölçekçi'nin yaptığı "Cehennem Adası Nargin" adlı belgeselde de belgelenen katliamın en büyük sorumluları ise bazı Avrupa devletleri.
İNGİLTERE KIŞKIRTTI
Bölgede fitilin 1915'ten çok daha önce, 1890 tarihlerinde dış güçler tarafından ateşlendiğini merkeze bildiren Bolhovitinov, "Özellikle İngiltere, Osmanlı ile Çarlık Rusya arasında ittifak kurulup Ortadoğu'da yeni güç merkezi oluşmaması için, Türkiye'nin doğusundaki Ermenileri kışkırtarak karışıklık çıkartmıştır. Bundan önce, Türkler, Ermeniler ve Kürtler barış içinde yaşıyordu. Hatta bölgedeki Ermenilerin hayat koşulları, Kürtler'den ve Türkler'den bile iyiydi" diyor.
------------------------------
Ermeni çetelerinin katliam arşivi Boston'da
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hasan Köni, 'Ermeni çetelerinin katliamlarını anlatan arşivler ABD'nin Boston kentinde' dedi.
Iğdır'daki Şehit Türkler Anıt ve Müzesi'ni ziyaret eden Prof. Dr.Köni, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ermeni çetelerinin yaptığı katliamları anlatan belgelerden çok azının Iğdır'daki müzede yer aldığını belirtti.
Asıl belgelerin ABD'nin Boston kentinde olduğunu ifade eden Prof. Dr. Köni, ''Söz konusu arşivler açılsa Ermeni çeteleri tarafından yapılanlar ortaya çıkacak'' diye konuştu.
1. Dünya Savaşı'nda Ermenilerin, Ruslar ve İngilizler tarafından kullanıldığını anlatan Prof. Dr. hasan Köni, şunları söyledi:
''İngilizler ve Ruslar, Ermenilere (Sizlere devlet kuracağız) diye vaadde bulundular. Ermeni çetecileri de örgütlenip İngilizler Çanakkale'ye, Ruslar da Kars'a saldırırken Türkiye'yi sıkıştırmaya başladılar. Amaç İngiliz ve Rusların önünü açmaktı. Türkiye de bu çetecilere (Dur) demek için bazı tedbirler almak zorunda kalmıştır. Iğdır'daki müzede sergilenen belgeler, Ermeniler tarafından yapılan katliamın çok küçük bölümünü anlatıyor.''
11.Nisan.2009 20:55:13
Bu belgeler ajanlar tarafından yok edilmeye çalışılıyor belkide çoğu yok edilmiştir çoktan.
******
Ermeniler sadece Türkleri değil Müslüman Ermenileri de katletti
Gaziantep Üniversitesi"nden Prof. Dr. Ahmet Arslan, "Bugün gelinen noktada katliamı yapanlar masum, katliama uğrayanlar ise katil olarak gösteriliyor. Ermeniler sadece Türkler"i değil, Müslüman olan Ermeniler"i de katletti. Sadece Kars"ta 483 bin Türk"ü, 80 bin de diğer halktan insanları katlettiler. Bunu iyi anlatmamız lazım. Katliamı yapanlar Ermeniler"dir. Tüm üniversitelerde, ABD ve Avrupa parlamentolarını belge yağmuruna tutmamız lazım" dedi.
Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Genetik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Arslan, Ermeniler`in sadece Türkler`i değil, o dönemdeki Müslüman Ermeniler`i de katlettiğini söyledi.
Prof. Dr. Arslan, yaptığı açıklamada, sözde Ermeni soykırımı ile ilgili Avrupa`nın ahlaki sorumluluk hissettiğini ve Türk milletinin de buna haklı olarak tepki gösterdiğini belirtti. Prof. Dr. Arslan, "Bugün gelinen noktada katliamı yapanlar masum, katliama uğrayanlar ise katil olarak gösteriliyor. Bu Avrupa`nın bir ayıbıdır. Ermeniler sadece Türkler`i değil, Müslüman olan Ermeniler`i de katletti. Sadece Kars`ta 483 bin Türk`ü, 80 bin de diğer halktan insanları katlettiler" dedi.
Türkiye`de 7 milyona yakın insanın Ermeniler tarafından katledildiğini iddia eden Prof. Dr. Arslan, "1890`lı yıllardan başlayarak 1920 yıllarına kadar Türkiye`de 7 milyona yakın insan Ermeniler tarafından katledildi. Bu insanların katliamından Ermeniler sorumludur. Anadolu`da o tarihlerde zaten erkek yoktu. Çünkü hepsi savaştaydı. Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar vardı. Ermeniler bunları katletti. Hatta buğday tarlalarını ateşe vererek kıtlık yaşanmasına sebep oldular. Ermeniler`in katledildiğine dair bilgilerin hepsi yalan. Yalan üzerine kurulu yayınlar var. Kendilerini masum gösteriyorlar. Kendilerinin yaptıkları katliamları Türkler yapmış gibi anlattılar. Belgeler ortaya çıkınca, katliamı yapanların kendileri olduğu ortaya çıkınca bu kez de `tehcir ettiler` demeye başladılar" diye konuştu.
Ermeni saldırılarına karşı Türkler`in kendilerini savunduğunu ve bu saldırılar karşısında birçok insanın hayatını kaybettiğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, şunları söyledi: "Bunu iyi anlatmamız lazım. Katliamı yapanlar Ermeniler`dir. Kendimizi daha iyi anlatmamız lazım. Tüm üniversitelerde, ABD ve Avrupa parlamentolarını belge yağmuruna tutmamız lazım. 1.5 milyon Ermeni`nin katledildiği söyleniyor ama o yıllarda Fransızlar`ın yaptığı nüfus sayımında 1 milyon 350 bin Ermeni çıkıyor. Kars`ta, Erzurum`da çok ciddi bir katliam yapıldı ve katliamı da Ermeniler yaptı. Türkler`in yaptığı bir soykırım olsaydı o tarihlerde açılmış davalar olurdu. Soykırımla ilgili hiçbir dava yok. O zamanki mahkemelerin salnamelerini inceledik, hiç böyle bir dava yok."
Gaziantep Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Celal Pekdoğan da, sözde Ermeni soykırımı iddialarının hiçbir bilimsel temele dayanmadığı gibi hukuki temele de dayanmadığını dile getirdi. Yrd. Doç. Dr. Pekdoğan, 1915`de Osmanlı`da bir Ermeni soykırımı yapılmadığının belgelerle kanıtlandığını belirterek, "İngiltere Kraliyet Savcılığı, bu konuda 1920`li yıllarda araştırma yapmış ve o tarihlerde birçok Türk`ü tutuklamış ve yargılamıştır. Yapılan sorgulama sonucunda Türkler`in masum olduğu ortaya çıkmış ve beraat etmişlerdir. Eğer Avrupa kendi hukukunu inkar ediyorsa söyleyecek bir şey yok. Onları bilimsel dayanaklara uymaya, hukuka uymaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı.(iha)
Rus Subayı: Ermeniler, Türkleri ve Kürtleri katlettiler
Bir Rus Subayının hatıralarını yayınlayan Genelkurmay Başkanlığı, Ermenilerin Türkleri ve Kürtleri nasıl katlettiklerini ortaya çıkardı.
Pek çok Avrupa ülkesi ve ABD’de Ermeni soykırımı iddiaları tartışılırken, Genelkurmay Başkanlığı, Türk-Ermeni ilişkilerine ilişkin bilimsel çalışmalarına devam ediyor. Bu konuda şimdiye kadar çok sayıda yayın hazırlayan Genelkurmay, son olarak, Birinci Dünya Savaşı sırasında Erzurum’da görev yapmış, Rus Yarbay Tverdohleboj’un anılarını yayınladı.
Tverdohleboj’un anılarında, Ermenileri kızdıracak çok sert ifadeler dikkati çekiyor.
Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, (ATASE) Ermeni araştırmalarına ilişkin yayınlarını sürdürüyor. ATASE son olarak, Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus ordusunda görev yapan Yarbay Tverdohlebof’un anılarını kitaplaştırdı. Ermenileri kızdıracak ifadelerin dikkat çektiği, “Gördüklerim, Yaşadıklarım, Erzurum 1917-1918” isimli kitap, Türk-Ermeni ilişkilerine 3’ncü şahısların gözünden inceliyor.
Kitapta, Yarbay Tverdohlebof’un, Rus devriminden 12 Mart 1918 tarihinde Erzurum’un Türk birlikleri tarafından alınmasına kadar geçen sürede, Ermenilerin Erzurum ve civarındaki yerleşim birimlerinde yaşayan Türklerle ilişkileri hakkındaki notlara yer veriliyor.
Rus Yarbay’ın, Ermeniler için söylediği, “Ermenilerin Türklere karşı nefretleri eskiden beri bilinmektedir. Ermeniler daima kendilerinin mazlum ve ezilen bir millet olduklarını iddia etmişlerdir. Her zaman kendilerini hiç suçları yokken sürgün edilmiş, dinleri ve kültürlerinden dolayı ağır işkencelere maruz kalmış bir millet olarak sunmayı başarmışlardır. Ermenileri oldukça yeteneksiz, asalak, açgözlü, ancak başka bir milletin sırtından geçinebilen bir millet saymak mümkündür. Sıradan Rus halkının yargısı daha basittir” ifadeleri dikkat çekiyor.
“BİRAZ KESMİŞLER, AMA İYİ KESEMEMİŞLER”
Tverdohlebof’ın anılarında dikkat çeken bazı bölümler şöyle:
“Ermenilerle aynı ortamlarda birlikte yaşamış ve ilişki kurmuş olan Ruslar, onların medeniyet seviyeleri ve yetenekleri hakkında tamamen farklı düşüncelere sahiptirler. Ermenileri oldukça yeteneksiz, asalak, açgözlü, ancak başka bir milletin sırtından geçinebilen bir millet saymak mümkündür. Sıradan Rus halkının yargısı daha basittir. Rus askerlerinden pek çok kez şu cümleyi işitmişimdir. ‘Ermeniler iyi insanlar, Türkler bunları biraz kesmişler, ama iyi kesememişler; topunu kesmeleri lazımmış.’ Rus askeri birliklerindeki Ermeni askerler, en aşağılık, en adi sınıftan sayılmışlardır. Bunlar, her zaman geri hizmetlerde görev yapmak için gayret göstermişler, cepheden kaçınmışlardır. Ermeni askerler arasında, savaşın başlarında yaygın şekildeki kitlesel firar ve savaştan kaçmak için çok fazla miktarda kendi kendini yaralama olayları bu düşünceyi doğrulamaya yeterlidir.
Türk birlikleri Erzurum’a girinceye kadar geçen son iki ayda gördüklerim ve duydukların Ermenilerle ilgili her türlü tahmin ve tasavvur sınırlarını fazlasıyla aşmıştır?
RUSLAR ERMENİLER’E CİNAYET İŞLETMİYORDU
Erzurum’un 1916 yılında Rus birlikleri tarafından alınmasından sonra Ermenilerin ve askeri bir birlikte bulunmayan Ermenilerin, şehre ve civarına girmelerine müsaade edilmemiştir. Düşünülerek yapılan bu düzenleme, Erzurum’un, 1’nci Kolordu Komutanı General Kalkin’in emir komutasında bulunduğu süre zarfında uygulanmıştır. İhtilalden sonra tüm engeller kalkınca, Ermeniler, Erzurum ve çevresine geniş dalgalar hâlinde saldırmışlardır.
Saldırılarla eş zamanlı olarak istilacıların şehirde ve köylerde ailelere yönelik bireysel yağmalamaları da başlamıştır. Rus birliklerinin ve Rusların varlığı, Ermenilere, cinayet işleme imkânı tanımıyordu. Katliam ve yağma, gizlice ve ihtiyatlı bir şekilde yapılıyordu. 1917 yılı ilkbaharında çoğunluğu Ermeni askerlerinden oluşan Erzurum İhtilal İcra Komitesi, halkın elindeki silahları bulup el koymak maksadıyla Erzurum’da geniş kapsamlı bir arama faaliyeti düzenlemişti. Arama faaliyetleri düzenli bir şekilde organize edilemeyince aramalar, gemi azıya almış asker yığınının halkı yağmalamasına dönüşmüştü. Ermeni askerleri muharebede zulmetmeye ve işkence yapmaya özellikle çaba sarf etmişlerdir.
Bir gün atla Erzurum’da dolaşırken, bir sokakta yaklaşık 70 yaşlarında hayli yaşlı iki ihtiyarı bir yere götürmekte olan bir asker grubuna rastladım. Askerlerin başında, elinde demir çubuk tutan Ermeni bir asker vardı. Yollar derin çukurlar ve çamurla kaplıydı. Ağırlıklı olarak Ermeni askerlerden oluşan kalabalık, bu zavallı ihtiyarları yol boyunca sokağın bir tarafından diğer tarafına çamurların içerisinde yaka paça sürüklüyordu. İhtiyarlar çamura batıyorlar, tekrar ayağa kalkıyorlar, onları tekrar sürüklüyorlar ve eziyet ediyorlardı. İhtiyarlara sahip çıkmak için, bu insanlara insanca muamele etmeleri konusunda kalabalığı ikna etmeye çalıştım. Elinde demir sopa olan asker öfkeyle üzerime yürüdü ve avaz avaz bağırmaya başladı; ‘Siz onlara arka çıkıyorsunuz öyle mi? Onlar bizi kesiyor, sizse onlara arka çıkıyorsunuz’ dedi. Kalabalık da üzerime yürümeye başladı. O sıralarda Rus askerlerinin disiplini o derece bozulmuştu ki, kendi Subaylarını döver hatta öldürür hâle gelmişlerdi. Durum kötüleşmişti.
YAĞMA VE KATLİAMLAR
Tek tük olan yağma, katliam ve soygunlar çoğalmaya başladı. Eski takvime göre Ocak ayının sonunda yani Şubat ayının başında, şehrin ileri gelen Türk sakinlerinden Hacı Bekir Efendi, geceleyin yağmacı Ermeni askerleri tarafından kendi evinde öldürüldü. Bunun üzerine Ordu Komutanı General Odişelidze1, askeri birlik komutanlarına katilin üç gün içinde bulunmasını emretti. Ordu komutanı sert ifadelerle; Ermeni askeri birlik komutanlarını askerlerin ve genel anlamda Ermenilerin rezaletlerinden dolayı kınadı. Ermeniler tarafından sivil halka uygulanan yağma ve şiddet sebebiyle gücendiğini söyledi. Yol temizleme bahanesiyle Türklerin çalıştırılmaya götürülmesine ve bu insanların pek çoğunun geri getirilmemesine duyduğu öfkeyi belirtti.
Ermeni birlik komutanları, askeri birlik temsilcileri, oldukça hassasiyet göstererek bütün halkın onurunun Ermeni ayak takımından az sayıdaki uğursuzun yaptıklarıyla ilişkilendirilemeyeceğini, bu ayak takımının Türklerden eski zorbalıklarının intikamını almaya çalıştıklarını, fakat aydın kesimin tüm gücüyle buna müsaade etmemeye gayret gösterdiğini içeren itirazlarını dile getirdiler. En sonunda kendileri de, Ermeniler arasında, başıboş Ermenilerin kanun dışı hareketleriyle kararlı ve kapsamlı mücadele yöntemlerini uygulamaya geçirme kararlarını dile getirdiler.
SİLAHSIZ SİVİLLER ÖLDÜRÜLÜYOR
Bundan bir süre sonra Ermenilerin Türklere yaptıkları Erzincan katliamına dair haberler geldi. Bu vahşetin ayrıntılarını ordu komutanım General Odişelidze’den öğrendim. Bu olay şöyle gerçekleşmiş. Katliam bir doktor ve müteahhit tarafından organize edilmiş. Yani her hâlükârda ayak takımından birisi tarafından yönetilmemiş. Bu katliamı düzenleyenlerin soyadlarını tam olarak hatırlayamadığımdan onların isimlerini yazamıyorum. 800’den fazla silahsız sivil öldürülmüş. Öldürülenler kendilerini korumak için karşı koyarlarken yalnızca bir Ermeni ölmüş. İnsanları koyun gibi kesmişler. Tutsak edip ölüme mahkum ettikleri insanlara kendi elleriyle büyük çukurlar açtırmışlar. Bu çukurların başına insanları gruplar hâlinde götürmüşler ve hayvan boğazlar gibi kestikten sonra çukurlara doldurmuşlar. Çukur başındaki bir Ermeni arsız arsız çukurdaki cesetleri sayarak ‘Burası 80 kişi mi oldu? Bir on kişi daha alır! Bir on daha kes!’ deyince, on kişi daha kesip çukura atmışlar ve üstünü toprakla kapatmışlar. Bu Ermeni müteahhit, sırf eğlence olsun diye bir binadan Türklerin teker teker çıkmalarını emretmiş. Dışarı çıkanların kafalarını keserek, böylece yaklaşık 80 kadar insanı katletmiş.
KÜRTLERİ DE ÖLDÜRDÜLER
Erzincan’dan Erzurum’a ricat eden Ermeni sürüsü, yollarının üzerinde önlerine çıkan tüm Müslüman nüfusu katletmişlerdi. Lojistik destek hatlarından çekilen, muharebe teçhizatına dahil toplar üstü kapalı at arabalarında naklediliyordu. At arabalarını, işlerini itina ile yapan kiralık, sivil, silahsız Kürtler idare ediyorlardı. Erzurum’a yaklaştıkça Ermeni kaçaklar ve askerler mola yerlerinde bu Kürtleri öldürmeye başladılar. Bu işi her seferinde subayların avludan evlere girdikleri zamanı kollayarak gerçekleştirdiler. Subaylar gürültüleri
duyup koşarak dışarı çıktıklarında, Kürtleri korumak için müdahale edince, silahlı kalabalık onların üzerine yürümüş ve onları da aynı şekilde tepelemekle tehdit etmişti. Katliamlar hayvanî bir vahşetle yapılıyordu. Örneğin Teğmen Mzivani Erzurum Garnizonu topçu subayları toplantısında, şöyle bir olaya tanık olduğunu anlatmıştı:
‘Ağır yaralı ve yerde can çekişmekte olan bir kürde bir Ermeni askeri koşarak yaklaşmış ve ağzına bir sopa sokmaya çalışmış. Dişleri sıkılı vaziyette ölmek üzere olan adamın ağzına sopayı sokamayınca üstündeki elbiseleri çıkarmış. Ermeni, ölmekte olan adamın çıplak karnına çizmesinin demir ökçeli topuklarıyla vurmaya başlamış. Ilıca’da kaçmayı başaramayanların tamamı katledilmişti.’
ERMENİ AYDINLARI DA DESTEK OLDU
Katliamı engelleme imkânı bütünüyle Ermeni aydınlarının elindeydi. Bu katliam yaşandıysa, bundan sadece ayak takımı sorumlu değildi. Son zamanlarda gözlemleme imkânı bulduğum kadarıyla, kitle hâlindeki sıradan Ermeniler, kendi aydınlarının, özellikle de içlerinden bazılarının emirlerine harfiyen riayet ediyorlardı. Subay kadrosunun büyük çoğunluğunun Ruslardan, asker kadrosunun tamamına yakınının Ermenilerden oluştuğu benim alayımda, onların açıkça haydutluk faaliyetlerini önlemek maksadıyla, münasebetsizlikleriyle en başından itibaren açık ve kararlı bir şekilde mücadele edecek hiçbir gerçek gücümüzün olmadığını söylemem yeterli olur herhâlde. Hatta katliam gecesi, alayın araçlarının tekerlerinin bulunduğu avluda sadece bir subay nöbetçiyken bile kiralık seyis Kürtlerden hiç birisi öldürülmemiştir. Maiyetimdeki subaylar bana bu şekilde rapor vermişlerdi. Kürtler orada silahsız olarak bulunuyorlardı. Onların birkaç adım ötesinde ise silahlı Ermeni askerleri vardı ve yaklaşık 40 kişiydiler. İstisnasız bütün Ermeni aydınlarının suçlu olduğunu söylemek istemiyorum ve yapamam da. Hayır. Böyle bir politika uygulamanın yanlış olduğuna, bunların alçaklık olduğuna inanan bilinçli insanlar da gördüm. Bu kişiler, kendi halkının hayvanca içgüdülerine isyan etmiş hatta karşı koymuşlardı, fakat Ermeniler arasında bu tür insanların sayısı nispeten azdı. Onlar da neredeyse hain ilan ediliyorlar ve Ermeni davasına ihanet etmiş sayılıyorlardı.
TÜRKLERİ RUSLAR KORUDU
Eğer Erzurum’da Rus subayları olmasaydı, o zaman Türk birlikleri belki de şehirde, geldiklerinde sağ kalan bir tek Türk bulamayacaklardı hükmüne vararak, Rus subaylarına da aynı şekilde davranıyorlardı. Şimdi, Ermenilerin kaçmadan önce Erzurum’da neler yaptıklarını ve ne kadar silahsız, yaşlı, kadın ve çocuk öldürdüklerini öğrenince, eski Romalı tarihçi Petroni’nin haklarında: ‘Ermeniler de insandır, fakat evlerinde dört ayakları üzerinde yürürler.’ dediği; Rus şairi Lermontov’un da bir şiirinde isabetli bir şekilde; ‘Sen kölesin, sen
korkaksın, sen Ermenisin’ diyerek karakterize ettiği bu kişilerle gitmeme izin vermediği için Tanrı’ya teşekkür ediyorum.”
KORGENERAL KAPTAN: TANIKLIKLAR ÖNEMLİ
ATASE Başkanı Korgeneral Eyüp Kaptan kitabın önsözünde yazdığı yazısında, tarihî olayları gerçek yönleriyle ortaya çıkarmak, öğrenmek ve aydınlatmak için uygulanan yöntemlerden birisinin tanıkların şahitliğine başvurmak olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:
“Doğu Cephesi’nde meydana gelen olayların birinci derecede tanıklarından birisi de Erzurum 2’nci Ermeni-Rus Kale Topçu Alay Komutanı Yarbay Tverdohlebof’tur. 1917 yılı sonlarında ve 1918 yılının ilk aylarında Erzurum ve Erzincan’daki Ermeni terörüne bizzat tanık olan Rus Yarbay Tverdohlebof’un gördüklerini ve yaşadıklarını aktardığı belgeler de tarihe tanıklık etmek üzere bu kitapta yayımlanmaktadır.
Yarbay Tverdohlebof’un ATASE Başkanlığı Arşivinde mevcut olan orijinal Rusça el yazılı belgelerin aslı ile Türkçe, İngilizce, Fransızca çevirileri bir arada kitap olarak kamuoyunun ve bilim dünyasının istifadesine sunulurken, Ermeni terörünün ulaştığı boyutlar tüm çıplaklığı ile gözler önüne serilmektedir.
Ermeni vahşetinin ulaştığı boyutlar, Türklere karşı savaşan ve Ermenilerle iş birliği içinde bulunan Rus yarbayı bile çileden çıkarmaya yetmiştir. Yarbay Tverdohlebof, tüm çabalarına rağmen Ermeni vahşetini önleyemediğini, üzüntü ile günlüğüne not düşmüştür. Şimdi soruyoruz, Ermeni soykırımından bahsedenler, bu belgelere ne diyeceksiniz.”
---------------------
10 bin Yahudi nasıl katledildi?
Arşivlerde yapılan araştırmalarda Ermeni çetelerinin Anadolu ve Kafkasya`da yaklaşık 10 bin Yahudi`yi katlettiği ortaya çıktı. ADL`nin sözde Ermeni soykırımı konusundaki çıkışı, tarihi bir tartışmayı da yeniden alevlendirdi.
Aksiyon`un son sayısında yer alan haberde Ermeni çetelerinin Anadolu ve Kafkasya`daki katliamları anlatılıyor. Silahlı Ermeni çeteleri, Osmanlı-Rus Harbi`nde Ruslarla birlikte ilk kez ve teşkilatlı olarak Osmanlılara karşı savaşmışlardı.Arşivlerde yapılan araştırmalarda Ermeni çetelerinin Anadolu ve Kafkasya`da yaklaşık 10 bin Yahudi`yi katlettiği ortaya çıktı. Aksiyon dergisinin bu haftaki sayısında yer alan habere göre geçtiğimiz haftalarda ABD`deki Yahudi lobi kuruluşu ADL`nin (Anti Defamation League/İftira inkarla mücadele birliği) Ermeni soykırımı iddialarını önce benimsemesi ardından `konu tarihçilere bırakılmalı` yönünde açıklama yapması, Yahudiler nezdinde yer yer rahatsızlık oluşturdu. Aynı günlerde İsrail`in Washington Büyükelçiliği eski müsteşarı Lenny Ben-David, İsrail hükümetini bu konuda dikkatli olmaya çağırıyordu. David, 5 Ekim`de Jerusalem Post gazetesinde yayınlanan "Türkiye ve Ermenistan: Yahudiler ne yapmalı?" başlıklı makalesinde Ermenilerin yüz binlerce Müslüman ve binlerce Yahudi`yi katlettikleri yolundaki bilgi ve duyumlara dikkat çekti. Osmanlı arşiv ve belgelerine bakıldığında ise Ermeni çetelerinin 1914`ten başlayıp 1919`a kadar 2 milyon Müslüman`ı katlettiği ortaya çıkıyor. Aynı belgeler binlerce Yahudi`nin de Ermeniler tarafından katledildiğini ortaya koyuyor. Kesin bir rakam olmamakla birlikte sayının 10 bini bulduğu belirtiliyor. Haberde Sabetaycılık, ve Yahudi cemaatleri konusunda çalışmaları olan Dr. Gad Nassi`nin, Ermenilerin yaptığı katliamı canlı tanıklarından dinlediğine de yer verilmiş. Osmanlı Devleti o tarihlerde Ermenilerin Müslüman ahaliye, özellikle kadınlara yönelik yaptıkları mezalim ve kötü fiillerle ilgili araştırma yaptırıyor. Bu çalışmalardan çıkar raporlara göre memurlar Hakkari`den çıkıp akrabalarını arayan Yahudi cemaatine mensup 300 kişilik bir kafilenin Ermenilerce doğranıp duvar şeklinde istiflendiğini görüyor.
Güneydoğu`da Yahudi olmamasının nedeni Ermeni katliamlarıdır
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Başkanı Doç. Sedat Laçiner: Yahudiler ile Ermeniler arasında her zaman tarihi bir rekabet oldu. Osmanlı döneminde küçük kasabalara kadar Ermenilerin Yahudilere dönük düşmanlıkları gözlenmiş, Ermenilerin asılsız suçlamaları nedeniyle bazı Yahudiler ağır cezalar almıştır. İttihat ve Terakki döneminde ise Ermeni milliyetçileri Yahudileri Türkler gibi rakip gördüler. Hatta İttihat ve Terakki`nin Yahudi örgütü olduğu iddiası aslında Ermenilerden çıkmıştır. Hatta bugün Atatürk`ün Yahudi olduğu iddiası aşırı Ermeni gruplarca tekrarlanıyor. Bugün Doğu ve Güneydoğu`da Yahudi kalmamışsa bunda Ermeni katliamlarının ve baskılarının da etkisi var.
Zaman
-----------------------
Ermeniler 10 bin Yahudi`yi katletmiş
Aksiyon`un son sayısında yer alan haberde Ermeni çetelerinin Anadolu ve Kafkasya`daki katliamları anlatılıyor. Silahlı Ermeni çeteleri, Osmanlı-Rus Harbi`nde Ruslarla birlikte ilk kez ve teşkilatlı olarak Osmanlılara karşı savaşmışlardı. Yahudi lobi kuruluşu ADL`nin sözde Ermeni soykırımı konusundaki çıkışı, tarihi bir tartışmayı da yeniden alevlendirdi.
Arşivlerde yapılan araştırmalarda Ermeni çetelerinin Anadolu ve Kafkasya`da yaklaşık 10 bin Yahudi`yi katlettiği ortaya çıktı. Aksiyon dergisinin bu haftaki sayısında yer alan habere göre geçtiğimiz haftalarda ABD`deki Yahudi lobi kuruluşu ADL`nin (Anti Defamation League/İftira inkarla mücadele birliği) Ermeni soykırımı iddialarını önce benimsemesi ardından `konu tarihçilere bırakılmalı` yönünde açıklama yapması, Yahudiler nezdinde yer yer rahatsızlık oluşturdu. Aynı günlerde İsrail`in Washington Büyükelçiliği eski müsteşarı Lenny Ben-David, İsrail hükümetini bu konuda dikkatli olmaya çağırıyordu. David, 5 Ekim`de Jerusalem Post gazetesinde yayınlanan "Türkiye ve Ermenistan: Yahudiler ne yapmalı?" başlıklı makalesinde Ermenilerin yüz binlerce Müslüman ve binlerce Yahudi`yi katlettikleri yolundaki bilgi ve duyumlara dikkat çekti. Osmanlı arşiv ve belgelerine bakıldığında ise Ermeni çetelerinin 1914`ten başlayıp 1919`a kadar 2 milyon Müslüman`ı katlettiği ortaya çıkıyor. Aynı belgeler binlerce Yahudi`nin de Ermeniler tarafından katledildiğini ortaya koyuyor. Kesin bir rakam olmamakla birlikte sayının 10 bini bulduğu belirtiliyor. Haberde Sabetaycılık, ve Yahudi cemaatleri konusunda çalışmaları olan Dr. Gad Nassi`nin, Ermenilerin yaptığı katliamı canlı tanıklarından dinlediğine de yer verilmiş. Osmanlı Devleti o tarihlerde Ermenilerin Müslüman ahaliye, özellikle kadınlara yönelik yaptıkları mezalim ve kötü fiillerle ilgili araştırma yaptırıyor. Bu çalışmalardan çıkar raporlara göre memurlar Hakkari`den çıkıp akrabalarını arayan Yahudi cemaatine mensup 300 kişilik bir kafilenin Ermenilerce doğranıp duvar şeklinde istiflendiğini görüyor.
Güneydoğu`da Yahudi olmamasının nedeni Ermeni katliamlarıdır
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Başkanı Doç. Sedat Laçiner: Yahudiler ile Ermeniler arasında her zaman tarihi bir rekabet oldu. Osmanlı döneminde küçük kasabalara kadar Ermenilerin Yahudilere dönük düşmanlıkları gözlenmiş, Ermenilerin asılsız suçlamaları nedeniyle bazı Yahudiler ağır cezalar almıştır. İttihat ve Terakki döneminde ise Ermeni milliyetçileri Yahudileri Türkler gibi rakip gördüler. Hatta İttihat ve Terakki`nin Yahudi örgütü olduğu iddiası aslında Ermenilerden çıkmıştır. Hatta bugün Atatürk`ün Yahudi olduğu iddiası aşırı Ermeni gruplarca tekrarlanıyor. Bugün Doğu ve Güneydoğu`da Yahudi kalmamışsa bunda Ermeni katliamlarının ve baskılarının da etkisi var.
İstanbul, Zaman
**********
gerçekleri söylemekten korkmayın!..
Tarihi bilmeyenler olduğu gibi gerçekleri söylemekten çekinen kıt düşünceli insanlarda var. Halbuki bize düşmanlık yapan başka bir ulusa karşılık olarak düşmanlık yapmak bizi birbirimize kenetleyecektir. Bu Ulusumuzun çıkarına olacak ve birçok kavganın üstesinden, ayrılıkların üstesinden gelinecektir. Bu birlikteliğimiz için bize gerçekten düşmanlık yapan ülkelerle ülkemize zararlı dış odakları seçmeliyiz.
Türklere ve müslümanlara kendi yaptıkları zulmü ve soykırımı örtmek için iftira atan dış sömürücü güçler, Türkler şunu şunu yapmıştır diye yalanlarını kin, öfke ve kıskançlıkla savurmaktadırlar, ancak kendi yaptıkları kötülükleri örtmektedirler, bu mantıklıdır, ancak bizim salaklar değil ufak tefek şeyleri örtmek 1 milyon şunu 2 milyon bunu kesti Türkler diye bol keseden yalan söylemektedirler. Avrupa nın yaptıklarını dünyaya duyuracak yetenekler, açık sözlü cesur insanlar ortaya fazla çıkmamaktadır, bunlara ne maddi imkan ne de güven verilmemektedir. Ülkedeki işbirlikçilerle beraber halkın silahını toplayan vehdettincilere benziyorlar. Ülkemize hakaret edenlerin yolu açılıyor, diğerlerinin ise doğru sözlü olsalar bile önü tıkanmaktadır. Halbuki Ermeni ve Yunan lobisi işleri sadece düşmanlık olan oluşumlara yığınlarca para akıtmaktadır. Bunlarında başka işi gücü olmadığından çok iyi propaganda yapmaktadır.
Kendi ülkesine ihanet eden işbirlikçiler, tarihi çarpıtanlar, emperyalizmin sözcülüğünü ve Ermeni dalkavukluğu yapanlar özür dileyecekleri bir adres arıyorlarsa o da Yüce Türk milletidir.
.........
Kendilerine `aydın` sıfatı yakıştıran bir grup, 1915`te Ermenilerin şerrinden Türk milletini korumak için uygulanan tehcirden dolayı `Özür Dileme` kampanyası başlatmıştır.
Dış servislerin ve küresel güç odaklarının projeleri çerçevesinde ortaya konulduğu intibaını veren bu tavır, tarihe, gerçeklere ve Türk milletine ihanettir.
.........
Kendilerine `aydın` sıfatı yakıştıran bir grup, 1915`te Ermenilerin şerrinden Türk milletini korumak için uygulanan tehcirden dolayı `Özür Dileme` kampanyası başlatmıştır.
Dış servislerin ve küresel güç odaklarının projeleri çerçevesinde ortaya konulduğu intibaını veren bu tavır, tarihe, gerçeklere ve Türk milletine ihanettir.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=11957
Pısırıklık ,korkaklık ,yalancılık cahilliktir, aydınlık değil karanlıktır. Sahte aydınlar Atatürk ü kendi emellerine uydurma çabasındaki korkak zavallılardır. Kitap oku ey Türk Milleti...
''Tarihini bilmeyen milletler başka milletlerin avı olurlar''
atatürk
Atatürk: ''Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça, bütün Türk çocukları kendileri için lazım olan atılım kaynağını tarihte bulabileceklerdir. Türk çocukları bu tarihten bağımsızlık fikrini kazanacaklar, o büyük başarıları düşünecekler, harikalar yaratan adamları öğrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir.'' Sözleri ile, Türk Tarihinin parlak yönlerini karartmaya ve başarılarını küçümsemeye varan düşmanca tutumlara karşı çıkıyordu. Oysa Türk Milleti, büyük ve parlak uygarlıklar yaratmıştır.Türk Milletinin tarihteki güçlü yerini bilmesi ve bununla öğünmesi gerektiğine inanan Atatürk ''Büyük Devletler kuran atalarımız, büyük ve kapsamlı medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, incelemek, Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur.'' diyerek bu konudaki sorumluluklarımızı belirtmiştir.
Tarih çalışmalarında Atatürkçülük, savaşlardan, toprak kazançlarından ve kayıplardan çok, kültür gelişmesi ve uygarlık eserleri üzerinde durur. Tarihin büyüklüğü, insan toplulukları arasındaki bitmez tükenmez çekişmeler değil, fakat devlet yönetimi, fikir ve sanat eserleri, bilim ve teknoloji, ekonomik faaliyetlerin işleyişi ve düzenlenmesi gibi, insanlığın refah ve mutluluğuna yönelik katkılara dayanmaktadır. Atatürkçü tarih görüşü, insanlığı geniş bir aile olarak kabul edip, insanları ayıran ve bölen savaşlar ile çatışmalar yerine dikkati, insanlığın ortak malı olan kültür değişmelerine ve uygarlık eserlerine çekerek, birleştirici yönüyle değer taşır.
Tarih, çok geniş bir kavram ve ilimdir. Her şeyin tarihinden bahsetmek mümkündür. “Hadiselerin seyrinden, hatta madde ve eşyanın mazi ve hâlinden bahseden her hikâye tarihtir.”
ATATÜRK DİYOR Kİ!
Bu memleket dünyanın beklemediği,asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgarlarıyla sallandı,beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk doğanın şimşeklerinden , yıldırımlarından , kasırgalarından evvela korkar gibi oldu,sonra onlara alıştı. Onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu doğa oldu,şimşek ,yıldırım,güneş oldu:Türk oldu....Türk budur. Yıldırımdır,kasırgadır,dünyayı aydınlatan güneştir!..
Ermenilerin katliam yaptığı köylere `soykırım kütüphanesi` kuruluyor
Ermeni çetelerinin katlettiği Türkler, artık sadece işgalden kurtuluş törenleriyle anılmayacak. Katliamın yaşandığı köylere kurulacak `soykırım kütüphanesi` ile topluma gerçekler anlatılacak. Ermeni çetelerinin Erzurum`da toplu katliam yaptığı köylere, `Türk Soykırımı Kütüphanesi` kurulacak. Böylece hem araştırma yapmaya gelen yabancı bilim adamlarına kaynak gösterilmesi, hem de halkın bilinçlenmesi sağlanacak.
Bundan 90 yıl önce Ermeni mezaliminin en çok yaşandığı yerlerden biri olan Erzurum`da, farklı bir etkinliğe imza atılıyor. Atatürk Üniversitesi Türk-Ermeni İlişkileri Araştırma Merkezi Müdürlüğü tarafından başlatılan girişimle Ermeni çetelerinin katlettiği Türkler, sadece kurtuluş törenleri ve mezarları başında anılmayacak. Katliamın yaşandığı köylere kurulacak olan `soykırım kütüphanesi` ile Ermeni zulmü bilimsel yöntemlerle gelecek nesillere aktarılacak.*****
Rus Komutan Ermenileri şok etti
Ermeni meselesini ilk önce İngilizler nasıl kışkırttı? Irkçı duygularla müslüman halka uyguladıkları katliamların ayrıntılarını Rus Komutanın roporu deşifre etti.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya İmparatorluğu`nun Kafkas Orduları Komutanı Tuğgeneral Leonid Bolhovitinov, 1915 yılında merkeze gönderdiği raporda, ``sözde Ermeni sorununun İngilizlerin kışkırtmasıyla`` ortaya çıkartıldığını ve Ermeni gönüllü birliklerinin Rusya İmparatorluğu sınırları içindeki Müslüman halka karşı ``vahşi kırımlara`` giriştiğini bildirdi.
İstanbul Üniversitesi araştırma görevlilerinden Mehmet Perinçek, Rusya`nın başkenti Moskova`da bulunan Rusya Devleti Askeri Tarih Arşivi`nde (RDATA) yaptığı uzun araştırmalar sonucu, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu ile resmi savaş halinde bulunan Rus İmparatorluğu`nun Kafkas Orduları Komutanlarından Tuğgeneral Bolhovitinov`un Ermeni olaylarıyla ilgili yazdığı 65 sayfalık rapora ulaştı.
Perinçek, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, Bolhovitinov`un raporunun, özellikle Ermeni diasporasının Rus İmparatorluğu sınırları içindeki Müslümanlara yönelik cinayetlerin Türkiye`deki tehcire tepki olarak işlendiği tezini tamamen çürüttüğünü belirterek, şunları kaydetti:
``Diaspora, Rusya sınırları içindeki Türklere ve Kürtlere yönelik Ermeni kırımının özellikle tehcire tepki olarak yapıldığını savunuyor. Ancak Bolhovitinov`un 11 Aralık 1915 tarihinde Kafkasya Valiliği`nin Askeri İşlerden Sorumlu Yardımcısı`na gönderdiği rapordaki olayların çok büyük bölümü tehcirden önceki dönemde geçiyor. Bu da diasporanın cinayetlerin tehcire tepki olarak işlenmiş olduğu tezini tamamen çürüten son derece önemli bir belge. Bir de bu rapor ilk defa günışığına çıkan, olayların yaşandığı bölgedeki Ermeni çeteleri kullanan komutan tarafından merkezine gönderilen, bir durum tespiti yapan gizli bir iç yazışma olması açasından son derece önemli. Bu kamuya açık bir rapor olmadığı için, bunun propaganda veya kasıtlı bir amaç için yazıldığı ileri sürülemez.``
Mehmet Perinçek, Bolhovitinov`un raporunda, bu çeteleri Almanya safında yer alarak Rusya`ya karşı savaş açan Osmanlı İmparatorluğu`na karşı kendilerinin oluşturduğunu itiraf ettiğini belirterek, şunları söyledi:
``Rusların amacı savaşta bazı Türk bölgelerini almak. Bu bölgeleri aldıktan sonra burada yaşayan kişilere yönelik eylemlerin sürmesi onları rahatsız ediyor. Ermeni gönüllü birlikleri Türklere ve Kürtlere Ermenilerle eşit şekilde davranan Rusya`ya ateş püskürüyorlar ve kendilerine Türklerden ve Kürtlerden daha ayrıcalıklı davranmasını istiyorlar. Bolhovitinov raporunda, Osmanlılara karşı savaşmaları için oluşturdukları birliğin kendilerine karşı bir canavarı da yaratmalarına neden olduğuna dikkat çekiyor.``
Osmanlı ordusuyla Kafkas cephesindeki savaşı bizzat yürüten ve Osmanlıya karşı Ermeni çetelerini bizzat örgütleyen Çarlık Rusyası`nın Kafkasya Cephesi`nin üst düzey komutanlarından olan Bolhovitinov, merkeze sunduğu ``Kafkas Ordular Karargah Komutanı`` antetli 65 sayfalık gizli raporda, Ermeni gönüllü birliklerinin Kafkas Ordu Komutanlığı`na sundukları raporlardaki yanlışları ve çarpıtmaları vurguluyor.
-``İNGİLİZLERİN KIŞKIRTMASI``-
Raporuna öncelikle Ermeni sorununun tespitiyle başlayan Bolhovitinov, bu konuda özellikle ``sözde Ermeni meselesi`` tabirini kullanarak, böyle bir sorunun 1890`lı yıllara kadar söz konusu bile olmadığına dikkat çekiyor.
Ermeniler, Türkler ve Kürtlerin Osmanlı İmparatorluğu içinde tam bir uyum içinde yaşadığını, aralarında ``tipik komşuluk ilişkileri`` dışında herhangi bir sorunun olmadığını ifade eden Bolhovitinov`un, ``Ermenilerin yaşam koşulları iyi. Hatta Türklere ve Kürtlere nazaran daha refah içinde yaşamışlardır`` ifadesini kullandığı göze çarpıyor.
Raporunda, ``Sözde Ermeni meselesi, 19`uncu yüzyılın ikinci yarısında suni olarak özellikle İngilizlerin kışkırtmaları sonucu ortaya çıkmıştır`` diyen Bolhovitinov, şu tespitlerde bulunuyor:
``İngiltere, bu şekilde (Ermenileri kışkırtarak) bir yandan Türkiye ile Rusya`nın arasını açma amacı gütmüştür. Çünkü olası bir Rus-Türk ittifakı Orta Doğu`daki dengeleri alt üst edecek ve İngiltere`nin hakimiyetine büyük darbe vuracaktır. Ayrıca bu şekilde Rusya`nın Boğazlar üzerinde söz sahibi olması da engellenmiştir. İngiltere, öte yandan Osmanlı Devleti içindeki bazı güçleri destekleyerek, Osmanlı topraklarını paylaşmayı ve içişlerine müdahale etmeyi amaçlamıştır. Zayıflayan Osmanlı Devleti, İngiltere`nin planladığı şekilde Rusya için de potansiyel müttefik olmaktan çıkmıştır. Diğer taraftan ortaya çıkacak bağımsız Ermenistan da Türkiye ve Rusya arasında tampon ülke işlevi de görecektir.``
-``ERMENİLER AVRUPA DİPLOMASİSİNE KURBAN EDİLMİŞLERDİR``-
Avrupalıların yukarıda söz konusu edilen amaçlarına ulaşmak için Ermenilere ``bağımsız Ermenistan`` fikrini empoze etiğini kaydeden Bolhovitinov, Ermeni halkına bu fikrin aşılanmasında özellikle Ermeni diasporasının aydınlarının kullanıldığını, bu aydınlar aracılığıyla Osmanlı İmparatorluğu`nda yaşayan Ermenilere ``karışıklık çıkarmaları ve kan dökerek Avrupa kamuoyunu`` etkilemelerinin tavsiye edildiğini belirtiyor.
``Ermeni liderleri gerçekleşmesi imkansız Bağımsız Ermenistan fikrine kapılarak, Ermeni halkını Avrupa diplomasisi için feda etmiştir`` ifadesini kullanan Bolhovitinov, şu noktaları dile getiriyor:
``Ermeni çeteleri suni ayaklanmaları kışkırtarak ve yoğun propaganda faaliyeti yürüterek, Müslüman nüfus üzerinde her türlü tecavüzü uygulayarak, kırımı ateşlemiştir. Anadolu`da ve Güney Kafkasya`da 19`uncu yüzyılın sonlarında ve 20`nci yüzyılın başlarında yaşanan karşılıklı kırımların sorumlusu Ermeni çeteleri ve onları kullanan Avrupa diplomasisidir.``
-``KARŞIT GÖRÜŞTEKİ ERMENİLERE DE TERÖR UYGULANDI``-
Bolhovitinov, Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus ordularında savaşmaları için kurulan gönüllü Ermeni birliklerine bunun karşılığında özerklik sözü verildiğini belirttiği raporunda, kurulan bu Ermeni örgütlerinin eylem biçimi olarak terörü benimsediğinin altını özellikle çizerek, ``Terörü, sadece başka milletlerden kişilere karşı değil, kendi fikirlerini benimsemeyen Ermenilere karşı da uygulamışlardır`` ifadesini kullanıyor.
Ermenilerin savaş sırasında Ruslara vereceği hizmete karşılık özerlik talep ettiği belirtilen raporda, adeta özeleştiri yapılarak, şu görüşlere yer veriliyor:
``Bunun (özerkliğin verilmesi) sağlanmaması durumunda Taşnaklar tarafından Ermeni gönüllülerine, Ruslara ve Tatarlara(Azeriler kastedilmektedir) karşı savaşma emri verilmiştir. Ermeniler, bu süreci bir araç olarak görmekte, daha sonra amaçlarına ulaşmak için Ruslara karşı da savaşmayı planlamaktadır. Dolayısıyla Ermeni gönüllü birlikleri, Rusya`nın da çıkarlarının aleyhinedir.``
-``ERMENİ LİDERLERDEN RUSYA`DA TERÖR EYLEMLERİ``-
Rusya tarafından Osmanlılara karşı savaşmaları için oluşturulan gönüllü Ermeni birliklerinin liderlerinin ``önemli bir kısmının Rusya`da terör eylemlerinde bulunduğu için yargılanarak ağır hapis cezalarına çarptırılan Taşnak teröristlerden`` oluştuğunu belirten Bolhovitinov, şu tespitlerde bulunuyor:
``Kafkasya Ordu Komutanının emri ile 1914 yılında Taşnaklar için çıkarılan af sayesinde bu teröristler özgürlüklerine kavuşmuştur. Taşnak gönüllü birlikleri arasında da özellikle partisel ayrımlardan dolayı büyük çelişkiler oluşmuştur. Bu çelişkiler, cinayetlere ve birbirini en ağır derecede suçlamalara kadar varmıştır. Gönüllü hareketi, milli bir mesele olmaktan çıkmış, partiler arası çıkar kavgasına dönüşmüştür.``
-``MÜSLÜMANLARA YÖNELİK IRKÇI VE VAHŞİ KIRIMLAR``-
Raporunun önemli bölümünü Ermeni gönüllü birliklerin, özellikle Rusya İmparatorluğu topraklarında yaşayan Müslümanlara uyguladığı vahşete varan cinayetlere ayıran Bolhovitinov, şunları kaydediyor:
``Birinci Dünya Savaşı sırasında işgal edilen bölgelerde Ermeni gönüllü birlikleri ırkçı duygularla Müslüman halka karşı vahşi kırımlara girişmiş, nüfusu cins, yaş ayırt etmeden ya imha etmiş, ya sürmüş; köylerini yerle bir etmiş ve mallarını yağmalamıştır. Bu uygulamalar sistemlidir. Bunların haricinde Ermeni gönüllü birlikleri içerisinde disiplinsizlik, düzensizlik, kendini beğenmişlik, entrikalar, hırsızlık, yağma olağan hale gelmiştir. Hatta Rus ordularına silah sıktıkları bile gözlemlenmiştir. Bu nedenle Rus yetkilileri, gönüllü birliklerle ilgili ciddi önlemler almak, emirler yayımlamak, Ermeni subay ve askerleri askeri mahkemelerde yargılamak zorunda kalmışlardır.``
-``ERMENİLER KAYIPLARINI SÜREKLİ ABARTIYORLAR``-
Ermenilerin, kayıpları konusunda da kendilerini sürekli yanıltığına dikkat çeken Bolhovitinov, şunları dile getiriyor:
``Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı sırasında verdikleri kayıpları devamlı surette fazlasıyla abartmaktadırlar. Dolayısıyla Ermenilerin verdikleri rakamlara asla güvenilemez. Zaten verilen kayıpların sorumluları da daha önce yukarıda tespit edildiği gibi Ermeni sorununu suni olarak ortaya çıkaran ve karşılıklı kırımı ateşleyen Ermeni çetelerinin faaliyetleridir.``
-RUM-ERMENİ YAĞMA ÇETELERİ-
Perinçek`in arşivlerde ulaştığı, yine Bolhovitinov`a ait, 27 Ocak 1915`te Kars Valisi`ne yazılan telgrafta da şunlar kaydediliyor:
``General İstomin, Gülyabert çevresinde Ardahan`dan Ahılkelek ve Kars`a giden yol üzerinde sivil nüfusa tecavüzlerde bulunan, ürün ve yem stoklarını çalan Rum ile Ermeni yağma çetelerinin ortaya çıktığını bildiriyor. Ayrıca Merdenek ve Gelsk bölgesinde de aynı durum yaşanıyor. (?) No. 507. Bolhovitinov``
Rus Tuğgeneral Bolhovitinov, Ermeni gönüllü birliklerinin ``Türk sivil halka karşı vahşilikleri ve bunlara Kazakların katılımıyla ilgili durum hakkında`` komutanlıklardan bilgi istenmesi üzerine 17 Mart 1916`da Rusya Yüksek Başkomutanlık Karargahına gönderdiği telgrafta şunları belirtiyor:
``Bitlis Muharebesi Komutanı Tümgeneral Abatsiyev şunları bildirdi: Kazakların bu olaya katıldığını kesinlikle kabul etmiyorum. Bitlis ve çevresini birçok kez dolaştım. Bu esnada Kazakların disiplinsizliğiyle ve sivil halka zulmüyle ilgili bana tek bir şikâyet bile gelmedi. Birçoğu Türkiye Ermenisi olan Ermeni birliklerine gelince; Bitlis`in alınmasının üçüncü gününde gönüllülerin Müslümanlara yönelik kesintisiz tecavüzlerinden dolayı bu birliği şehrin dışına çıkartmak zorunda kaldım. Bunları Bitlis-Muş arasındaki konaklama bölgesine gönderdim.``
-``ERMENİ BİRLİKLERİ ÇOCUKLARI DOĞRADI``-
Türk nüfusun Ermenilerin 2 bin kişiyi katlettiği iddiasına değinen Abatsiyev, Bolhovitinov`a yazdığı raporda şunları ifade ediyor:
``Türklerin telgrafta bahsettiği, 2 bin kişinin öldüğü bence abartılı. Ermeniler tarafından sivil halkın katledildiğini öğrendiğim zaman meseleyi araştırmak için Ermeni birliğinin komutanı Andranik`i çağırdım. Andranik, bana bunun gibi olayların gayet doğal olduğunu, öyle ki aralarında zamanında Türklerin karısını, çocuğunu ve yakın akrabalarını öldürmüş birçok insanın bulunduğunu söyledi.
Tatvan`da ise şöyle bir olayın yaşandığını biliyorum: Evlerden birinde avcı taburu ve Ermeni gönüllüleri birlikte konaklamışlar. Avcı taburu, 20`den fazla evsiz Müslüman çocuğu eve alarak yemek vermiş. Avcı taburu keşfe gönderilmiş ve döndüklerinde bütün çocukları doğranmış bir şekilde bulmuş. Onların yokluklarında evde sadece Ermeniler varmış. Bu konuyla ilgili tarafımdan yürütülen soruşturma sonucunda bunu Ermenilerin yaptığını kesinlikle tespit ettim. Ama ne yazık ki suçlular ortaya çıkarılamadı. Ermeni gönüllüleri, meseleyi öyle karışık bir hale getirdiler ki, işin içinden çıkmak mümkün olmadı.``
Perinçek, Bolhovitinov`un 65 sayfalık raporunun tamamına ve bu dönemde yapılan bazı iç yazışmaların da bulunduğu belgelere yakında yayımlamayı planladığı kitabında yer verecek.
aa
*****
Toplu mezarlardan Ermeni değil, Türk çıktı
Yeni bir aydın hareketi olarak başlatılan `Özür diliyorum` kampanyası Türkler`in tarihi öğrenmesine vesile oldu. İşte açılan bir toplu mezardan çıkan gerçek...
Yeni bir aydın hareketi olarak başlatılan `özür diliyorum` kampanyası Türkiye`nin gündemine oturdu. Başbakandan Genelkurmay`a kadar birçok kurumun tepkisini çekti. Birçok karşı kampanya başlatıldı.
Peki Türkler Ermeniler`i gerçekten katletti mi? Bu sorunun cevabını gerçek tarihçiler Ruhat Mengi`nin hazırladığı `Her Açıdan` programında yanıtladı. Tarihin tamamen saptırıldığını, gerçeklerin tam tersi olduğunu söylediler.
Mengi`nin programına Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi Uzmanı Prof. Dr Nurşen Mazıcı, Türk Tarih Kurumu Eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Atatürk Üniversitesi Türk-Ermeni İlişkiler Araştırma Merkezi Başkanı Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu, ve soykırım iddiasını 20 yıldır araştıran Azeri kökenli tarih araştırmacısı Giresun Üniversitesi Rektör Yardımcı Prof. Dr. Aygün Attar` katıldı.
İlk sözü Nurşen Mazıcı aldı ve sözlerine `ben Gül`ün futbol maçı izlemek için Sarkisyan`ın davetini kabul etmesi gerektiğini söylemiştim. O zaman Sayın Gül`e `gidin, Türkiye barbar olarak görülüyor` dedim diye başladı.
ERMENİLERİN 523 BİN MÜSLÜMANI ÖLDÜRDÜK İTİRAFI
İmza kampanyası başlatanların bu konuda yazılmış tek satır kitapları olmadığı gibi uzmanlıkları da olmadığının altını çizerek konuşmasına devam etti: `Bu bireysel bir şey. Üzüntülerimizi dile getiriyoruz diyorlar. Doğrudur tehcir sıralarında birçok Ermeni ölmüştür. Bunlar için hepimiz üzgünüz. Ama daha tehcir başlamadan ABD kaynaklarından aldığımız ve kendi ifadelerinin olduğu kaynaklara göre 200 bin Ermeni `biz bu savaşa katıldık ve Ruslar`ın yanında yer aldık. Fransızlar`ın yanında yer aldık. Çok sayıda Türk`ü, düşmanı öldürdük` diye ifadeleri var. New York Times`ın rakamına göre 523 bin öldürdükleri Müslüman Türk ve Kürt var.
DOĞU İŞGAL ALTINDA, OSMANLI NASIL KESECEK?
Daha tehcir başlamadan Sarıkamış`taki yenilgiden sonra Ruslar Doğu`yu işgal etti. 1916`ya kadar işgal sürecektir. Osmanlı`nın orada gücü yok. Gücünüzün olmadığı bir yerde de birilerini asıp kesmeniz mümkün değil. Van`daki olaylar bilinir Ermeni teröristler müslüman halkını öldürmüşler. Bunu da kendileri ifade ediyorlar. Bu Osmanlı`da bireysel bir suçtur. Kaldı ki bir eylemin suç olduğuna mahkemeler karar verir.
MALTA MAHKEMESİ `DELİL YOK` DEDİ
O dönemde biliyorsunuz İttihatçılar yurtdışına kaçınca onlar hakkında Hürriyet ve İtilaf fırkasının başlattığı divanı harpte 600`ün üzerinde İttihatçı yargılanmış, bazıları haksız yere idama da çarptırılmıştır.
İngilizler bunun ucunu bırakmamıştır. Ne yaptılar davayı İstanbul`dan toplayıp Malta`ya götürdüler. Amerika`ya sordular `elinizde delil var mı?` diye. Amerika `Elimde kasıtlı yapıldığına ilişkin delil yok` dedi. Ve oradaki kraliyet savcısı yeterince delil bulamadığı ve `bu karşılıklı bir katliamdır` dediği için serbest bırakıldılar Bu iki mahkeme kararıyla sorun o dönemde bitmiştir zaten...
EN SAĞLAM BELGE: GÜMRÜ ANLAŞMASI
Birinci elden en sağlam belgeler anlaşmalardır. Ankara ve Ermenistan arasında 1920`de imzalanan Gümrü Anlaşmasına baktığınızda orada bile söylüyorlar: `Emperyalistlerle işbirliği yapıp bu saldırıları gerçekleştirdik. Bir daha yapmayacağız ve Ruslar`la işbirliği yapıp da müslümanları Ermenistan`a sokmayacağız` diyorlar. Altında da 3 tane Ermeni bakanın imzası var.
TEHCİR`E KARAR VEREN PAŞALARIN HEPSİNİ ERMENİLER ÖLDÜRDÜ
Tehcir yani sevk-i iskan kanunu da Osmanlı`nın kendi iradesiyle aldığı bir karar değil. Alman militarizminin cezasını her üç paşa da çekti. Talat Paşa da, Sait Halim Paşa da, Cemal Paşa da Ermeni teröristler tarafından öldürüldü. Bireysel suç çektilerse bedelini fazlasıyla ödediler zaten.
ERMENİLERİN HOCALI SOYKIRIMI
Zaten bu soykırımdır demeye en son Ermenilerin hakkı vardır. Savaş sırasında yaşananları bir yana bırakacaksak bunlar 1992`de Hocalı`da 1 milyondan fazla insanı yerinden ettiler, çoğunu da katlettiler. Önce onu dile getirmeniz gerekiyor.
ERMENİ BASINI: GÜL SOYKIRIMI KABUL ETSİN
Bu kampanya böyle devam ederken, Ermeni basını önce haber olarak verdi. Ama bir süre sonra Ermenistan`da 300 tane aydın `Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin düzelmesini istiyorsa Cumhurbaşkanı Gül`ün bu ispatlanmış olan bu soykırımı kabul etmesi gerekir` diye bir bildiri yayınladılar.
İMZA KAMPANYASI NEDEN BAŞLATILDI?
Gül`ün Ermenistan`a gitmesiyle başlayan durum Ermeni lobisini rahatsız etti. Eğer Türkiye ile Ermenistan ilişkileri iyi giderse, bu durum, bunu ticarileştiren Ermeni lobisinin işine gelmeyeceği için bu imza kampanyası başlatıldı..
TERÖR, TANIMA, TAZMİNAT VE TOPRAK İSTİYORLAR
4T devam ediyor: Birincisi terördü. Asala`yla önce dünyanın gündemine oturmak için diplomatlarımızı öldürdüler. Bu özür dileyenler mesela bizim diplomatlarımız için üzülmüyorlar
İkincisi tanıma... Soykırımın tanınmasını istiyorlar.
Üçüncüsü tazminat
Dördüncüsü de toprak... Türkiye`nin 16 ilini batı Ermenistan olarak görüyor ve orayı talep ediyorlar
TARİHÇİLERİN DEĞİL, PAMUK`UN SÖZÜNE BAKIYORLAR
2005 yılında bu soykırım tasarısı kongreye geldiğinde ben de oradaydım. Soykırım iddiaları gündeme geldiğinde Türkiye`yi destekleyen bir milletvekili `Yeter artık Türkiye bizim müttefikimiz deliliniz var mı?` dedi. İddiayı ortaya koyan milletvekili `delilimiz yok ama onların ödüllü yazarı Orhan Pamuk da mı yalan söylüyor` diye yanıtladı. Tasarıyla hiç ilgilenmeyen milletvekileri bile `kendileri itiraf ediyorsa` diyerek ilgilenmeye başladılar. Dolayısıyla aklı başında araştırma yapan tarihçileri konuşturmuyorlar. Elif Şafak gibi, Orhan Pamuk gibi, Taner Akçam, Halil Berktay gibi kişilere söyletiyorlar.
KEZBAN HATEMİ VE ADALET AĞAOĞLU HAKKINDAKİ GERÇEKLER
Soykırım iddiasını 20 yıldır araştıran Azeri kökenli tarih araştırmacısı Giresun Üniversitesi Rektör Yardımcı Prof. Dr. Aygün Attar Adalet Ağaoğlu ve Kezban Hatemi hakkında bilinmeyenleri açıkladı.
İkisinin de Azeri kökenli olduğunu söyleyen Attar nasıl oldu da Hocalı katliamını görmezden gelip o bildiriye imza attığını sordu.
TOPLU MEZARLARDAN ERMENİ DEĞİL, TÜRK ÇIKTI
Ermeni lobisi Türkler Ermenilere soykırım yaptı diyor ama gerçek tam tersi...
Yıllardır Ermenilerin katlettiği Türkler`in mezarlarını araştıran Atatürk Üniversitesi Türk-Ermeni İlişkiler Araştırma Merkezi Başkanı Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu tarihi tamamen tersine çevirecek açıklamalarda bulundu. Katliamın Türkler tarafından değil Ermeniler tarafından yapıldığını söyledi.
Kürkçüoğlu şunları söyledi:
ERMENİLERİN İHANETİ YÜZÜNDEN RUS CEPHESİNDE ŞEHİT VERDİK
Erzurum Türk katliamının yaşandığı bir yer. 1914 öncesi olaylara baktığımız zaman 1828 Osmanlı Rus savaşıyla başlatmak lazım. Ermenilerin ilk ihaneti o zaman başlamıştır. Hatta Puşkin`in eserlerine bile yansımış bu ihanet... Ruslar`a istihbarat bilgisi veriyorlar Ermeniler. 8-9 Kasım`da 500`e yakın şehit veriyoruz. Dünya Savaşı başlar başlamaz Ermeniler Çar 2. Nikolay`a başvuruyorlar.
SARIKAMIŞ FACİASI`NDA ERMENİ İSTİHBARATI
Yoğun bir şekilde Rus ordusu içinde Ermeni birlikleri yer alıyor ve Allahuekber ve Sarıkamış faciası yaşanıyor. Ruslar kış geçsin o zaman saldırırız diye düşünürken, Ermenilerin İstihbaratıyla Allahuekber ve Sarıkamış faciası yaşanıyor.
10 BİN VANLI`YI KESTİLER
Van`da 1896`da büyük bir katliam var. Erzurum`da, Çorum`da, Maraş Seysun`da, Bitlis Sason`da birçok katliam yapılmış... Ve asıl tehcir kanunu çıkarılmadan önce 1915 öncesi Ruslar ve Ermenilerle işbirliği ile Van`ın yerli halkı katlediliyor. Van`ın İçkale bölgesinde 10 bine yakın Türk ahali katlediliyor. Van valisi Cevdet Bey`in telgrafında diyor ki: `30 bin kişilik birliğe karşı halkı korumak için batı bölgelerimize gönderelim.` Yani Müslüman Türkler korunmak için yerlerinden yurtlarından kaçıyorlar. Doğu`da Ermenilerin katliamından korunmak için Erzurum, Van`dan yoğun bir şekilde Toroslar Bölgesi`ne yoğun bir göç vardır.
TOPLU MEZARLARDAKİ TÜRK İZLERİ
Bulduğumuz toplu mezarlardakileri Türkler`e ait olduğunu ispatlayan şeyler var: Ay yıldızlı sigara tabakası, Türk evlerinde kullanılan mutfak eşyaları, Kuran`ı Kerim`ler, o dönemde kullanılan paralar... Bir de canlı tanıklar var, yakın tarih olduğu için...
Tanıkların ifadesiyle mezarları elimizle koymuş gibi bulduk. Bunlar bilimsel kazılardır. Türk ve yabancı bilim adamlarının nezaretinde yapılmıştır.
ALACA KAZISINDAKİ CANLI TANIK: İSMAİL AMCA
Alaca kazısında o dönemde 7 yaşında olan canlı şahit İsmail Amca bize yer gösterdi. İsmail Amca`nın ifadesine göre 9 Mart 1915`te köyümüzü Taşnak çeteleri bastı. Evde annem, ben ve küçük kardeşim vardı. Bizi köy meydanına topladılar. Annem `ben sizi kurtaracağım. Ağrınız sızınız ne kadar fazla olursa sakın ses çıkarmayın` dedi. 4 bir yandan kurşunlar başlıyor. Anne şehit düşüyor, iki çocuğunu altına alıp kurtarıyor.
internethaber
*****
Ermeniler 2 milyon kişiyi katlettiler
Ermenilerin sadece 1914`ten 1919`a kadar bir milyondan fazla Müslümanı katlettiği ve bu zulümden kaçarken ölenlerle birlikte iki milyon insanın katledildiği görmezden geliniyor.
ayrıca,
Hocalı katliamını sen unutsanda yaşayanlar unutmuyor.. Ermeniler hemde 1992 yılında korkunç bir katliam gerçekleştirmiştir.
Memmedov, “Ermenilerin, Türk dünyasına beslediği düşmanlığın her platformda anlatılması gerekiyor. Türkiye’nin her bir yerinde Hocalı Katliamı’nı anlatan anıtlar dikilmeli, konferanslar düzenlenmeli. Tüm Türk dünyası sesini yükseltmeli”
Yunan ve Kuduz Diasporası Ermenilerle her gün yatıp kalkıp sabah akşam Ulu Türk Milletine olan düşmanlıkla besleniyorlar. Kimse kendini kandırmasın bu milletler hem dış güçlerin hem kendilerinin siyasi çıkarlarıyla asla senle dost olmaz , Yunanlı ve Ermeni dostalrının olması birşeyi değiştirmez ki bu doğaldır hepimiz insanız, bizimde dolu böyle dostumuz var. Hangi milletten olduğunun bir önemi yoktur arkadaşlıklarda herkes insan , ancak ülken için ortaya koyacağın tepki siyasi boyutta bu olmamalı. Ermeni ve Yunanlılar seni katil barbar ve soykırımcı ilan ettiriyor diasporasına ve milletçe destekliyorlar, kendileri bundan daha beter sıfatlara layık oldukları halde bazıları daha dostluğun ne olduğunu anlayamamış.
Unutma asıl dostun Tanrıdır, ülkendir ve milletindir ve unutmadan İnsandır. Hepsini beyninin ince damarlarından, neronlarla ışık hızıyla geçirecek kadar zeki olan anlar.
Memmedov, “Ermenilerin, Türk dünyasına beslediği düşmanlığın her platformda anlatılması gerekiyor. Türkiye’nin her bir yerinde Hocalı Katliamı’nı anlatan anıtlar dikilmeli, konferanslar düzenlenmeli. Tüm Türk dünyası sesini yükseltmeli”
Yunan ve Kuduz Diasporası Ermenilerle her gün yatıp kalkıp sabah akşam Ulu Türk Milletine olan düşmanlıkla besleniyorlar. Kimse kendini kandırmasın bu milletler hem dış güçlerin hem kendilerinin siyasi çıkarlarıyla asla senle dost olmaz , Yunanlı ve Ermeni dostalrının olması birşeyi değiştirmez ki bu doğaldır hepimiz insanız, bizimde dolu böyle dostumuz var. Hangi milletten olduğunun bir önemi yoktur arkadaşlıklarda herkes insan , ancak ülken için ortaya koyacağın tepki siyasi boyutta bu olmamalı. Ermeni ve Yunanlılar seni katil barbar ve soykırımcı ilan ettiriyor diasporasına ve milletçe destekliyorlar, kendileri bundan daha beter sıfatlara layık oldukları halde bazıları daha dostluğun ne olduğunu anlayamamış.
Unutma asıl dostun Tanrıdır, ülkendir ve milletindir ve unutmadan İnsandır. Hepsini beyninin ince damarlarından, neronlarla ışık hızıyla geçirecek kadar zeki olan anlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
bi birey olarak isim ya da rumuz yazın !..